'Yabancı müdahale olmasaydı Sudan’da savaş sona ermiş olurdu'
Sudan Komünist Partisi Enformasyon Bürosu Sekreteri Fathi Alfadol, Evrensel'e konuştu: "Her iki tarafa gelen dış destek olmasaydı, savaş çoktan sona ermiş olurdu."
Sudan Komünist Partisi Sözcüsü Fathi Alfadol
Elif Görgü
Sudan’da 2019’daki darbe ile iktidara gelen Abdulfettah Burhan yönetimindeki ordu ile, bir zamanlar halka karşı ittifak kurduğu ancak iktidar kavgası yüzünden nisan 2023’te çatışmaya başladığı Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) liderliğindeki paramiliter ordu Hızlı Destek Güçleri (HDK) arasındaki savaş devam ediyor. Geçtiğimiz ekim ayında Kuzey Darfur bölgesindeki el Faşir kentinin HDK tarafından ele geçirilmesi ve sivil katliamların başlaması, yıllardır büyük bir insani kriz yaşayan Sudan’ı ve iç savaşı dünya gündemine taşıdı. Ancak ilgi kısa sürdü.
Aralık 2018’de dönemin Ömer Beşir diktatörlüğüne karşı ayaklanarak çıktığı yolda, önce askeri darbe ve sivil katliamları sonrasında iç savaşla engellenen Sudan halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesi ise her şeye rağmen devam ediyor. Beşir darbe ile devrilse de ordu iktidarı devretmeyi reddediyor. Yabancı güçlerin taraf olduğu iç savaşın kanlı bilançosu, zorunlu göç ve açlık gibi sorunlar büyüyor. 2018 protestolarının da örgütleyicilerinden olan Sudan Komünist Partisinin Enformasyon Bürosu Sekreteri Fathi Alfadol, Sudan’da aralık 2018’den bu yana yaşananları ve iç savaş döneminde nasıl örgütlendiklerini aktardı.
El Faşir’de tam olarak ne oldu?
Milislerinin el Faşir’i 500 gün boyunca kuşattığı ve 18 ay süren bir kuşatmanın ardından, halkın çoğunluğunun bu süre zarfında farklı kaçış yolları bulduğunu söylemek beni şaşırtıyor. Sudan silahlı kuvvetleri ve orduyla birlikte çalışan milis kuvvetler olan Birleşik Kuvvetlerin liderlerinin çoğunun, Hızlı Destek (HDK) milislerinin girişinden önce el Faşir’den kaçtığını da belirtmek önemli. Kentteki demokratik güçlerden oluşan el Faşir Direniş Komitesinin raporuna göre, ordu şehri HDK milislerine av olarak bırakmış, terk etmiştir. Hartum, Madani ve Sudan’nın diğer bazı yerlerindeki deneyimlere göre, ordu bunu genellikle taktiksel geri çekilme olarak adlandırıyor. Ancak ülkenin farklı bölgelerinde tekrarlanan bu taktiksel geri çekilmenin sonucu sivillerin öldürülmesi, tecavüz, cinayet, yağma ve mülklerin paylaşımı gibi insanlık dışı suçların işlenmesi ve aktif halk liderleri ile toplumun aktif üyelerinin hapsedilmesidir.
Bir diğer önemli nokta ise, Sudan silahlı kuvvetleri veya subaylarının el Faşir’deki liderliği ile HDK milisleri arasında dolaylı olarak bir anlaşma yapıldığına dair haberler yayımlanması. Buna göre anlaşma, geri çekilip şehri milislere teslim edecekleri şeklinde yapıldı. Sonuç olarak barış zamanında 2 milyondan fazla nüfusa sahip olan kentte şu anda yarım milyondan az kişi kaldı. Bu insanlar çeşitli suçların hedefi oldular ve şimdi de HDK milisleri tarafından çeşitli suçlara ve baskıya maruz kalıyorlar ve aynı zamanda orduyu destekleyen uçakların (SİHA’lar kastediliyor) bombardımanına maruz kalıyorlar. Bu uçaklar genellikle Mısır ve Türkiye’ye ait.
El Faşir dışında, iç savaşta şu anda güç dengesi ne durumda? Ülkenin hangi bölgelerini kim kontrol ediyor? Kaynakları kim yönetiyor?
Burhan’ın liderliğindeki ve temelde Müslüman Kardeşler’in elinde olan Sudan silahlı kuvvetlerinin Kuzey Sudan ve Doğu Sudan’ı kontrol ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak orta Sudan’da sadece bir dereceye kadar etkisi var. Batı Sudan’da ise, temel olarak HDK milisleri, daha çok Cordoba ve Darfur’da kontrolü ele geçirmiş durumda.
Aslında Darfur’un neredeyse tamamı, HDK milislerinin elinde. Bu açıdan, el Faşir’i işgal etmek, kuzey Darfur’u işgal etmek anlamına gelir ve bu da HDK güçlerinin dışarıdan, özellikle Libya, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile ortak sınırdan daha fazla yardım alabilmesi için yollar ve bağlantılar açar.
Ülkeyi iç savaşa sürükleyen süreci bize hatırlatabilir misiniz? Müttefikler neden birdenbire düşman oldular?
2005 yılında (Dönemin Güney Sudan Lideri) John Garang ile (Sudan’ın Devrik Lideri) Ömer Beşir rejiminin Müslüman Kardeşler örgütü arasında Afganistan ve Kenya’da imzalanan anlaşma ile barışçıl veya sakin bir dönem yaşandı denebilir. 2010 yılında Sudan Komünist Partisi parlamentodan ayrılmaya karar verdi ve seçimlere karşı bir tür muhalefet oluşturarak barışçıl yollarla rejimin devrilmesini talep etti. O dönemde halk direniş komiteleri olarak adlandırılan komiteler kurdu. Bu, 1989’dan o zamana kadar tüm sendikaların, tüm siyasi partilerin, tüm kitle örgütlerinin veya sendika hareketlerinin yasaklanmış olması nedeniyle özellikle önemliydi.
750 binden fazla kişi kamu hizmetinden ihraç edilmişti. Ülkenin siyasi ve sosyal gelişiminde geleneksel olarak önemli bir rol oynayan kitle örgütlerinin liderlerinin çoğu ya hapse atılmış ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle, rejime direnmek veya direniş örgütü kurmak için tek olasılık mahallelerdi. Sudan Komünist Partisi de bu halk direniş örgütlerini kurmaya mahallelerde başladı. Ülkenin neredeyse tüm şehirlerinde ve mahallelerinde, özellikle de Sudan’ın kuzeyinde direniş komiteleri kuruldu. Ve bu, Müslüman Kardeşler rejimine karşı muhalefetin temel dayanağı oldu.
2013 yılının eylül ayında bir tür ayaklanma yaşandı. Halk direniş komiteleri, yerel malların fiyatlarındaki artışa karşı siyasi grev çağrısı yaptı. Grev yayıldı ve kitlesel gösterilerle birleşti. Ve özellikle başkentte o kadar güçlüydü ki, Ömer Beşir ve rejimin liderlik grubu başkentten ayrıldı. Ve Arap destek gücü veya milis destek gücünü (HDK) başkentte ayaklanmayı acımasızca bastırmak için çağırdılar. O zamanlar yaklaşık 500 kişi öldürüldü. Birçoğu gözaltına alındı. Bu, gelecekte yaşanacakların bir nevi provasıydı.
2013 ile 2018 yılları arasında siyasi sahnede farklı gelişmeler yaşandı. Demokrasi ve sivil yönetimin yeniden tesis edilmesini talep eden tüm siyasi güçler birleşik bir cephe oluşturmuştu. Ve ülke içinde ve dışında kampanya yürütüyorlardı. Ocak 2018’de fiyat artışlarına karşı gösterilere kitlesel katılım oldu. Sloganlar fiyat artışlarına, kıtlığa ve yanlış ekonomi politikalarına karşı olmaktan, bir tür rejim karşıtı ve demokrasi ile sivil hakların geri getirilmesini talep eden sloganlara dönüştü. 2018’in ortalarında, Adbara’da, yani Sudan’ın kuzeyindeki işçi merkezinde ve özellikle Damazin’de gösteriler başladı ve tüm ülkeye yayıldı. Bu da 2019’un başlarında Ömer Beşir’in düşüşüne yol açtı. Bu kitlesel gösterilere katılan son şehir başkentti (Hartum) ve Sudan tarihinde ilk kez başkent dışında böyle bir kitlesel ayaklanma başladı. Bu, ilk kez, yani diğer şehirler, köylüler ve ülkenin farklı köşelerinden gelen diğer güçler başkente doğru hareket etti.
Ve oradan devrim ya da kitlesel ayaklanma başladı ve Sudan’da yeni değişiklikleri zorladı. Önemli olan, 2018’in sonlarına doğru ve Ömer Beşir’in devrilmesinden önce, yeni bir örgüt kuruldu ve Ümmet Partisi ile Sudan Kongre Partisi muhalefete yeniden katıldı.
Devrim (2018-2019) sırasında ana güç, neredeyse tüm siyasi partileri kapsayan Özgürlük ve Değişim Güçleri’ydi. Ancak sendika cephesi olarak adlandırılan bir kanat ve Direniş Komiteleri/Hareketi olarak adlandırılan üçüncü bir kanat vardı.
Bu üç bileşen az çok birlikte çalışıyordu ve bu da 2018 sonu, 2019 başında Sudan’da meydana gelen değişikliklere öncülük etti ve zemin hazırladı. Ancak Sudan Komünist Partisi, Direniş Hareketi ve Sendika Cephesinin bazı kesimlerinin isteği dışında varılan anlaşmanın ardından, Özgürlük ve Değişim Güçleri arasında bir bölünme yaşandı. Ve bu üçlü, yani Sudan Komünist Partisi, Direniş Hareketi ve Sendika Cephesi arasında yeni bir koordinasyon başladı. Diğer siyasi güçler, Özgürlük ve Değişim güçleri içinde faaliyetlerini sürdürdüler.
2021’in başlarında ordu tarafından yeni bir güç kuruldu. Bu güç, farklı milis gruplarından oluşan bir sivil örgüt veya sivil gruptu ve bir tür demokrasi grubu oluşturdular. Ordu bu grubu, devrime ait tüm kalıntılara ve tüm güçlere karşı bir karşı sivil örgüt olarak kullandı. Bu grubu kullanarak ordunun ülkede tam yetkiyi ele geçirmeyi talep ettiler. Bu hayali ve temsil gücü olmayan grubun taleplerine göre hem ordu hem Hemedti hem de Burhan, 25 Ekim 2021’de darbe yaptılar ve tüm kurumları, hükümeti ve diğerlerini feshettiler ve yeni bir hükümet ilan ettiler.
Sudan Komünist Partisi, Direniş Hareketi ve Sendika Cephesi tarafından direnişin devam etmesi nedeniyle nisan 2023’te sözde bir anlaşmaya varmak zorunda kaldılar. Ancak Müslüman Kardeşler, bu anlaşmazlığın uygulanması halinde bunun kendilerinin sonu anlamına geleceğini çok iyi biliyordu. Ve milislere yönelik saldırı başlattılar.
‘HDK, göçü engellemesi için Avrupa tarafından desteklendi’
Hızlı Destek Güçleri nasıl ortaya çıkmıştı? Bugüne kadar ülkenin siyasi ve sosyal yaşamı üzerinde ne gibi bir etki yarattılar?
HDK bir haydut çetesi olarak ortaya çıktı. Bu haydutlar, Batı Sudan’daki Muhammed (Hamdan Dagalo) kabilesinin bir kısmından oluşuyordu ve Çad ve Mali gibi birçok Afrika ülkesine yayılmıştı. Bu haydutlar, hükümet ve Müslüman Kardeşler tarafından Batı Sudan’da, özellikle Darfur’da artan rejim karşıtı duyguları ve kitlesel eylemleri bastırmak için kullanılan bir orduya dönüştürüldü.
Ancak, HDK milislerinin rolünü güçlendirmeye yardımcı olan bir başka unsur da Avrupa Birliği’ydi. Aslında Avrupa Birliği tarafından silahlandırıldı ve finanse edildi. Sudan ve Libya arasındaki sınırları kapatmak, Afrika’dan, özellikle Güney Afrika’dan, Sahra’nın güneyinden gelen göçün Sudan’dan Libya’ya ve Libya’dan Avrupa’ya gitmesini önlemek gerekçesiyle bunu yaptılar.
Partimiz ve Sudan’daki diğer siyasi güçler, bu konuda uyarılar yaptık, Avrupa Birliği’nin göçü durdurması çözümün bu olmadığını söyledik, bu ülkelerde ve hatta Sudan’da iş imkanları yaratarak Avrupa’da yeni bir hayat arayan insanları bu ülkelerde tutmak olduğunu düşündüğümüzü açıkladık. Ancak bu AB tarafından görmezden gelindi. Ve HDK’yi konsolide etmeye devam ettiler. Ve HDK, oradan itibaren daha çok paralel bir orduya benzemeye başladı.
BAE ve Suudi Arabistan tarafından desteklenerek Yemen’deki savaşa da konuşlandırılmalarıyla büyük bir patlama yaşadılar. Orada Husilere karşı savaştılar. Yüksek maaşlar ve çok sayıda mali ve ekonomik destek aldılar, bu da yine güçlenmelerine ve genişlemelerine yol açtı. Böylece belki 5-10 bin kişi ile başlayan bir güç, 2010 ortalarında 100 bin askerlik bir güce dönüştü. Ve o noktadan itibaren, Müslüman Kardeşler’in farklı fraksiyonlarının düzenli ordusunun herhangi bir girişimine karşı Beşir’i savunmak için bir tür pazarlık gücü olarak kullanıldılar. O zamana kadar, paralel bir silahlı güç olarak muhafaza ediliyorlardı ve maaşları açısından ordudan daha güçlüydüler. Hızlı Destek milislerinde subayların aldığı maaşlar, düzenli ordudaki bir subayın aldığı maaşın üç hatta dört katıydı. Bu nedenle, o dönemde birçok subay ordudan ayrılıp milislere katıldı.
Ve böylece gerçek bir güç merkezi haline geldiler, halka karşı kullanıldılar. 2018’deki devrimin başarısından sonra, ordunun karargahında yaşanan katliamda, 300 kişiden fazlası, çoğunlukla HDK tarafından öldürülmüştü.
‘Sudan savaşı vekalet savaşıdır’
İç savaşa hangi yabancı güçler karışıyor? Bu yabancı güçlerin Sudan’da ne gibi çıkarları var? Yabancı müdahale Sudan halkını nasıl etkiliyor?
Doğrudan dahil olanlar Çad rejimini, Orta Afrika Cumhuriyeti’ni ve (Libya) Haftar’ı HDK milislerini desteklemek için araç olarak kullanan Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Bununla birlikte, Rusya’ya ait olan ve Sudan’da da faaliyet gösteren Wagner grubunun altın ticaretinde HDK ile güçlü ilişkileri olduğunu da belirtmek önemli.
Rusya başlangıçta hızlı destek gücünü destekliyordu. Ancak Rus rejimi, Putin ve Wagner grubu arasındaki ilişkilerin değişmesinden sonra, orduyu veya Sudan hükümetini destekleme pozisyonuna geçti. Ancak bu daha sonra oldu. Öte yandan, Mısır’ın Müslüman Kardeşler’e karşı açıkça ilan ettiği tutumuna rağmen, orduyu çok güçlü bir şekilde desteklediği çok açıktır. Mısır’a ek olarak, Türkiye, İran rejimi ve bir dereceye kadar Suudi Arabistan da bu duruma eşlik ediyorlar. Yine de, çeşitli nedenlerden dolayı Çin’in de hükümeti desteklediğini göreceksiniz.
Bu, Sudan’ın dış politikasının genel hatlarıdır. Her iki tarafa gelen dış destek olmasaydı, savaş çoktan sona ermiş olurdu.
Sudan’daki savaş, bir zamanlar aynı olan iki yerel ordunun vekalet savaşıdır. Sudan, çok önemli bir coğrafi konuma sahip. Avrupa ile Afrika ve Asya’yı birbirine bağlayan Kızıldeniz’de çok uzun ve zengin bir sahili var. Aynı zamanda mineraller açısından da zengin. Bu yüzden yabancı güçler Sudan’a büyük ilgi göstermektedir. Bu da savaşın devam etmesini büyük ölçüde açıklamaktadır.
Daha önce de belirttiğim gibi, ordu kuzeydoğu Sudan’ı ve bir dereceye kadar orta Sudan’ı kontrol etmektedir. Burada verimli topraklarımız ve suyumuz var. Milislerin bulunduğu doğu Sudan ve batı Sudan’da altın ve diğer mineraller de var.
ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında oluşturulan dörtlü ittifak, barış gerekçesiyle durumu maniple etmeye çalışıyor. Ülkedeki durum ve çıkarlarının bölünmesi ve korunması konusunda kendileri bir anlaşmaya varmadıkça bunu asla başaramayacaklar. Bu noktaya varılırsa, Sudan’da savaş sona erecek.
‘Halkı temsil edecek bir hareket inşa etmeye çalışıyoruz’
Şu anda, cunta ve iç savaşa karşı halk hareketinin durumu nedir? Sudan Komünist Partisi, halkın çıkarlarına uygun olarak bu iç savaştan çıkmak için ne öneriyor? Kimlerle ve nasıl örgütleniyor?
Sudan Komünist Partisi, aralık ayaklanmasının (2018) ana sloganı olan özgürlük, barış ve adaletin tesis edilmesi gibi temel talepler etrafında bir tür ulusal yurtsever cephe oluşturmaya çalışan 13 grupla ittifak halinde. Ve bunun etrafında, tabii ki savaşın halka, özellikle ilerici güçlere ve Komünist Partiye yönelik olduğunu anlatıyor.
Ancak savaşın başlangıcından bu yana, örneğin ülkedeki muhalefetin ana gücü olan Direniş Hareketi taktik değiştirdi. “Takaya” adını verdikleri bir yapı altında yeni bir taktikle örgütlenmeye başladılar. Takaya, halkın gıda, ilaç, tedavi, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan yerleşim gruplarıdır. İş talep etmek, iyi maaş talep etmek; temel tıbbi tedavi, okulların yeniden açılması, hastanelerin yeniden açılması vb. gibi talepler öne çıkarıldı; acil durum komiteleri kuruldu. Ancak Sudan’ın belirli bölgelerinde, bu acil durum komitelerinin yeniden direniş komitelerine dönüştüğünü ve yine parti ile yan yana, bizim radikal değişim güçleri olarak adlandırdığımız şeyi kurduğunu göreceksiniz.
Savaşın ilk bir yılında, reformcuların oluşturduğu ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılayan bir çekirdek oluşmaya başladı ve bu çekirdek fiili hükümete karşı bir direnişe dönüşmeye başladı. Ve bu bizim taktiğimizdir, yani gelecekte yapılacak görüşmelerde halkı temsil edecek bir hareket inşa ediyoruz.
ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri koordinatör topluluğunun Sudan’da üç aylık özel bir ateşkes; gıda ve ilaç girişine yönelik güvenli geçitler açılması çağrısını olumlu karşılıyoruz. Ancak Sudan’daki savaşı radikal bir şekilde durdurmak için savaşı başlatanların cezalandırılması ve yargılanması gerektiğini; demokratik ve sivil toplumların gerçekten temsil edecek yeni bir yapının olması, yeni bir Sudan çağrısı yapılması gerektiğini savunuyoruz.
Bu nedenle, şu anda temel taktiğimiz, elbette tabana dayalı geniş bir halk cephesi oluşturmaktır. Bu cephe, herhangi bir uluslararası veya bölgesel forumda Sudan halkını temsil edecek ve ayaklanmanın ana sloganı olan barış, özgürlük ve sosyal adaletin yeniden tesis edilmesini talep edecektir.
Evrensel'i Takip Et