02.02.2026 17:55

CHP'nin barış ve demokrasi konferansı: Bu çiçek bahar getirir mi?

İktidarın bu buluşmadan rahatsızlığı, pazartesi günü kalemlerinin mürekkebinden damlıyordu. Süreci muhalefeti parçalamanın aracı olarak kullanma niyetini ortaya koymaktan çekinmeyenlerin oyununu bozmak için böylesi adımlar ön açıcı.

CHP'nin barış ve demokrasi konferansı: Bu çiçek bahar getirir mi?

Fotoğraf: CHP

Okan Evrim
[email protected]


İstanbul — Sınırın öte yanında Ankara'dan ve Batı'dan aldığı destek ve icazetle 2024 sonunda 12 günde Şam'a, 2025 boyunca da Alevilerin ve Dürzilerin gırtlağına çöken cihatçıların yeni yıldaki hedefi Kürtler oldu. Kravat gibi istisnalar el Kaide'yi bozmuyor; Batı da zaten Suriye iç savaşı boyunca bu cihatçıların kaidesi olan savaş suçlarına pek bozulmuyordu. Zira ulusal ya da uluslararası hukuksuzluk ‘yeni normal'.

İsrail ile Şam'ın yeni sahiplerinin Paris'te masaya oturmasıyla ilk şimşekleri çakan ve Türkiye'deki ‘süreci' de yakından ilgilendiren ‘Ocak fırtınası', uyulmayan ateşkesler sonrası 30 Ocak'ta, Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan yeni bir ateşkes ve kademeli entegrasyon mutabakatıyla bir nebze de olsa duruldu. Bazı Arap aşiretlerinin taraf değiştirmesinin de etkisiyle SDG'nin uzun süredir kontrolünde bulunan stratejik su ve enerji kaynaklarını, doğal gaz ve petrol sahalarını kaybettiği ve elinin zayıfladığı bir dönemde varılan bu kırılgan mutabakat, Kürtler için 8 Aralık 2024 ve 10 Mart 2025'teki pozisyonların gerisinde, ülkede iç savaşın başladığı mart 2011'in ise oldukça ilerisinde sonuçlar öngörüyor. SDG sözcüleri mutabakatı “Ülkede topyekûn bir Kürt-Arap savaşının önüne geçmek için” kabul ettiklerini söylerken; “Zafer mi yenilgi mi” ve “Sorumlu kim” tartışmaları, Kobanê için Türkiye'de toplanan yardımların siyasi iktidar tarafından Suruç'ta bekletildiği hafta sonu boyunca devam etti. SDG'nin Haseke'de üç tugaydan oluşan bir tümen, Kobanê'de de Halep'teki bir tümene bağlı bir tugay şeklindeki entegrasyonu, Haseke valisi ve savunma bakan yardımcısı belirlemesi gibi Ankara'yı memnun etmeyen maddelere karşın iktidar medyasındaki sevinç gösterileri, ümmetçi bir yaklaşımla “Türk-Kürt-Arap ittifakı” olarak propaganda edilen süreçte Kürt'e reva görüleni de bir kez daha gösterdi. Ekranlardaki haritalar yeşile boyanırken İsrail'in mavisine pek de dikkat çekilmedi.

CHP'nin ‘Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı'

Hafta sonu hem Suriye hem de Türkiye'deki sürece dair önemli tartışmaların yürütüldüğü bir diğer sahne ise sınırın bu tarafındaydı. Süreç komisyonunun İmralı heyetine üye vermemesi nedeniyle Kürt siyasi çevrelerinden sert eleştirilere maruz kalan CHP, ‘kent uzlaşısı' soruşturmalarının tutuklu tek belediye başkanı olan, yerine kayyım atanan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın önerisiyle İstanbul Kongre Merkezinde ‘Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı' düzenledi. Şahan ve CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun mesajlarının aktarıldığı, CHP Lideri Özgür Özel'in açılış konuşmasını yaptığı konferans, programa uygun şekilde tamamlanması için yemek arası hariç neredeyse soluksuz sürdü. Katılımdaki çeşitlilik kadar katılmayanlarla da dikkat çekti bu konferans. DEM Parti ve EMEP'ten YRP ve Saadet'e, İHH'den Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasına, akademinin önemli uzmanlıklara sahip temsilcilerine geniş bir yelpazeden katılımcılar, görüşlerini saygılı bir ortamda yapıcı bir üslupla aktardılar. Yine Yılmaz Güney'in eşi Fatoş Güney, Sırrı Süreyya Önder'in kızı Ceren Önder Kandemir, Hrant Dink'in eşi Rakel Dink, Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi dahil saymakla bitmeyecek değerli isimler buluşmanın parçasıydı. İsmi programda yer alan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ın katılmaması pek şaşırtıcı olmasa da en çok göze çarpanlardandı. TİP Milletvekili Ahmet Şık, mazeret bildirerek katılmamıştı. Öte yandan konuşmacılar arasında CHP'nin daha ‘milliyetçi, ulusalcı' diye bilinen kesiminden bir temsilcinin yer almadığını da belirtmek gerekir.

Özgür Özel'den güçlü mesajlar

Cumhur İttifakının Kürt'e içeride “kardeş”, dışarıda “savaş” dediği bir dönemde düzenlenen konferans, CHP'nin ne dediğinin en yetkili ağızlardan ortaya konulması açısından da önemliydi. Özel'in “Türkiye'deki Kürtleri de Suriye'deki akrabalarını da inciten hiçbir politikaya boyun eğmedik, eğmeyeceğiz” sözleri, Suriye Kürtlerinin uluslararası alanda yalnızlaştırıldığı bir dönemde oldukça kıymetliydi. Yine Özel'in “Suriye'de yaşananlar Türkiye'nin barış sürecini asla sekteye uğratmamalı, tam tersine hızlandırmalıdır” çağrısı, iktidarın “ortak rapor” yazımını uzattığı bir dönemde önemliydi. CHP'ye göre “Komisyona zaman kaybettirmek, Türkiye'nin demokratikleşmesine ve barışına zaman kaybettirmek” demek. Yine Özel'in “Sürece büyük bir sabotaj” olarak nitelendirdiği 19 Mart operasyonuna ve “Türkiye'nin barışına karşı açıkça bir darbedir” dediği “kent uzlaşısı” soruşturmalarına ve kayyımların koltuk işgali sürmesine rağmen ısrarla barışın yanında durduklarını, komisyonda yer almayı sürdürdüklerini vurgulaması DEM Parti ve Kürtlerle “gönül bağlarını” güçlendiren mesajlardı.

İmamoğlu: Kürtleri kimlik, dil ve kültürleriyle tanıyalım

CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun Kürt meselesinin çözümüne dair önerilerini ise Silivri'deki hücresinden gönderdiği ve yapay zeka ile seslendirilen mesajından dinledik. İmamoğlu çözüm için, “Ülkede eşit yurttaşlık, bölgede kardeşlik ve hem ülkede hem de bölgede refahı artırma” önerisini sundu. Resmi ve eğitim dilinin Türkçe kalması koşuluyla “Kürtleri kimlikleriyle, dilleriyle, kültürleriyle tanıyalım. Okullarımızda Kürtçenin, Kürt tarihinin ve edebiyatının öğrenilmesinin önünü açalım” çağrısında bulundu. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ise paralel şekilde sınır kapılarının açılmasını, Suriye ve Irak'taki Kürtlerle ticaretin geliştirilmesini önerdi. Bunlar elbette Kürt halkının talepleriyle birebir örtüşen öneriler değil ancak CHP'nin çözüm iddiasını ve sözünü açıktan söyler hale gelmesi açısından önemli adımlar.

Ahmet Özer: CHP ile barışmadan bu ülkeye barış nasıl gelecek

“Kent uzlaşısı” davasında “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in iktidara tepki gösterdiği konuşması en çok alkış alanlar arasındaydı. “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diye soran Özer, Selahattin Demirtaş, Tayfun Kahraman ve Can Atalay'ı da andı. Demokratikleşme vurgusu da yaparak, “Bu şekilde nasıl barış getireceksiniz? Siz demiyor musunuz ‘CHP de CHP' diye? CHP ile barışmadan bu ülkeye barış nasıl gelecek” sorularını yöneltti.

İktidarın bu buluşmadan rahatsızlığı pazartesi günü medyasındaki kalemlerin mürekkebinden damlıyordu. Süreci muhalefeti parçalamanın bir aracı olarak kullanma niyetini başından beri açıkça ortaya koymaktan çekinmeyenlerin oyununu bozmak için böylesi adımlar ön açıcı. Ancak bunun bir mücadele ortaklığına da dönüşmesi gerektiğini unutmamak gerekiyor. Tüm konuşmacıları salonda dinleyen Özel'in kapanış konuşmasından alıntıyla noktalayalım: “Biz bugün bir adım attık. Belki sürecin ortasında bir yerde bir başlangıç daha yaptık. Elbette bir çiçek açtı diye bahar gelmez ama her baharın başlangıcı bir çiçeğin açmasıyla başlar.”

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!