Antakya Sevgi Parkı'ndaki ağaç katliamı!
"Mevcut iktidar belleksizliği dayatmanın ötesine geçerek akışkan çamur bir belleği yerleştiriyor şehre. Öyle bir eşik ki bu; siyah torbalara doluşturulup döküm alanlarına taşınan bir Antakya düşünün!"
Fotoğraf: Evrensel
Önder Karataş
[email protected]
“Kalktı tiren.
Sağda bozkır ağaçlanmıştı.
Akasyaydı çoğu.
Korkak, kuşkulu ve tereddütlüydüler.
Halbuki cesurdur akasyalar.
Ve kanaatkarlıkta geçtikleri halde develeri
Bu toprakta tutunabilmek için
Ankara’da bir müteahhit kadar para yemişti her biri.” (Nazım Hikmet – Memleketimde İnsan Manzaraları)
Akşamüstü telefon çaldığında –ki bu saatlerde öyle iyi haberlere işaret olmazdı hiç- gergin ve kesik kesik soluyan arkadaşın sesi geliyordu. Büyükşehir Belediyesinin kepçeleri, şehrin Asi Nehri kıyısındaki az sayıdaki yeşil alanlarından biri olan Sevgi Parkı’na dalmış; çınar, zeytin, çam önüne ne geldiyse söküp nehre atıyor.
Bir şeyler yapmalıyız!
Bu katliamı durdurmalıyız!
Telefon kapanınca öfke, insan akıl ve bedeninin sınırlarını zorlayan bu sıcak haber, insan bilincine bir köz gibi yerleşiyor. İnsan bilinci hep bu türden yakıcı birikimlerle biçimleniyor galiba.
Daha önceki hafta aynı parkın sınırları içerisinde yaya köprüsü “kendiliğinden” yıkılıvermişti. Ölen yok, yaralı yok! Burada “paçayı kıl payı kurtaran” güzergâhı günlük kullanan mahalle halkı mı, yoksa bu işin vebalini taşıyacak Defne ve Hatay Büyükşehir Belediyesi mi? Belediyelerin rahat bir nefes aldığı anlaşılıyor ki; konuya dair herhangi bir açıklama yapmış değiller.
Anlaşılan şu ki; 2002 yılı ve sonrası inşaata dayalı sermaye birikim modeli; yerel yönetimlerin “imar ve fen işleri” birimlerinin açtığı alanda semirirken, 6 Şubat 2023 sabahında birkaç saniyede can pazarına dönüşmüştü.
Bu depremin ve can pazarının insan bilincinde edindiği yer açısından baktığımızda; depremin üçüncü yılında belediye eliyle sökülen “üç beş ağaç” lafı bile olmayacak bir ayrıntıya dönüşüyor.
Sökülen kimi çınar ağaçları Gezi ve deprem sürecinde yitirilen insanların anısına dikilmişti. Bu haliyle ağaçlar, bir doğa parçası olmanın yanında, bir belleğin de taşıyıcısıydılar.
Mevcut iktidar belleksizliği dayatmanın ötesine geçerek akışkan çamur bir belleği yerleştiriyor şehre. Öyle bir eşik ki bu; siyah torbalara doluşturulup döküm alanlarına taşınan bir Antakya düşünün! Bu herhangi bir şehir de olabilir.
Her birimize hayatta kaldığına; bu şehirde elektriksiz, susuz, yolsuz, nefessiz yaşayabildiğimize şükretme çaresizliği dayatılıyor.
Bu zoraki tevekkül halinin şehri epey sessizleştirdiği de muhakkak. Üstelik iktidar bazen bir kepçeyle de görünür hale gelirken, kolu kanadı kırık bir halkın asgari barınma ve geçinme derdi önceliğini dayatıyor. Bir ağacın kuruduğu, bir akarsuyun kirlendiği gerçekliği bu bilinçte ya yeni halkalar üretmiyor ya da buradaki kendiliğinden kolektif bilinç, içe doğru kapanarak aslında yeni halkaları erteliyor.
Bu şehirde yaşamını sürdüren insanlar olarak şunu biliyoruz; bir hiçlikte geziniyoruz. Bu hiçliğin sınırları bir kepçeyle genişletilirken bu katli yapanın eli bile titremiyor!
Evrensel'i Takip Et