13.01.2026 07:02 / Güncelleme: 10:07

Çocuk cezaevleri: Islah etmek için değil, suça itmek için kurmuşlar

Resmi verilere göre 1 Aralık 2025 itibarıyla cezaevlerinde toplam 4 bin 666 çocuk bulunuyor; bunların 1.259’u hükümlü, 3.407’si ise tutuklu. Üç günlük haber dizimizin bugünkü bölümünde Barış anlatıyor

Çocuk cezaevleri: Islah etmek için değil, suça itmek için kurmuşlar

Fotoğraf: MA

Eylem Nazlıer
[email protected]


“Koğuş dokuz kişilikti ama yirmi çocuktuk. Yemek de dokuz kişiye gelirdi. Mümessil ve yanındakiler önce tabaklarını doldururdu; bize bir kaşık düşerdi. Sofra kurulduğunda yemek savaşı başlardı.”

“Koğuşlarda özellikle mümessil, ailelerin gönderdiği parayla kantinden alışveriş yapan çocukların yiyeceklerine el koyar, çocuğun bunlara dokunmasına bile izin vermezdi. El koyduğu yiyecekleri kendisi yerdi; gardiyanlara şikayet etmek ise mümkün değildi çünkü mümessillerin gardiyanlarla arası iyiydi.”

Bu sözler, siyasi bir suçlamayla Maltepe F Tipi Çocuk Cezaevinde tutulan 17 yaşındaki Barış’a ait. Barış, cezaevinde kaldığı süre boyunca yaşadıklarını ve tanık olduğu hak ihlallerini Evrensel’e anlattı. Resmî verilere göre 1 Aralık 2025 itibarıyla cezaevlerinde toplam 4 bin 666 çocuk bulunuyor; bunların 1259’u hükümlü, 3 bin 407’si ise tutuklu. “Islah” adı verilen sistemin içinde çocuklar ne yaşıyor, cezaevleri çocukları gerçekten topluma mı kazandırıyor, yoksa onları daha derin bir karanlığa mı itiyor? Barış’ın anlattıkları, bu soruların yanıtını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Üç günlük haber dizimiz kapsamında çocuk cezaevlerinde kalan çocuklarla ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneğinden (CİSST) Avukat Cansu Şekerci’yle konuştuk. Dizinin bugünkü bölümünde Barış anlatıyor.

"Kapıdan girer girmez psikolojik baskı başlıyor"

Maltepe F Tipi Çocuk Cezaevinde iki ay kalan 17 yaşındaki Barış, tutuklanmasının ardından cezaevine girişte yaşadıklarını anlatıyor:

“İlk girdiğimizde, kayıt yapılana kadar giriş kısmında küçük bir nezaret var. Oraya sokuyorlar. Kilit vuruyorlar. Psikolojik şiddet orada başlıyor.”

Barış’ın anlatımına göre çocuklar, bu ilk bekletme alanından sonra “mahkum kayıt” bölümüne götürülüyor. Burada parmak izi, fotoğraf, göz taraması ve çeşitli kimlik kontrolleri yapılıyor. Kayıt işlemlerinin ardından çocuklar, kabul bölümünün yanındaki tahta platforma çıkarılıyor ve detaylı aramadan geçiriliyor. Barış, bu aşamayı şöyle tarif ediyor: “Üst araması çok detaylı yapılıyor. Kıyafet çıkarmıyoruz ama üstten öyle bir arıyorlar ki rahatsız oluyorsun ama sesini de çıkaramıyorsun."

"Bir gün sonra koğuş doldu"

Aramanın ardından çocukların yönlendirildiği ilk yer geçici koğuş. Barış, cezaevine girişinin ilk gününde A-1 olarak adlandırılan geçici koğuşta kendisiyle birlikte yalnızca bir çocuk olduğunu, ertesi gün sayının hızla arttığını ifade ediyor:

“İlk girdiğimde benimle birlikte sadece bir çocuk vardı. Ertesi gün sayımız 15 kişiye çıktı. O an fark ettim: Avrupa ve Anadolu yakasından her gün bu kadar çok çocuk tutuklanıyor.”

"Dokuz kişilik koğuşta 20 kişi kaldık"

Cezaevinde toplam 36 koğuş bulunduğunu belirten Barış, 9 kişilik koğuşlara 20 çocuğun yerleştirildiğini söylüyor. Koğuşlarda suç türlerine göre herhangi bir ayrım yapılmadığını vurgulayan Barış, aynı koğuşta birbiriyle tamamen farklı suçlardan yargılanan çocukların kaldığını aktarıyor: “Siyasi suçtan gelen de vardı, cinayetten gelen de, hırsızlıktan, yaralamadan gelen de… Herkes aynı koğuştaydı” Koğuşlarda yaş aralığının da geniş olduğunu söyleyen Barış, 2009, 2010 ve 2011 doğumlu çocuklarla aynı yerde kaldığını belirtiyor.

"Gardiyan ananız da babanız da dediler"

Barış, “İçeri girdiğimizde bize öğretilen ilk cümle şuydu: ‘Burada gardiyan sizin ananız da babanız da.’ Bunu o kadar normal bir şey gibi söylüyorlardı ki. Ama anne baba dediğin çocuğunu korur. Haksızlığı görür, müdahale eder. İçeride öyle bir şey yoktu. Her aşamada şiddet ve kötü söz vardı” diye anlatıyor.

Barış’a göre bu söz, çocuklara güven vermek için değil; tam tersine, mutlak itaati dayatmak için kullanılıyordu. Çünkü içeride yaşananlar bu söylemin tam aksini gösteriyordu.

Barış’a göre cezaevindeki muamele; çocuğun dosyasının kabarıklığına, hırçın olup olmamasına ve gardiyanlarla kurduğu ilişkiye göre değişiyor. Bunu şöyle anlatıyor: “Cezaevine çok girip çıktığın için seni tanıyorlar, sen de gardiyanları tanıyorsun. Ağzın iyi laf yapıyorsa, hırçınsan, çok dosyan varsa ve gardiyanlarla aran iyiyse rahatsın. Ama sessiz, sakin ve ilk kez cezaevine düşmüşsen kötü davranılıyor.”

"Eşyalar gasbediliyor"

“Çocuklar arasında şiddet yaşanıyor muydu?” sorusuna Barış, cezaevindeki görünmez düzeni anlatarak yanıt veriyor:

“Çok garip bir çeteleşme ve örgütlenme var; çünkü hepimiz çocuğuz ama kimse durumun ciddiyetinin farkında değil. Koğuşlarda iki-üç aydır kalanlar da var, altı-yedi aydır kalanlar da. Bu süreler ister istemez gruplaşmalar yaratıyor.  Eğer kaldığınız koğuş kötüyse, koğuştan koğuşa alınırken çocuğa eşyalarını koyması için siyah bir poşet ve bir ekmek veriliyor. İşte o sırada bu ekmek ve eşyalar gasbediliyor. Çocuğun yeni kıyafetleri alınıyor, yerine yırtık pırtık kıyafetler veriliyor. Buna bizzat kendi koğuşumda tanık oldum. Ama ses çıkaramadım. Anlattıklarım yaşananların en basit kısmı.”

‘Hoş geldin’ dayağı

Barış, koğuşa ilk giren çocukların “hoş geldin” adı altında diğer çocuklar tarafından toplu şiddete uğradığını söylüyor. “20 kişi tarafından taciz de edilebilirsiniz, dayak da yiyebilirsiniz” diyen Barış, “Tutuklu kaldığınız süre boyunca mümessil tarafından bulaşık yıkama görevi de verilebiliyor. Bu görevi reddettiğinizde ise terbiyeci denilen bir kişi devreye giriyor. Terbiyeci, bir kişiyi hedef alıyor ve söylediklerini yapmayanların kafasına gözüne vuruyor. Eğer kişi karşı çıkarsa bu kez teşkilat dedikleri yöntem uygulanıyor. Teşkilat, bütün koğuşun tek bir kişiyi darbetmesi ve ardından mazgalın önüne atarak “Bu kişi koğuşun düzenini bozuyor” demesi anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Kamerasız odada işkence!

Barış, “Biri gardiyana gidip şikayette bulunduğunda ona ‘kaykaycı’ diyorlar. Kaykaycı olmak da annesine babasına küfür edilmiş sayılıyor” diyor. Şikayet sonrası ise bu çocuğun toplu saldırıya uğradığını ve gardiyanların bilerek olaya geç müdahale ettiğini söylüyor. Barış, kameradan tespit edilen çocukların bilekleri arkadan bükülerek yerde sürüklendiğini, “hazır kuvvet odasına” götürüldüğünü ve burada da şiddet gördüğünü anlatıyor. Barış, darbedilen arkadaşının kamerasız gardiyan odasında yere yatırılıp tekmelendiğine şahit olduğunu ifade ediyor.

"Koğuşlarda açlık vardı"

Barış, cezaevinde ciddi bir açlık yaşandığını söylüyor, “Dokuz kişiye çıkan yemeği 20 kişiye verip bununla doyun deniyordu. Bu da ister istemez içeride bir açlık savaşına yol açıyordu” diyor.

Yemeklerin hem miktar hem de kalite açısından yetersiz olduğunu vurgulayan Barış, “Yemeklerin tuzu, tadı, kalitesi çok kötüydü. Yenilecek bir düzeyde değildi. Ben sadece besin olsun diye yiyordum; vitamin, protein alayım diye. Yoksa gerçekten bir hayvanın önüne atsanız zor yerdi” ifadelerini kullanıyor.

"Cinsel saldırıya uğradığını anlattı ama bir şey yapamadım"    

Barış, avukat görüşü sırasında tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: “Avukat sırası bekliyordum. Normalde başka koğuşlardaki çocuklarla denk getirmezler ama o gün ne olduysa anlamadım, bazen gardiyanlar az oluyor bence bu yüzden o çocuğa denk geldim. O çocuğun da avukatı gelmişti, koridorda iki tane oturma yeri var, bildiğimiz banklar. Ben orada oturuyordum, o da geldi. Ufak bir sohbet ettik.”

Sohbet sırasında hangi koğuşta kaldığını sorduğunda aldığı yanıtın ardından durumu fark ettiğini söylüyor Barış: “Hangi koğuştasın diye sordum. ‘A-5’ dedi. Biraz daha sohbet ettik. Çocuk kıpkırmızıydı, bir şeyden korktuğu, dayak yediği belliydi. Bana ufaktan bir şeyler anlattı. Cinsel saldırıya uğradığını, koğuşta şiddet gördüğüne dair şeylerdi, bir şey diyemedim. O da tam ifade edemedi, dışlanma korkusuyla.”

"Koğuştaki çocukların çoğu okuma yazma bilmiyordu"

Cezaevinde çocukların en temel haklara erişimde dahi yalnız bırakıldığını anlatan Barış, koğuşta kalan birçok çocuğun okuma yazma bilmediğini ya da dilekçe yazamayacak durumda olduğunu söylüyor. Barış, bu durumun çocukları savunmasız bıraktığını vurgulayarak, imkanları elverdiğince arkadaşlarına yardımcı olmaya çalıştığını anlatıyor: “Çoğu çocuk okuma yazma ya da dilekçe yazmayı bilmiyordu. Benim siyasi olduğumu biliyorlardı. ‘Avukat ayarla’ diyenler oldu.”

"Cezaevi çocukları suça daha fazla itiyor"

Cezaevinde kaldığı süre boyunca koğuşta bulunan çocuklarla yaptığı konuşmaları aktaran Barış, yoksulluğun derinleşmesiyle birlikte çocukların daha erken yaşta suçla karşı karşıya kaldığını söyledi. Barış’a göre maddi imkanların azalması ve geçim koşullarının ağırlaşması, çocukları gayrimeşru işlere yönelten temel etkenlerden biri.

“Gelir düşünce, yoksulluk artınca ve iş bulmak zorlaşınca otomatik olarak gayrimeşru işlere bir yönelme başlıyor” diyen Barış, cezaevindeki çocukların büyük bölümünün çete dosyalarından tutuklu olduğunu anlattı. Barış, “İçeride gördüğüm kadarıyla çete dosyalarından yatan çocukların neredeyse hepsi bu yeni nesil ‘Daltonlar’, ‘Redkitler’ gibi yapılanmaların içinde. Bu gruplara üye olup 100 bin lira gibi paralar karşılığında bir mekan kurşunlayıp ya da birini yaralayıp cezaevine düşen çocuklar var” ifadelerini kullanıyor.

"Şiddetin böylesini görmedim"

Cezaevinde her aşamada şiddetin hakim olduğunu ifade eden Barış, uygulanan yöntemlerin ıslahla ilgisi olmadığını dile getirerek şunları söylüyor: “Eğer bu bir ıslah yöntemi ise ben böyle bir ıslahı bilmiyorum. Psikolojik şiddetle hiçbir insanın ıslah olacağını düşünmüyorum. Aksine bu süreç insanların karakterini bozuyor; cezaevi sonrası hayatlarını da olumsuz etkiliyor. Daha çok sinir hastalıkları, bipolar bozukluklar ve davranış bozukluklarını tetikliyor.”

Yoksul mahallelerde büyüdüğünü ve şiddetin pek çok türüne tanıklık ettiğini söyleyen Barış, cezaevinde yaşadıklarının kendisi için bambaşka bir yerde durduğunu vurguladı: “Şiddetin her türlüsünü görmüştüm ama bu kadarını hiçbir yerde görmedim. Burada gördüklerimi hiçbir zaman unutmayacağım.”

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.01.2026 02:06

Aylardır yoğun bakımda tedavi görüyordu: Fatih Ürek hayatını kaybetti

Aylardır yoğun bakımda tedavi gören şarkıcı Fatih Ürek, 59 yaşında hayatını kaybetti. Ekim ayında geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaldırılan Ürek, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Aylardır yoğun bakımda tedavi görüyordu: Fatih Ürek hayatını kaybetti

Fotoğraf: İşte Benim Stilim/Wikimedia Commons CC BY 3.0

01.02.2026 19:21 / Güncelleme: 23:24

Diyarbakır’da binler yürüdü | Bakırhan: Kürtler yüz yıllık statüsüzlük dayatmasına teslim olmayacak

Diyarbakır’da Rojava ile Dayanışma Günü yürüyüşüne binlerce kişi katıldı. Yürüyüşte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt halkının dil, kimlik ve statü mücadelesinden vazgeçmeyeceğini vurgulayarak iktidara seslendi.

01.02.2026 16:13

Hamaney'den ABD'ye mesaj: Savaş başlatırsa bölgesel bir çatışma olacağını bilmeli

ABD-İran gerilimine ilişkin konuşan İran dini lideri Hamaney, "ABD, savaş başlatırsa bu kez bölgesel bir çatışma olacağını bilmeli" dedi.

Hamaney'den ABD'ye mesaj: Savaş başlatırsa bölgesel bir çatışma olacağını bilmeli

Fotoğraflar: Wikimedia Commons | Kolaj: Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!