11.01.2026 05:08

Bitmeyen karşı saldırı

Bugün Donald Trump’ın etrafında öbeklenen sermaye hizipleri finansallaşmanın devamından, özelleştirmeden, devletin küçültülmesinden, refah devleti düşmanlığından, ulusal ve uluslararası hukukun işlevsizleştirilmesinden yana.

Bitmeyen karşı saldırı Fotoğraf: Ivan McGregor/AA

Erman Çete


ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlarından Lewis F. Powell Jr, Richard Nixon tarafından atanmadan önce, tarihe “Powell memorandumu” olarak geçecek gizli bir belge hazırlamıştı.

23 Ağustos 1971 tarihli metin, ABD Ticaret Odası için yazılmıştı. Baştan sona antikomünist hezeyanlarla dolu ve başlığı çok şey anlatan bu belge (“Amerikan hür teşebbüs sistemine saldırı”), Amerikan egemenlerinin “hımbıllığına” yönelik büyük bir öfke saçıyor ve hemen toparlanıp güçlü bir karşı saldırı örgütlenmediği takdirde solun ABD’deki ve dünyadaki sınıfsal hegemonyayı sarsacağı kehanetinde bulunuyordu. Komünizm, sadece Sovyetler, Çin veya komünist partilerle onların önderliğindeki sendikalar, işçi sınıfı hareketleri değildi: ABD tipi “refah devleti”ni mühürleyen Roosevelt imzalı New Deal politikaları da “bir tür sosyalizm” olarak hedefe konuyordu.[1] 

Bunların kafasına nasıl dank ettiğini duysanız şaşarsınız: General Motors’un otomobillerinin sorunlu olduğunu, şirketin kârlılığı güvenliğin önüne koyduğunu söyleyip tüketici hakları hareketinin başlaması dertlerinden biriydi; diğeri ise sigara tekeli Philip Morris’in avukatlığını yaptığı dönemde, sigara aleyhine yapılan kampanyalar resmen şirketlerin anayasal haklarını engelliyordu.

Peki Amerikan düzenine saldırının kaynakları nelerdi? Elbette komünistler, yeni solcular ve diğer devrimciler tüm siyasi ve iktisadi düzeni tamamen ortadan kaldırmak istiyordu. Ama eskisine göre daha iyi örgütlenmiş ve finans kaynakları gelişmiş olsa da, bunlar hâlâ azınlıktı. Muhafazakar yargıca göre paniklemeleri gereken esas kaynak başka yerdeydi, en rahatsız edici sesler, “Toplumun son derece saygın kesimlerinden” geliyordu: Üniversite kampüslerinden, minberlerden, medyadan, entelektüel ve edebi dergilerden, sanat ve bilim dünyasından ve politikacılardan.

Üniversiteleri zenginler fonluyordu (öğrencilerin neredeyse yarısının ABD’deki temel sektörlerin devletleştirilmesinden yana olduğu bir anket yargıcımızı şoke etmişti), medyayı zenginler finanse ediyordu, Kongre üyelerinin paralarını zengin bağışçılar sağlıyordu. Powell, bunu paradoksal buluyordu: Özetle, “Bizim paramızla bizi yok edecekler!” diyordu.

Bu panik halinin Powell’dan ibaret olduğu sanılmasın. Neoliberalizmin has babalarından Milton Friedman, Batı Toplumuna Karşı İdeolojik Savaş isimli bir kitaba yazdığı ön sözde, “Özgür toplumumuzun temellerinin, komünistler veya başka herhangi bir komplo tarafından değil, birbirlerini taklit eden ve farkında olmadan asla kasıtlı olarak desteklemeyecekleri amaçlara hizmet eden yanlış yönlendirilmiş bireyler tarafından geniş kapsamlı ve güçlü bir saldırı altında olduğu çok açık” diyordu. Amerikan dış siyasetinin becerikli ve gaddar ismi Henry Kissinger da benzer kanaatteydi. Özellikle Güney Avrupa ülkelerinin, Güneydoğu Asya’nın, Latin Amerika’nın sosyalizme “kaptırılması” ciddi bir endişeydi. 1950’lerde başlayan kapitalizmin “altın çağı”, ’60’ların sonuna gelindiğinde kârlılıkta büyük bir düşüşle sarsılmış, siyasi ve toplumsal hareketliliğin patlak vermesi, Vietnam ve Cezayir gibi ülkelerde yükselen dinamik ile birleşince egemen saflarda büyük bir panik yaratmıştı. Emperyalist sistem, kendi sahipleri açısından bakıldığında, temellerinden sarsılıyor gibi görünüyordu.

İşte büyük karşı saldırı 1970’lerde başladı ve dünya kapitalist sistemindeki “kılçıkları” birer birer temizleme hedefiyle çıktığı yolda düşe kalka bugüne kadar geldi.

“Neoliberalizm” diye bildiğimiz hamlenin, 2008 krizi ile birlikte ortadan kalktığı iddiası tam da bu nedenle bir hayli su götürür: Karşı saldırının iktisadi hatları elli senedir hayli direngen olduğunu kanıtladı. Bugün Donald Trump’ın etrafında öbeklenen sermaye hizipleri finansallaşmanın devamından (Örneğin emeklilik hesaplarının özel sermaye gruplarına açılması), özelleştirmeden (ABD’de devletin elinde kalan son unsurların da pazarlanması gündemde), devletin küçültülmesinden (Musk’un DOGE baltası akılda tutulsun), refah devleti düşmanlığından (Muhafazakâr-liberteryen ittifak için refah devleti zaten sosyalizmin kılık değiştirmiş hali), düşük (hatta sıfır) vergilerden, ulusal ve uluslararası hukukun işlevsizleştirilmesinden, egemenliğin ve seçimlerin ortadan kaldırılmasından yana. 1970’lerdeki karşı saldırı, tam da bu iktisadi ve siyasi engellerin ortadan kaldırılması için başlatılmıştı; kapitalist üretimin, pek de şaşırtıcı olmayan biçimde, kendi sonunu hazırladığına ilişkin belki de bilinçsizce bir egemen sınıf hissi, bir tür aristokratik isyanı tetiklemişti.

Bu Nietzsche’ci sözüm ona müesses nizam karşıtlığının cinsel, dinsel, ulusal, coğrafi, hatta biyolojik hiyerarşilere yeniden sarılması çelişkili değil. Bir tür teknoloji fetişi ile pompalanan yapay zeka, metaverse gibi teknolojiler ve trans-hümanizm gibi ideolojiler, Amerikanın yeni sermaye gruplarının yeni bir uluslararasılaşma eğilimine de hizmet ediyor: Teknoloji, bu sınıf için işçileri, renkli halkları, kadınları veya “kadınsı” unsurları uzakta tutmaya yarıyor. Tüm bunlar, “woke” politikalar nedeniyle gerilediği düşünülen “Batı medeniyetini” kurtarmak anlayışıyla birleşiyor. Beyaz, Hristiyan, erkek: Sosyal Darwinizmin dünyası, bunlara göre, 50 yıldır refah devletinin aleyhine çalıştığı bu hiyerarşileri kurtarma müjdesi veriyor.

Bu bağlamda, ABD’nin karanlık teknoloji şirketi Palantir’in Kurucusu Joe Lonsdale’in, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun Amerikan işgal güçleri tarafından kaçırılmasına bir X kullanıcısının yaptığı “Komünistler havaya uçurulmalı” yorumuna verdiği cevap, tüm bunları günümüze bağlıyor: “Aynen öyle. Palantir’i kurmak neyle ilgili sanıyordun?”[2] 


Dipnotlar:

  1. ^ Franklin Powell Jr., Attack of American Free Enterprise System, 1971, https://l24.im/Vk37
  2. ^ Daha sonra Inc. dergisine verdiği demeçte Lonsdale şöyle diyor: “Palantir’i kurdum ve en zeki arkadaşlarımdan oluşan büyük bir ekibi işe aldım. Amacımız, Batı medeniyetini düşmanlarımızdan, özellikle komünistlerden ve İslamcılardan korumak, aynı zamanda israfı ve dolandırıcılığı azaltmak ve sivil özgürlükleri korumaktı.” bk. https://l24.im/qwcB.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!