24.12.2025 06:15 / Güncelleme: 09:45

Bitmemiş bir katliam, tamamlanmamış bir suç

19-26 Aralık 1978’deki Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti... Kapanmayan yaralar şimdi Suriye’den kanıyor...

Bitmemiş bir katliam, tamamlanmamış bir suç

Maraş Katliamı'ndan

Eylem Nazlıer
[email protected]


İstanbul – Maraş’ta Alevilere yönelik olarak 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında gerçekleştirilen katliamın üzerinden 47 yıl geçti. Yedi gün süren saldırılarda resmi rakamlara göre 111 kişi katledildi, 559 ev ile 300’e yakın iş yeri yakıldı.

Katliamın ardından açılan ve 23 yıl süren davada 22 kişiye idam, 7 kişiye müebbet, 321 kişiye ise 1 ila 24 yıl hapis cezaları verildi. Ancak katliamda önemli rol oynadığı belirtilen 68 kişiye hiçbir zaman ulaşılamadı. Sıkıyönetim mahkemelerinin verdiği idam kararları Yargıtay tarafından bozuldu, ceza alan sanıklar ise 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu kapsamında serbest bırakıldı.

Olaylar, 19 Aralık 1978 günü bir sinema salonuna patlayıcı madde atılmasıyla başladı. Kentteki Çiçek Sinemasında, Cüneyt Arkın’ın başrol oynadığı bir milliyetçi propaganda filmi olan “Güneş Ne Zaman Doğacak” gösterilirken, saat 21.00 sularında patlama oldu. Patlayıcı madde Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Kahramanmaraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve Başkan Yardımcısı Mustafa Kanlıdere’nin talimatları ile ülkücü militanlar Ökkeş Kenger ve Yunus İlhan tarafından atılmıştı. 21 Aralık’ta TÖB-DER üyesi iki öğretmenin öldürülmesiyle tırmanan saldırılar, 22 Aralık’ta öğretmenlerin cenazesine yönelik saldırıyla zirveye çıktı. Resmi kayıtlara göre 111 kişi yaşamını yitirdi. Fakat katliamın tanıklarından Hamit Kapan, “Hastane morgunda ölenlerin ayak uçlarına numara veriliyordu. En son 1306’yı gördük. Resmi ölü sayısının çok üzerinde kayıp var” diyecekti.

Aleviler camilerden hedef gösterildi

Katliamın başladığı Yörükselim Mahallesi’nde yaşayan ve o dönem 19 yaşında olan Maraş Erenler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Müslüm İbili, yaşananlar için “Tarif edilemez boyutlarda” diyor, “Kimsenin kimseyi tanımadığı, kimin kimi öldürdüğünün bilinmediği bir ortam vardı. İnsanlar komşularını öldürüp sokaklara, çukurlara atıyordu…”

Saldırıların özellikle Yusuflar Mahallesi ve çevresinde yoğunlaştığını aktarıyor ve bu bölgedeki yoksulluğa dikkat çekiyor.

İbili, katledilen iki öğretmenin cenazesinde yaşananları ise şöyle aktarıyor:

“Cenazeleri götürürken ‘Komünistler Moskova’ya’ sloganlarıyla taş atılmaya başlandı. O gün böyle bir katliam olacağını düşünmüyorduk. Akşam camilerden Alevileri hedef gösteren anonslar yapıldı. ‘Kızıllar camileri bastı’ anonslarıyla halk kışkırtıldı. Sabah kalktığımızda etrafımız sarılmıştı. Birçok ev yakılmış, birçok insan katledilmişti. Oysa Alevilerin Sünnilerle, Sünnilerin Alevilerle bir sorunu yoktu. Asker ve polis etkili bir müdahalede bulunmadı. Bu katliam darbeye giden yolun hazırlığıydı.”

İbili, kamu görevlileri hakkında hiçbir zaman etkili bir soruşturma yürütülmediğine, yargılamaların da cezasızlıkla sonuçlandığına dikkat çekiyor.

Hukukçu Dr. Orhan Gazi Ertekin: Maraş pogromu, bir ‘toplumsal disiplin ve terbiye okulu’

Hukukçu Dr. Orhan Gazi Ertekin, Maraş Katliamı için Türkiye’de şiddetin nasıl kurumsallaştığını gösteren “Bitmemiş bir suç” diyor: “Maraş, Türkiye kurumlar tarihindeki her tür şiddet biçiminin bir araya geldiği ve bugün de etkisini sürdüren özel bir politik ve toplumsal laboratuvar niteliği taşıyor. Katliamda linçten yakmaya, işkenceden zorla göçe kadar pek çok yöntem birlikte kullanıldı. Bu, vahşet ve sadizmin geleneksel sınırlarını aşan adeta bir ‘kokteyl şiddet’ niteliği taşıyan kırımın adıdır.”

Ertekin, Maraş Katliamı faillerinin yalnızca geçmişte kalmadığını, bugün de toplumsal ve siyasal hayat üzerinde belirleyici konumlarda bulunduğunu hatırlatıyor. Uluslararası güç merkezlerinden ülkücü baronlara, göçertilenlerin mallarına el koyan İslamcı girişimcilere kadar uzanan geniş bir fail alanına işaret ediyor: “Bu failler, bugün de hayatımız hakkında karar verme gücüne sahip. Bu nedenle Maraş Katliamı bir ‘Bitmemiş katliam’, bir ‘Tamamlanmamış suç’tur. Şiddet kapasitesi ve tehdidi hâlâ canlı ve hissedilir durumda.” 

‘Maraş Türkiye’nin hukukudur’

araş Katliamı Türkiye’nin hukukudur, normudur” diyen Hukukçu Ertekin, katliamın, hangi sınırların aşılması halinde şiddetin devreye gireceğini öğreten bir ‘toplumsal disiplin ve terbiye okulu’ işlevi gördüğü, bunun da Türkiye toplumunun kendi sorunlarını özgürce çözme kapasitesinin engellenmesi anlamına geldiği görüşünde: “İtiraz eden ya da daha adil bir hayat talep eden herkesin karşısında Maraş pogromu, ‘terbiye edici’ bir örnek olarak duruyor.”

Maraş için yaygın olarak kullanılan ‘cezasızlık’ kavramının da yetersiz olduğunu dile getiren Ertekin, “Bu bir cezasızlık alanı değil, tersine bir ‘ceza’ alanıdır. Türkiye hukukun işlemediği değil, aksine bu tür uygulamaların bizzat hukukun kendisi haline geldiği bir ülkedir” diyor ve Karl Marx’ın sözlerini hatırlatıyor: “Yumruk hukuku da bir hukuktur…” 

‘Zaten var olan cinayet ruhsatı yenilendi’

Ertekin’e göre Maraş pogromu, Alevilere, Alevi-Kürtlere ve sol-sosyalistlere yönelik zaten var olan “cinayet ruhsatını” yeniledi. Katliamdaki suç motivasyonlarına bakıldığında bunun açıkça görüldüğünü belirten Ertekin, ilk hedefin Aleviler olduğunu, Alevileri öldürmenin “cenneti garantilediğine” dair geleneksel nefret söylemlerinin bu süreci beslediğini aktarıyor.

İkinci hedefin komünistler, üçüncü hedefin ise demokratik mücadele yürüten polisler (Pol-Der) olduğunu belirten Ertekin, dördüncü hedefin Ecevit Hükümeti ve sıkıyönetim ilanı olduğu görüşünde: “Tüm bu hedefler, Türkiye’nin ne kadar geniş bir toplumsal ve siyasal kesimi yok etmeye yöneldiğini gösteriyor.”

‘Bugün benzeri Suriye’de yaşanıyor’

Ertekin, Maraş Katliamı’nın yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını, Ortadoğu’daki Alevi toplulukların ortak bir kaderle karşı karşıya bulunduğunu, Suriye’de Alevilerin katliamlara maruz kaldığını aktarıyor: “Suriye’de Aleviler bugün kırımın en ağır etnik temizlik biçimini yaşıyor. 6-7 Mart’ta 1578 kişi yalnızca Alevi oldukları için katledildi ve bu süreç soykırım aşamasına geçti. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da Alevi kurumlarının sürekli bir tehdit altında. Aleviler ve Kürtler toplumsal ve siyasal merkezden dışlandığı sürece şiddet olağan bir yöntem olarak varlığını sürdürecek.”

Özay Göztepe: Ülkücülerin iç savaş stratejisinin bir parçasıydı

Araştırmacı Yazar Özay Göztepe, katliamın, İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetinin düşmesinin ardından MHP tarafından devreye sokulan “iç savaş stratejisi”nin bir parçası olduğunu; bu stratejinin nihai amacının askeri darbe için toplumsal ve siyasal koşullar hazırlamak olduğunu söylüyor. Göztepe’ye göre bu stratejinin üç temel ayağı vardı:

“Birincisi, büyük kentlerde kitlesel saldırılar düzenlemekti. Bunun ilk örneği, 16 Mart’ta 7 öğrencinin öldürüldüğü Beyazıt Katliamı’dır. İkincisi, toplumda ‘saygın ve yüksek’ mevkilerde bulunan kişilere yönelik suikastlardı. Bunun ilk örneği de 24 Mart’ta Savcı Doğan Öz’ün Ankara’da öldürülmesidir. Üçüncüsü ise Alevi-Sünni ve/veya Türk-Kürt nüfusun iç içe yaşadığı kentlerde kitlesel ayaklanmalar yoluyla kıyımlar gerçekleştirmekti. Bu da ilk kez nisan ayında Malatya’da denendi.”

‘Maraş, bir kontrgerilla operasyonudur’

Göztepe, Ülkücüler eliyle gerçekleştirilmiş olsa da katliamın esas itibarıyla bir kontrgerilla operasyonu olduğunu vurguluyor:

“Pazarcık’a bomba gönderilmesi ve Esir Türkleri Kurtarma Ordusunun (ETKO) açığa çıkarılması, Çiçek Sinemasında ses bombası patlatılması, TÖB-DER’li iki öğretmenin cenazelerinin cuma namazına denk gelecek şekilde planlanması, çekiliş dönemi olmamasına rağmen kente gelen çok sayıda piyangocu, polisin sokaktan çekilmesi, askerin günler sonra müdahale etmesi, CIA Ajanı Alexander Peck’in bölgede bulunması, sonradan ortaya çıkan MİT raporu ve 12 Eylül sonrası sıkıyönetimin Maraş’a dönük uygulamaları bunun parçalarıdır.” 

‘Büyük kafalar küçük kafaları yedi’

“Kontrgerillanın en ayırt edici özelliklerinden birinin hukuki bir statüye tabi olmamasıdır. Bunun bir anlamı da kontrgerillanın resmi ve sivil güçlerinin, işledikleri cinayet ve katliamlardan sonra cezasızlık politikasından yararlanmalarıdır. Maraş Katliamı ile ilgili dava da böyle işlemiş ve sonuçlanmıştır. Bazı göstermelik cezaların dışında, davanın bir numaralı sanığı da dahil, katliamın tertipçileri ceza almamıştır. Mağdurlardan birinin dediği gibi, büyük kafalar küçük kafaları yedi. Eğer Maraş’ta gerekli cezalar verilseydi, 1980 yazında Çorum’da, 1993’te Sivas’ta, 1990’lardaki aydın cinayetlerinde, Gazi Mahallesi’nde, 2007’de Hrant Dink’te aynı yöntemler denenemezdi. Bu nedenle Maraş’tan bugüne esaslı bir değişim olduğunu söylemek mümkün değil.”

‘Bugün de aynı zihniyet devam ediyor’

Bu tablonun günümüzde de Kürtler ve Aleviler üzerinden sürdüğünü ifade eden Göztepe, sürecin Türkiye sınırlarını aşan bir boyut kazandığını söylüyor ve Suriye’de yaşananlara dikkat çekiyor: “Türkiye’nin uzun süredir verdiği destekle Suriye’de iktidara taşınan cihatçı çeteler, kuzeyde Kürtleri asimile etmeye, güneyde ise Alevileri imha etmeye çalışıyor. Türkiye’yi yönetenlerin Suriye’deki Alevi kıyımına sessiz kalması, hatta örtülü biçimde desteklemesi, Maraş’ta yaşananların hâlâ sürdüğünün bir kanıtıdır.”

 İHD Maraş Temsilcisi Ümit Çoğan: 21. yüzyıldaki IŞİD/HTŞ pratiğini bu katliamda görmek mümkün

“Bu katliam, gladyo marifetiyle ve kullanılan aparatlarla tam bir iş birliği içerisinde gerçekleştirilmiştir. 21. yüzyıldaki IŞİD/HTŞ pratiğinin proto halini bu katliamda görmek mümkündür. 1978’den sonra şehir bütünüyle sessizliğe büründü. Özellikle katledilenlerin yakınları, korkunun ve yalnızlaştırmanın etkisiyle örgütlenemedi. Tekrar benzer şeyleri yaşayabiliriz korkusu hakimdi. Bu korkunun bir nedeni de suçluların cezasızlıkla korunmasıydı. Bu durum Alevi-Kürt toplumunda sessizliği daha da keskinleştirdi. Süreç içinde kendini güvende hissetmeyen, ürkek bir toplumsal form oluştu.

Ne zaman ki ülke genelinde Alevi örgütlülüğü başladı, bunun yansıması geç de olsa Maraş’ta görüldü. Dost kurumlar ve dayanışma ağlarıyla birlikte anmalar 2010’lardan sonra yapılmaya başlandı. Artık bir nebze de olsa bu korku bariyerleri aşıldı Maraş’ta.

Cezasızlık uygulamaları bu katliamı planlayanlar için bir koruma kalkanı sağladı. Bu güveni alan katliamın pratik yürütücüleri de bu konsepti hayata geçirdi. Bu duruma dair somut örnek, katliamın planlayıcılarından ve yürütücülerinden Ökkeş Kenger/Şendiller’in geçmişte katıldığı bir televizyon programında yaşanan tartışmadır. Dönemin Maraş Hakimi Kerim Günay’ın yayına telefonla bağlanarak Kenger’e, ‘Biz tarafsız yargılama yapsaydık sen beraat edemezdin’ dedi. Bu söz, hukuki olarak nasıl korunduklarının açık bir örneğidir. Kenger’in milletvekili yapılması da bu koruma pratiğinin bir parçasıdır.

Korkutma, sindirme ve güçten düşürme hali; Maraş Katliamı pratiğinin bugün ince bir işçilikle revize edilerek diri tutulduğunu gösteriyor. Suriye’de yaşanan Alevi katliamları da Maraş’ı yaşamış aileler için geçmiş acıları yeniden canlandırdı. Büyüklerimiz Suriye’ye baktıklarında Alevi katliamını görüyor ve 1978’i hâlâ yaşadıklarını hissediyoruz. Bugün Suriye’de yaşanan, başta Alevi katliamları olmak üzere Dürzi ve Hristiyanlara yönelik saldırılar, imkan bulunsa Kürtlere yöneltilecek katliam girişimleri örgütlü bir mücadele olmadan boşa düşürülemeyecek kadar büyük ve önemli.”

Katliamın bir numaralı sanığı ‘devlet töreni’ ile gömüldü

Maraş Katliamı’na dair yargı süreci cezasızlık politikasının göstergesi oldu. 12 Eylül sonrasında açılan davalarda 804 kişi yargılansa da katliamda birinci derecede rol oynayan 68 kişi hiç yakalanmadı. 379 kişi beraat etti. 1 yıl ile 15 yıl arasında hapis cezasıyla yargılanan 314 kişinin cezalarında önce indirim yapıldı, sonra hepsi serbest bırakıldı. 29 kişi hakkında idam, 7 kişi hakkında ise müebbet hapis cezası verilse de bunlar Yargıtay tarafından bozuldu. 1991 yılında Terörle Mücadele Yasası’nda (TMY) yapılan değişiklikle katliam sorumlularının hepsi salıverildi.

Katliama dair Adana Sıkıyönetim Mahkemesinde açılan davanın bir numaralı sanığı olan ve “Güneş Ne Zaman Doğacak” filminin gösterildiği Çiçek Sinemasına ses bombası atarak katliamın fitilini ateşlemekten yargılanan ülkücü Ökkeş Kenger de TMY ile cezasızlıktan faydalananlardan. Yargılama sürecinde “Tayyar diye bir paşa vardı. Arkadaşım Yusuf İlhan’la birlikte bizi huzuruna çağırdı. ‘Siz ne biçim ülkücüsünüz, size böyle mi emir verildi, yüzünüze gözünüze bulaştırdınız’ diye bizi fırçaladı” demişti. Gazeteci Ecevit Kılıç, ‘Özel Harp Dairesi’ kitabında Kenger’le ilgili, “Bombayı atanlar da ülkücüydü. Ama orada bulunan ülkücü Ökkeş Kenger hemen telefonla gazeteleri aradı. ‘Komünistler sinemayı bombaladı’. Hemen ardından da organize şekilde bekleyen bir grup ülkücü sinemanın önünde toplandı ve hep bir ağızdan bağırmaya başladı: Müslüman Türkiye, Komünistler Moskova’ya… Olaylar başlamıştı artık” diye yazmıştı.

Ökkeş Kenger, sonrasında soyadını Şendiller olarak değiştirdi ve siyasette boy göstermeye devam etti. 1991 seçimlerinde Refah Partisi ile ittifak yapan Milliyetçi Çalışma Partisinden Maraş milletvekili seçildi. Bu döneminde Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi yapıldı. Daha sonra Eski Ülkü Ocakları Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte Büyük Birlik Partisini kurdu. 1995 seçimlerinde ANAP ile ittifak yapan BBP’den İzmir milletvekili adayı oldu fakat seçilemedi. 2008 yılına kadar BBP genel başkan yardımcılığı yaptı, daha sonra istifa etti. 2018’de İYİP’i desteklediğini açıkladı.

Kenger, 1 Ekim 2025’te hesap vermeden, 69 yaşında öldü. 2 Ekim’de TBMM’de cenaze töreni düzenlendi. Törene katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, İYİP Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ve Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu dahil çok sayıda siyasetçi, Kenger için saygı duruşunda bulundu, dualara eşlik etti.

30.01.2026 18:56

Chaplin Dörtlüsü 20 Mart’ta sinemalarda: Gazeteciler de kadroda

Tufan Taştan’ın ikinci filmi Chaplin Dörtlüsü, 20 Mart’ta vizyona giriyor. Filmde aralarında Fikret Bila, Çiğdem Toker ve Murat Yetkin’in de olduğu çok sayıda gazeteci konuk oyuncu olarak filmde yer alıyor.

Chaplin Dörtlüsü 20 Mart’ta sinemalarda: Gazeteciler de kadroda

Fotoğraf: ANKA

31.01.2026 22:10

KKTC’de asgari ücret belirlendi: Hayat pahalılaşırken ücret eriyor

KKTC’de net asgari ücret 52 bin 738 TL oldu. Hür-İş, yüzde 18,39’luk artışın hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını belirterek “Bu ücret geçinmeye değil, sürünmeye yetiyor” diyerek tepki gösterdi.

KKTC’de asgari ücret belirlendi: Hayat pahalılaşırken ücret eriyor

Fotoğraf: KKTC Cumhurbaşkanlığı 

01.02.2026 12:21

33. İstanbul Caz Festivali’nden ilk isimler açıklandı: Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant

33. İstanbul Caz Festivali’nin ilk isimleri açıklandı. Festival, Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant’i Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda ağırlayacak.

33. İstanbul Caz Festivali’nden ilk isimler açıklandı: Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant

Fotoğraf: Diego Garcia Marquez

31.01.2026 21:08

Bakan Tunç'tan yeni düzenleme açıklaması: Bazı cezalar hakimin 'takdirine' bırakılacak

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, suça sürüklenen çocuklara yönelik yeni düzenlemede indirim oranları ve ceza takdirinin, suçun niteliğine göre hâkimin yetkisine bırakılacağını söyledi.

Bakan Tunç'tan yeni düzenleme açıklaması: Bazı cezalar hakimin 'takdirine' bırakılacak

Fotoğraf: ANKA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!