24.01.2026 04:49

Persepolis ve İran sokaklarında yükselen ses

Persepolis, kaçmanın ya da uzaklaşmanın gerçek bir kurtuluş olmadığını gösterir. Baskı yalnızca bir ülkeye ait değildir; sistematik ve yapısaldır. Bugün İran'da yaşanan protestolar da Persepolis'te anlatılan sürecin devamıdır.

Persepolis ve İran sokaklarında yükselen ses

Persepolis (2007) filminden ekran görüntüsü (IMDb)

Nazlıcan BİLİR
İstanbul Üniversitesi

Persepolis, İran’da İslamcı rejimin kuruluşunu ve bu rejimin toplum üzerinde yarattığı çok katmanlı baskıyı küçük bir kız çocuğunun gözünden anlatır. Film; müzik dinlemenin suç sayıldığı, kadın bedeninin denetim altına alındığı, düşünmenin ve sorgulamanın bastırıldığı bir düzeni gündelik hayatın içinden gösterir. Bu anlatı geçmişte kalmış bir hikâye değildir; aksine bugün İran’da süren protesto dalgalarını anlamak için güçlü bir zemin sunar.
Filmin ilk sahnesi Avrupa’daki bir havaalanında geçer. Yetişkin Marjane’i görürüz, ardından hikâye çocukluğuna doğru akar. Bu anlatı yapısı, filmin temel meselesini en baştan kurar: aidiyet, kopuş ve geri dönüş. Avrupa sahnelerinin renkli, İran anlatısının ise siyah-beyaz olması yalnızca estetik bir tercih değil; aksine baskının, daralan hayatların ve tek tipleştirilen bir toplumun görsel yansımasıdır.
Korku gündelik hayatın bir parçası hâline geliyor.
Şah rejimine karşı duran muhalif bir ailenin çocuğu olan Marjane, bu politik atmosferle iç içe büyür. Bağımlılığa, yoksulluğa ve baskıya karşı yükselen halk hareketini umutla karşılar. Marjane’in dünyayı erken yaşta sorgulayan, adaletsizliğe itiraz eden bir çocuk olarak büyümesi bu politik atmosferle doğrudan ilişkilidir. Onu çocukluğundan yetişkinliğine kadar sorular soran, öğretmenlerine itiraz eden, haksızlığı sezdiği anda ses çıkaran bir karakter olarak izliyoruz.
Şah’ın devrilmesiyle birlikte halk, eşitlik ve özgürlük bekler. Ancak beklenen şey gerçekleşmez. Teokratik ve otoriter bir rejimin kurulmasıyla üniversiteler iki yıl kapatılır, kadınlara zorunlu örtünme getirilir, eğitimde cinsiyet ayrımcılığı yapılır, muhalifler susturulur ve idam edilir. Devrim, halkın yararına olmaktan çıkar. Böylece devrimden sonra filizlenen tüm umutlar yerini derin bir hayal kırıklığına bırakır. Marjane’in okulda yaşadıkları, bunun en net göstergesi olur. Öğretilenleri sorguladığında cezalandırılır, susturulur, itaate zorlanır. Rejim yalnızca yetişkinleri değil, çocukları da denetim altına alır. Müzik kasetlerinin yasaklanması, ahlak polislerinin kadınları sokakta durdurması, korkunun gündelik hayatın sıradan bir parçası hâline gelmesi filmin en çarpıcı sahneleri arasındadır. Bu baskı yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve duygusaldır da.

Acı, yalnızlık ve yabancılaşma

İran-Irak Savaşı sırasında ölümler “şehitlik” söylemiyle kutsanır. Rejim, acıyı ve kaybı bir araca dönüştürür. Marjane’in ailesi bu araca mesafelidir. Filmde geçen “sokak isimlerinin bir mezarlığa dönüşmesi” ifadesi hem savaşın hem de rejimin yarattığı toplumsal yıkımı simgeler. Artan baskı nedeniyle Marjane, ailesi tarafından Avusturya’ya gönderilir. Bu karar onu korumak içindir. Fakat bu durum derin bir kopuşu da beraberinde getirir. Bu kez de orada yabancılaşma, yalnızlık ve kimlik bunalımıyla karşılaşır. “Nerelisin?” sorusuna “Fransızım” cevabı verdiğini görürüz.
Viyana yıllarında farklı evlerde kalır, âşık olur, ilk cinsel deneyimini yaşar. Biçimsel olarak özgürdür ancak içeride derin bir suçluluk taşır. Sevdikleri savaşın ve baskının ortasındayken, kendisi “gününü gün eder” ama bu rahat hayat ona eksik ve yabancı gelir. Bu yüzden İran’a geri döner. Oraya gittiğinde rejimin daha da sertleştiğini görür. Kendi sözleriyle: “Avusturya’da bir yabancıydım, şimdi kendi ülkemde de bir yabancıyım.” der.

Kadınlara yalnızca erkekler üzerinden rol biçiliyor

Film, bu dönemde kadınların nasıl ikinci sınıf vatandaş hâline getirildiğini ve bunun bir sisteme oturtulduğunu gözler önüne seriyor. Polisin tacizciye “Senin annen ya da kız kardeşin yok mu?” sorusu üzerinden kurdurmaya çalıştığı empati; kadının bir birey olarak değil, ancak bir erkeğin yakını olduğu ölçüde değer gördüğünün somut bir kanıtıdır. Marjane, annesi ve büyükannesinden aldığı bilinçle bu düzene itiraz eder. Derse yetişmek için koşarken polis onu “arka tarafının müstehcen bir biçimde sallandığı” gerekçesiyle durdurduğunda, polise “O zaman siz de bir zahmet kıçıma bakmayın!” diye çıkışması ya da erkekler istedikleri gibi giyinirken kadınların daha uzun başörtüsü takması hakkında okulda verilen ahlak derslerinin birinde “Neden erkekler daha kısa başörtüsünden tahrik olurken, bir kadın olarak onların dar kıyafetleri beni etkilemesin?” diye tepki göstermesiyle sisteme nasıl kafa tuttuğunu görürüz.
Üniversite yıllarında Rıza ile baskı sonucu yaptığı evlilik, ne kadar dirense de sistemin hayatına nasıl sızdığını gösterir. Boşanmak isteyen Marjane bu düşüncesinden arkadaşına bahseder ama arkadaşı ona boşanmaması için nasihat vermeye başlar. Arkadaşının ablası geçen yıl boşandığını ve o günden itibaren toplumun farklı kesimlerinden birçok erkeğin sistematik olarak tacizine uğradığını anlatır. “Bakire olmadığına göre dul bir kadın reddetmez sanılıyor.” sözleriyle toplumun boşanmış ya da dul kadına bakış açısı gözler önüne seriliyor. Marjane bu noktada da en büyük desteği büyükannesinden alır ve kısa bir süre içinde bu evliliği bitirir. Sonrasında karakterimiz Fransa’ya tekrar ve temelli gider. Film, Fransa havaalanında tekrar renklenir. Ancak bu renklenme mutlu bir son değil, bir kaçıştır.

Kaçmak gerçek bir kurtuluş mu?

Persepolis, kaçmanın ya da uzaklaşmanın gerçek bir kurtuluş olmadığını gösterir. Baskı yalnızca bir ülkeye ait değildir; sistematik ve yapısaldır. Bugün İran’da yaşanan protestolar, Persepolis’te anlatılan sürecin devamıdır. Filmde de anlatıldığı gibi yoksulluk, yüksek enflasyon, işsizlik ve baskı bizi bireysel kaçışlara değil; bulunduğumuz yerde direnmeye, sorgulamaya ve dönüştürmeye çağırır. Marjane’in ailesinden miras kalan mücadele bilinci, bugün İran sokaklarında yeniden hayat bulmaktadır. Bu mücadele yalnızca İran halkının değil; baskıya, sömürüye ve otoriterliğe karşı direnen tüm halkların ortak mücadelesidir. Yaşasın halkların mücadelesi, yaşasın enternasyonal dayanışma!

(Genç Hayat)
31.01.2026 01:31

Şampiyonlar Ligi’nde play-off maç takvimi belli oldu: Galatasaray, Juventus ile 17 ve 25 Şubat’ta karşılaşacak

UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 play-off turu maç takvimi belli oldu. Galatasaray, ilk maçta 17 Şubat’ta Juventus’u konuk edecek, rövanş mücadelesi 25 Şubat’ta İtalya’da oynanacak.

Şampiyonlar Ligi’nde play-off maç takvimi belli oldu: Galatasaray, Juventus ile 17 ve 25 Şubat’ta karşılaşacak

Fotoğraf: UEFA

01.02.2026 17:49

Suriye'de '30 Ocak Anlaşması' yarın yürürlüğe girecek: Takvim nasıl işleyecek?

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile  HTŞ arasında varılan anlaşmanın hayata geçirilmesine yönelik takvimin yarın başlaması bekleniyor. Belirlenen takvim çerçevesinde askeri ve idari entegrasyon için adımların atılacağı ifade ediliyor.

Suriye'de "30 Ocak Anlaşması" yarın yürürlüğe girecek: Takvim nasıl işleyecek?

Fotoğraf: MA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!