Su kirliliği kontrolü yönetmeliğindeki değişiklikler ekosistemi tehdit ediyor: Onlarca atık türü 'tehlikesiz' etiketiyle denize deşarj ediliyor
Prof. Dr. Mustafa Sarı, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ndeki yeni düzenlemelerin deniz ekosistemine atık deşarjının önünü açtığını belirterek, arıtılmamış hiçbir atığın doğaya bırakılmaması gerektiğini vurguladı.
Fotoğraf: Mustafa Sarı
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale - Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğindeki yeni düzenlemeler, deniz ekosisteminin geleceği konusunda ciddi endişeleri beraberinde getirdi. Prof. Dr. Mustafa Sarı, deniz ekosistemine atık deşarjının önünü açan düzenlemenin deniz koruma şemsiyesini zayıflattığını belirtti.
Denizi atık deposu gibi görme anlayışının ürünü
“Türkiye'nin yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının korunması ve en iyi şekilde kullanılmasını sağlamayı amaçlamak, su ortamlarının kalite sınıflandırmalarını, kullanım amaçlarını, su kalitesinin korunmasına yönelik planlama esaslarını, yasakları ve atıksuların boşaltım ilkelerini belirlemek” gibi amaçlarla 2004 yılında çıkarılan Su Yönetmeliğinde geçtiğimiz ekim ayında yapılan son değişiklikler tartışılmaya devam ediyor. Bilim insanları ve uzmanlar, değişikliklerin denizi bir atık deposu gibi kullanma anlayışına yönelik olduğu ve deniz ekosistemine ciddi zarar vereceğini dile getiriyorlar. Eski düzenlemede hafriyat ve proses artığı çamurlarının denizlere boşaltılması kesin bir dille yasaklanmışken, yeni değişiklikle bunun önünün açılmasıyla deniz koruma şemsiyesinin zayıfladığı ifade ediliyor.
“Arıtılmamış hiçbir atık doğaya bırakılmamalı”

Özellikle Marmara Denizi'ndeki müsilaj sorunu ve kirletilmiş akarsuların denizlere boşaltılması gibi konularda bilimsel çalışmalar yapan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Su Kirliliği Yönetmeliğinin 23. maddesine eklenen yeni hükümle, 250 metreden derin anoksik tabakalara boru hatlarıyla "tehlikesiz inorganik atık" boşaltılmasının önünün açılmasını değerlendirdi. Denizlerin sadece bir "alıcı ortam" değil, sayısız canlı için bir yaşam alanı olduğu vurgulayan Sarı, hiçbir atığın arıtılmadan bu ekosistemlere verilmemesi gerektiğine dikkat çekti. “Arıtılmamış hiçbir atık, ekosistem hiyerarşisi gözetilmeden doğaya bırakılmamalıdır” diyen Sarı, “250 metre derinliğin altındaki tabakalar sabit ve ölü alanlar olarak kabul edilemez. Denizlerdeki dikey akıntılar, bugün derine deşarj edilen atıkları yarın yüzeye ve ışıklı bölgeye taşıyarak yeni ekolojik krizlere yol açabilir” uyarısında bulundu.
“Değişiklikle onlarca atık “tehlikesiz” etiketiyle denize dökülecek hale geldi”

Atık Yönetimi Yönetmeliği'ne göre madencilik ve endüstriyel tesis kaynaklı onlarca çeşit atığın "tehlikesiz" etiketiyle deniz tabanına döşenebilecek hale geldiğini aktaran Sarı, bu durumun koruma kapsamını ciddi şekilde daralttığını belirtti. Yönetmelik değişikliğinde askıda katı madde ve kimyasal oksijen ihtiyacı gibi bazı parametrelerde limitlerin düşürülmesinin olumlu bir adım olmakla birlikte deniz ekosistemini tam anlamıyla korumak için yeterli olmadığını kaydeden Sarı, “Yeni eklenen dipnotla deniz deşarjlarında bu maddelere sınır getirilmemesi, deniz suyunun tuzluluğunu, yoğunluğunu ve biyokimyasal döngülerini bozma riski taşımaktadır” dedi.
Yönetmelik değişikliği ile denizlere atılabilecek atıklar neler?
Yönetmelikteki "tehlikesiz inorganik atıklar" tanımındaki esneklik "tehlikesiz" olarak etiketlenen çok sayıda maden ve sanayi atığının denizlere boşaltılmasını mümkün hale getiriyor. Bunlar;
- Madenlerin aranması, çıkarılması ve fiziksel/kimyasal işlemlerle işlenmesi sırasında ortaya çıkan tehlikesiz maden atıkları, bu madenlerin işlenmesinden kaynaklanan proses artığı çamurları gibi metal ve metalik olmayan cevher atıkları,
- Demir-çelik ve diğer metalürji tesislerinin cürufları ve diğer tehlikesiz inorganik artıkları.
- Daha önce kesinlikle yasaklanmış olan hafriyat toprakları ve inşaat yıkıntı atıkları.
Evrensel'i Takip Et