Bir işçi ailesiyle geçim sohbeti: Nefes alıyoruz ama yaşamıyoruz
Diyarbakır Bağlar’da 7 nüfuslu Sevik ailesinin sofrasından semt pazarına uzandık. Asgari ücret daha cebe girmeden erirken, işçi Abdulkerim Sevik “Modern köle olduk” diyor.
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Diyarbakır – Bağlar ilçesi, Selahattin Eyyubi Mahallesi’nde yaşayan Sevik ailesinin kapısını çaldığımızda bizi sadece kalabalık bir aile değil, asgari ücretin cenderesinde sıkışmış bir yaşam mücadelesi karşılıyor. DİSK/Gıda-İş üyesi yemekhane işçisi Abdulkerim Sevik ve eşi Şükran Sevik durumu tek cümleyle özetliyor: “Yaşıyor muyuz? Yaşamıyoruz ki! Nefes alıyoruz o kadar…”
Beş çocuklu, yedi nüfuslu bu aile ayda 26 bin lira ile hayata tutunmaya çalışıyor. Ev kendilerinin olmasına rağmen her ay en az 10 bin lira açık veriyorlar. Bu açık, kredi kartlarıyla, birini alıp diğerini bitirerek kapatılmaya çalışılıyor; iki yaka bir türlü bir araya gelmiyor. Evde eğitim kademelerinin her biri var: Üniversite hazırlık, lise, ortaokul ve ilkokul birinci sınıf... Meslek lisesine giden oğulları devlet destekli okumasına rağmen okul taksitleri var. En büyük kız ise iş bulamadığından evde oturmak durumda.
“Eti kestik, meyveyi yazın yedik”
Mutfaktaki yangın, aileyi alışveriş alışkanlıklarını kökten değiştirmeye zorlamış. Kırmızı ve beyaz et artık sofraya uğramazken, meyve sadece mevsiminde, fiyatlar ucuzken eve girebiliyor. Şükran Sevik, kışın meyve almanın hayal olduğunu, gıdayı kilo ile değil, özellikle bakliyatları toptan şeklinde aldıklarını anlatıyor. Meyve sebzeler yazdan kurutulup hazırlanıyor. Çocuklara harçlık vermek, yeni bir ayakkabı veya mont almak ancak zaruri ise gündeme gelebiliyor. Eğer çok sıkışırlarsa açık akrabaların desteğiyle yamalanmaya çalışılıyor.
Vardiyadan ek işe: Beden kaldırmıyor artık
Abdulkerim Sevik, bir dönem hafta sonları kardeşinin dükkanında tezgah açarak ek gelir yaratmaya çalışmış. Ancak şimdi sabah 06.00’da başlayan ve 15.00’e kadar süren yoğun mesai, onu posası çıkmış halde eve gönderiyor: “Bu yaştan sonra başka işe girmeye kalksan en fazla bulaşıkçı olursun, o da bütün gün ayakta; beden kaldırmıyor artık.”
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na dair umutlar ise kırık. Sevik, komisyonu bir göz boyama ve formalite olarak görüyor: “Bugün bizim haklarımız olsaydı komisyonda işçinin kendi de olurdu. Daha önce bunun örneği yaşandı ama… Bu insanlar nasıl yaşayacak, konuşulmuyor bile. Benim için bir anlam ifade etmiyor, bir şeyler belirlenmiştir, tribünlere oynanıyor. Sermaye ne diyorsa o yapılıyor. İşçinin söz hakkı yok”.
Eskiden asgari ücretin üçte biriyle kira ödenip kalanla geçinilebildiğini hatırlatan Sevik, bugün asgari ücret için 28 bin liranın üzerindeki tahminlerin bile yoksulluk sınırının altında kalacağını vurguluyor ve ekliyor: “Kendi evimizde bile gündem asgari ücretin ne kadar olacağı.”
“Biz kazanıyoruz biz eziliyoruz”
Abdulkerim Sevik işçilerin birliğine inanıyor ama bir neslin tamamen değişmesi gerektiğini düşünüyor. Söyledikleri sadece kendi ailesinin değil, tüm işçi sınıfının özetine dönüşüyor: “Modern köle olmuşuz artık. Kazandıran biziz ama ezilen ve yoksul olan da biziz. Çocuklarımızın gözü dışarıda kalmasın istiyoruz ama beslenmelerine bile bir şey koymakta zorlanıyoruz.”
Şükran Sevik’in de sözleri şunlar oluyor: “Çocuklarıma istedikleri şeyi vermek isterdim. Beslenmelerine bir şey koymak, harçlık vermek isterdim. Kimseye özenmek durumunda kalmasınlar, gözleri dışarıda olmasın.”

“İnsanlığı bilenler varsa, bunun ne demek olduğunu da bilirler”
Evin içindeki bu darboğaz, semt pazarlarında da yankılanıyor. Ofis semtinde kurulan pazarda pazar esnafı, sabahın köründe başladıkları mesaide harcadıkları emeğin karşılığını alamamaktan şikayetçi. Esnaf, vatandaşın da alım gücünün kalmadığını belirtiyor. Pazarda asgari ücret zammı daha gelmeden yılbaşı zamlarının etiketlere yansıdığı görülüyor. Bir esnaf, haldeki muzun fiyatının 60 liradan 70 liraya çıktığını örnek gösteriyor.
Pazar tezgahları arasında rastladığımız emekli bir kadın ise ekonomiyi berbat olarak tanımlıyor. Maaşının düşüklüğü nedeniyle birçok temel gıdadan vazgeçmek zorunda kaldığını söyleyen kadın, “İnsanca yaşamak isterim. Eğer insanlığı bilenler varsa, bunun ne demek olduğunu da bilirler” sözleriyle tepkisini dile getiriyor.
Evrensel'i Takip Et