Karayipler ABD’nin gölgesinde: Denizde korsanlık, karada bağımlılık
Karayip Denizi’nde ABD saldırganlığı bölgede nasıl bir yankı buluyor? Saldırganlığın sosyoekonomik temeli ne? York Üniversitesinde uluslararası siyasi ekonomi alanında çalışan Guyanalı Öğretim Üyesi Dr. Tamanisha John yanıtladı.
Fotoğraf: ABD Deniz Kuvvetleri
Kavel Alpaslan
ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela kuşatması, ele geçirilen petrol gemileriyle yeni bir boyuta ulaştı. Ağustos ayından bu yana Karayip Denizi’ne konuşlanan ABD, uluslararası sularda Venezuela petrolünü taşıyan gemilere el koyup içerisindekileri ‘Diledikleri gibi kullanabileceklerini’ söylerken Venezuela’ya yönelik tehditlerde geri adım atmıyor.
Bombardıman uçakları Venezuela sınırında voltalar atarken Karayip ülkeleri krizden net bir şekilde etkileniyor. Örneğin Venezuela’nın burnunun dibindeki ada ülkesi Trinidad&Tobago'nun, kapılarını ABD ordusuna açışı petrol ticareti yaptığı komşusuyla arasını bozmasına neden oldu. Bir diğer ada ülkesi Grenada’daysa ABD’nin radar üssü kurma projesi tepkiyle karşılaşınca havada kaldı.
Peki Karayip Denizi’nde ABD saldırganlığı bölgede nasıl bir yankı buluyor? Karayipliler Venezuela’ya yönelik tehditler hakkında ne düşünüyor? Saldırganlığın sosyoekonomik temeli ne?
York Üniversitesinde uluslararası siyasi ekonomi alanında çalışan Guyanalı Öğretim Üyesi Dr. Tamanisha John merak ettiğimiz soruları yanıtladı.
‘Yaptırımlara rağmen ABD petrol ithal ediyor’
Yakın tarihlerde bölgede yaşananları ele aldığımızda, bir tarafta ABD’nin uluslararası sularda petrol gemilerini ele geçirdiğini görüyoruz. Öbür taraftan Washington, ‘uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkili’ iddiasıyla onlarca tekneye yargısız infazla saldırı tüm hızıyla devam ediyor. ABD Başkanı, sadece petrol tankeri gasbının emrini vermedi, açık açık Venezuela petrol kaynakları üzerinde hak iddia etti. Böyle bir atmosferde, sosyoekonomik bir perspektifle Karayip Denizi’nde yaşananları nasıl yorumlarsınız?
Trump yönetiminin yaptığı işin adı Karayip Denizi’nde korsanlık ve kaynak hırsızlığıdır. Birçok Karayip ülkesi bunu kınamış değil. Bu da onları ABD’nin Trump yönetimiyle suç ortağı haline getiriyor.
Kısa süre önce öğrendim ki ABD, her ne kadar petrole sahip olsa da’ aslında petrollü şeyl[1] üretiyor. Bu da hem daha hafif hem de ABD’li tüketicilerin ödemek istediğinden daha maliyetli. ABD’nin sahip olduğu işleme tesislerinin çoğu ise aslında Venezuela’nın ürettiği gibi ağır ham petrolü işliyor ve bu da tüketicilerin cüzdanına çok daha uygun.
Bu nedenle, yaptırımlara rağmen ABD hâlâ petrolünün bir kısmını Venezuela’dan ithal ediyor. Tüketicilerden bahsettiğimizde, ABD’nin iç ticaretinin büyük bir bölümünün hâlâ dizel yakıtla çalışan kamyonlarla yapıldığı gerçeği ortada duruyor. Bu nedenle ağır ham petrol, ABD ekonomisi için hem iç hem de dış alanda (askeri lojistik ve askeri operasyonlarda) çok önemli.
Kimileri ABD’nin tanker korsanlığı ve hırsızlığıyla meşgul olurken, sadece petrolü değil, tankeri de elinde tuttuğunu vurguluyor. Çünkü ABD, petrollü şeylini Venezuela’nın ağır ham petrolüyle karıştırarak daha yüksek değer elde edebiliyor. ABD’nin Venezuela’da istediği rejim değişikliği başarılı olursa bu durum, kâr ve kullanım açısından daha da artacak. Rejim değişikliği baskılarının bir parçası da Venezuela’dan neredeyse bedavaya veya doğrudan bedavaya ağır ham petrol elde etmektir. Nitekim Trump yönetimi şimdiye kadar bu çabayı bir ölçüde dile getirdi.
Bir diğer gerçekse şu ki Karayipler’deki birçok ülkenin de petrole ihtiyacı var. Üstelik Karayipler, dünyanın en yüksek enerji fiyatlarına sahip bölgelerinden biri. Venezuela’ya uygulanan yaptırımların kötüleşmesi, bölgesel olarak devletlerin ihtiyaç duydukları petrolü uygun fiyata temin etme becerilerini de etkiledi.
Özellikle de bölgede var olan petrolü elde etmenin teknik bilgi birikimi genellikle yabancı şirketler (Exxon, BP, Chevron, vb.) tarafından sağlandığı için, Trinidad&Tobago gibi petrol ve rafinerilere sahip ülkeler bile kendi tüketimleri için petrol üretmek ve rafine etmekte zorlanıyorlar. Bu nedenle hâlâ Venezuela’dan ağır ham petrol ithal etmeye bağımlılar. Bu nedenle Trinidad hükümetinin ABD ile agresif bir şekilde ittifak kurması, Venezuela ham petrolüne erişim kabiliyeti üzerinde şimdiden olumsuz etkiler yarattı; ABD sözünü tutmayıp Trinidad’a petrol vermediği sürece bu durum Trinidad için iyiye işaret etmeyecektir.

‘Karayipler’de yabancı sermaye diktatörlüğü var’
Ağustos ortasından beri devam eden çatışmada genelde iki aktörün ismini duyuyoruz: Venezuela ve ABD. Bazen Meksika ve Kolombiya’nın da adı geçiyor. Fakat Karayip Denizi’ndeki diğer ülkelerin tavrı pek gündeme gelmiyor. Mesela ABD’nin bu diğer ülkelerde pek çok askeri üssü var. Ya da Trinidad&Tobago’da olduğu gibi yeni üslerini genişletiyorlar. Mevcut krizden bu ‘küçük’ ülkeler nasıl etkileniyor?
Karayipler’deki küçük devletlerin çoğu oldukça demokratik olmayan, özellikle ABD ve Batılı yabancı sermayeye bağımlı ülkeler. Son seçim döneminde seçmen katılımı da önemli ölçüde düştü (Birçok ülkede yüzde 40’ın altında, Trinidad’da ise yüzde 35’in altında). Yine de bu toplumların bağımlı ve demokratik olmayan yapısı göz önüne alındığında, bahsi geçen yerlerde yabancı sermayenin gerçek bir diktatörlüğünün var olduğunu daha önce tartışmıştım. Dolayısıyla, Karayip halkının kendisi savaşa tamamen karşıyken ve büyük çoğunluk Nicolas Maduro’yu Venezuela’nın meşru başkanı olarak görürken, bu durum Karayip’teki siyasi sınıflara veya hükümetlere yansımıyor.
Ekonomik ve dış politika konularında iş birliği yaptığı iddia edilen bölgesel örgüt CARICOM, Karayip devletlerindeki hükümet başkanlarından oluşuyor. Ancak ekonomik politika, güvenlik ve dış politika görevlerini yerine getirmek için yabancı sermayeye bağımlı. Yani bölge örgütünün bile bölgeye yönelik dışsal veya yabancı bir yönelimi var.
Bütün bunları dolaylı yoldan, Karayip siyasi sınıfının veya hükümet elitlerinin, ABD’ye olan bağımlılıkları nedeniyle ABD’yi eleştiremeyeceklerini bilen -kelimenin tam anlamıyla- bir komprador sınıfı olduğunu vurgulamak için söylüyorum. Bu nedenle, ortaya çıkan krizlere yeterince yanıt vermediler, hatta hiç yanıt vermediler. Liderler, yabancı kapitalist ve emperyalist çıkarlara boyun eğiyorlar; bu da temelde kendi ulusal ve halk/demokratik çıkarlarına karşı konumlandıkları anlamına geliyor. Bu aynı zamanda, Trinidad da dahil olmak üzere birçok devletin, halktan gelen muhalefeti ve eleştiriyi susturmak için OHAL uygulamalarını uzatmasının da nedenidir.
Walter Rodney’in[2] Tanzanya üzerine yaptığı analizler, bu durumu net olarak gösterir. Aynı zamanda diğer Afrika liderlerinin deneyimleri de bunu doğrular. Bu liderler, ilerici kalkınma (Örneğin Batı yabancı sermayesine bağımlılıktan kurtulmak) için mücadele ettiler ve bu uğurda öldürüldüler. Böylece görülür ki, komprador sınıflarla pazarlık yapılamaz. Çünkü bu sınıflar, her türlü ‘ulusal çıkar’ oluşumuna bile karşı çıkarlar.
Müdahaleyi destekleyenler kimler?
Hükümet tavırları bir tarafa bırakacak olursak Karayip halklarının ABD varlığına ve saldırganlığına dair düşünceleri neler? Karşı olanlar ya da destekleyenler kimler? Argümanları neler?
Bence birçok Karayip insanı Barış Bölgesi’nin ne anlama geldiğini araştırmaya ve bunu savunmaya başlıyor. Karayipler’deki sivil toplum örgütleri ve grupları, bu dış politika krizine yanıt vermekte beklenenden daha donanımlıydı. Bunun nedeni, bölge halkının Filistin’deki soykırıma karşı ve ardından Grenada’daki Maurice Bishop Uluslararası Havalimanına yapılmak istenen ABD’nin radar talebine karşı aktif mücadelesidir.
Bu durum, insanlarda çok sayıda hüzünlü anıyı canlandırıyor. Nedenleri iki katmanlı: Birincisi, çok popüler olan Grenadalı Marksist-Leninist Lider Maurice Bishop’ın suikasta uğraması. İkincisi ise, 1980’lerdeki ABD işgalinden sonra cesedinin ABD tarafından alındığı veya gizlendiği inancıdır.
Ayrıca, Grenada’nın bu radar talebine hâlâ yanıt vermemiş olması dikkat çekicidir. Bu gecikmenin de iki ana nedeni var: İlk olarak, talep ülke içinde hiç popüler değil ve çeşitli STK’ler bir araya getirerek talebe net bir ‘hayır’ demiş durumda. İkinci olaraksa, hükümet ABD’yi daha fazla gücendirmek istemiyor. Zira ABD, radar talebinden önce de Grenada’nın balıkçılık sektörünü hedef alan tehditlerde bulunmuştu.
Karayip genelinde müdahaleye karşı çıkan pek çok grup bulunuyor. Eksiksiz bir liste olmasa da, diğer karşıt grup ve bireyleri de kapsayan geniş bir liste sunabilirim.[3]
Aynı zamanda müdahaleyi destekleyen insanlar var. Bu kişiler, müdahalenin bölgedeki suç ve müdahaleyi durduracağına ve/veya bölgede nükleer silah bulunmaması nedeniyle devletlerin ABD taleplerine boyun eğmesi gerektiğine, aksi takdirde yaptırımlarla karşılaşacaklarına inanıyorlar. Ancak, ABD militarizmine karşı çıkanlar, bu argümanların zayıflıklarını gerçekten vurguluyorlar; belki de bu yüzden müdahale yanlısı sesler pek etkili olmuyor.
Mesela ilk olarak ‘ABD’nin suçu durduracağı’ iddiasını ele alalım. Her şeyden önce, Karayip bölgesinde hiçbir devlet silah üretmiyor, bu nedenle silahlı şiddetin tamamı ABD’den yasa dışı yollarla ithal edilen silahlar aracılığıyla gerçekleşiyor; dolayısıyla bölgedeki suça katkıda bulunan ABD, aynı suçu nasıl durdurabilir?
İkincisi, ABD’nin Batı Asya’daki müdahale geçmişi, bu devletlerin çoğunu (Irak, Suriye, Libya vb.) önemli ölçüde daha kötü bir duruma düşürdü; bu nedenle ABD müdahalesi bir dizi istikrarsızlık yaratacaktır.
Üçüncüsü, ABD ile müttefik olan devletler bile saldırıya uğradıklarında (Örneğin, ABD’nin güvenlik müttefiki Katar’ın İsrail tarafından bombalanması) ABD çıkarlarının gerisinde görülmektedir.
Dördüncüsü, ABD, bölgeyi istikrarsızlaştırsa bile (Haiti örneğinde olduğu gibi) çok sayıda Karayipli göçmeni ülkesine kabul etmeyecektir.
Beşincisi, bölgenin ABD’yi caydıracak nükleer silahı olmasa da, Karayip devletlerinin Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası örgütlerde kayda değer bir söz hakkı var. Dolayısıyla birlikte hareket etmek (Ve sayıca çok olmak) bir güçtür.
Altıncısı, bölge limanlar için önemlidir; bu nedenle, ABD militarizmiyle mücadelede birlik güçtür; ABD’yi caydıracak nükleer bir seçenek olmasa bile.
Sağın seçim zaferinin ardında ne var?
Kısa süre önce Beyaz Saray doğrudan ‘Güney Amerika’daki etki alanlarını genişletmek istediklerini’ beyan etti. Gerçekten de artık Güney Amerika’ya yönelik daha çok ABD saldırganlığı ve baskısına tanıklık ediyoruz. Öte yandan son seçimlerde kıtadaki pek çok hükümetin sağa/aşırı-sağa kaydığını gözlemliyoruz. Bu bağlam içerisinde sizce Karayip ve Güney Amerika ülkelerinin önündeki seçenekler neler?
Bölgede giderek artan bir ‘sağcı’ yönetim varken, bu büyüme, seçimlere katılımın azalması göz önünde bulundurulmadan incelenemez; bu durum, bölgedeki birçok hükümetin meşruiyeti açısından uzun vadede iyiye işaret etmiyor.
Bana kalırsa bu zayıf temel, aynı zamanda Trump yönetiminin Arjantin’deki Javier Milei yönetimini ayakta tutmak için ona milyarlarca dolar göndermesini neden elzem gördüğünü açıklıyor[4] . Bu, aynı zamanda Trump yönetiminin Honduras’taki seçimlerde oylar tam sayılmadan önce sağcı aday Asfura lehine açıklama yapmasının da nedeni. Üstelik Asfura’nın zaferi, düşen seçim katılımıyla birlikte çok küçük bir farkla gerçekleşti.[5]
Bölgedeki ayrıcalıklı bir sınıfa kayda değer kazanımlar sağlayabilen tek sağcı hükümet, El Salvador’daki Nayib Bukele hükümetidir.[6] Ve bu kazanımlar, ancak toplumdaki genç erkeklerin büyük bir bölümünün -aksi halde işsiz veya eksik istihdam edilecek olan bu kitlenin- kitlesel olarak hapsedilmesiyle mümkün olabilmektedir.
Latin Amerika veya Karayipler’deki sağcı bir sınıfın yükselişi hakkında konuşmak yerine, insanlar asıl şu soruyu sormalı: Bölgede neden daha az insan seçimlere katılıyor? Sanırım bu soru bizi ekonomik sorunlara ve çözülmemiş mağduriyetlere götürür. Çünkü seçime katılımın daha yüksek olduğu ülkelerde (Meksika, Kolombiya, St. Vincent & Grenadinler vb.) merkez sol ve sol partiler seçimleri kazandı.
Ayrıca, Latin Amerika ve Karayipler’de ‘demokrasi’nin ne anlama geldiği konusunda dürüst olmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü burada demokrasi, ‘bilgili’ veya ‘siyaseten eğitimli’ bir vatandaşlığın gelişmesi anlamına gelmedi. Aksine demokrasi, katılımın önüne engeller konularak sol ve daha devrimci partilerin genel olarak seçimlerden tamamen dışlanması demekti. Bu uzlaşmalar devam ettikçe ve memnuniyetsiz seçmenler sandığa gitmediği sürece, insanlar siyasi duygularını ifade etmek için başka yollar arayacaklardır.
Bu son husus, aynı zamanda ABD’nin Venezuela’ya yönelik bir kara işgaline girişmekten kaçınmasının da temel nedenlerinden biridir. Çünkü bölgede, Bolivarcı Devrim’e ve Venezuela’nın egemenliğini savunmaya hazır olduklarını açıkça beyan etmiş çok sayıda gerilla örgütü ve askeri unsur bulunuyor.
Dipnotlar:
- ^ Petrollü şeyl ya da ‘killi şistten elde edilen petrol’ içinde petrol türevi organik madde (kerojen) bulunan tortul bir kayadır. Bu organik madde ısıl işlemle (piroliz) sıvı ve gaz yakıtlara dönüştürülebilir.
- ^ Walter Rodney, Guyana doğumlu önemli bir Marksist tarihçi ve aktivisttir. Türkçeye de çevrilen ‘Avrupa, Afrika'yı Nasıl Geri Bıraktı?’ adlı eseriyle tanınır ve 1980'de henüz 38 yaşındayken siyasi bir suikasta kurban gitmiştir.
- ^ https://bit.ly/4snifRh
- ^ https://bit.ly/4qyrzQv
- ^ https://bit.ly/3N5SYef
- ^ https://bit.ly/49AQvBh
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et