Amerikalı şirketin Diyarbakır’da petrol arama projesine iptal kararı
Diyarbakır 4. İdare Mahkemesi, “ÇED Gerekli Değildir” kararını iptal ederek ABD’li petrol şirketi Transatlantic Petroleum'un Diyarbakır’ın verimli tarım arazilerindeki petrol arama faaliyetlerini durdurdu.
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Diyarbakır- Diyarbakır 4. İdare Mahkemesi, Sur ilçesi Yenievler Mahallesi’nde yapılması planlanan ham petrol arama-çıkarma ve depolama faaliyetleri için verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararını iptal etti.
Diyarbakır 4. İdare Mahkemesi, Ekoloji Derneğinin açtığı davada Valilik tarafından ABD merkezli Transatlantic Petroleum Ham Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim A.Ş.’ye verilen 21/10/2024 tarihli “ÇED Gerekli Değildir” kararını hukuka aykırı bularak iptal etti.
İptalin gerekçeleri
Mahkeme, yedi farklı uzmanlık alanında (Harita, jeoloji, hidrojeoloji, maden, petrol ve doğal gaz, çevre, ziraat mühendisliği) yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan rapora dayanarak kararı verdi. Raporda ve mahkeme değerlendirmesinde Proje Tanıtım Dosyasının (PTD) sadece Yeniev 12 ve Yeniev 13 kuyularını incelediği, oysa bölgede birden fazla kuyu bulunduğu ve bütün ruhsat alanı üzerinde bütünsel çevresel etki değerlendirmesi (kümülatif etki) yapılması gerektiği tespit edildi. Yine su kaynakları riski ve izleme yetersizliği, teknik verilerin hatalı olduğu belirtilen kararda sondaj çamurları ve formasyon suyunun (yüksek mineralli su) nasıl bertaraf edileceği konusunda net teknoloji ve metodoloji belirtilmediği, üretim sırasında yakılan atık gazın (FLARE) çevredeki dağılımını gösteren hava kirliliği modellemesinin yapılmadığı, projenin sulu tarım arazisi içinde yapılmasına rağmen, tarımsal faaliyetlere zarar vermeden eş zamanlı çalışma için gerekli önlemlerin (toprak, bitki ve yeraltı suyu izlemeleri, numune alma planları) PTD’de tam olarak yer almadığı ifade edildi.
Mahkeme, tüm bu eksiklikler ışığında davalı idarenin kararında hukuka uyarlık bulunmadığına kanaat getirerek, “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptaline hükmetti.
Avukat Ahmet İnan: Petrol faaliyetleri Diyarbakır’da yaşamı yok ediyor
Diyarbakır 4. İdare Mahkemesinin, ABD merkezli petrol şirketi Transatlantic Petroleum’a verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararını iptal etmesinin ardından, davayı açan Ekoloji Derneği ve Diyarbakır Barosu Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Ahmet İnan, kararın önemini ve bölgedeki petrol faaliyetlerinin tehlikelerini anlattı.
İnan, kararın sadece hukuki bir zafer değil, aynı zamanda petrol arama faaliyetlerinin su kaynaklarını, tarım arazilerini ve genel olarak yaşamı nasıl tehdit ettiğine dair bilimsel bir belge niteliği taşıdığını vurguladı.
“Yaşamın nasıl yok edildiği bilimsel olarak belgelendi”
İnan, mahkemenin dayandığı bilirkişi raporunun, faaliyetlerin tehlikesini somut verilerle ortaya koyduğunu belirtti: “Bu karar hem bir yandan olması gereken bir karardı hem de bu faaliyetlerin tehlikesinin suyu, yaşamı nasıl yok ettiğini gösteriyordu. Bu bilimsel rapor iklim krizinde coğrafyamızın nasıl yok edildiğini belgelemiş oldu bir yerde. Petrol arama çıkarma faaliyetleri, yeryüzünün jeolojik yapısıyla oynayan, onu değiştiren, çok ağır faaliyetlerdir.”
İklim krizi ve su kıtlığına dikkat çeken İnan, uyarılarının görmezden gelinmesinin ağır sonuçları olacağını ifade etti: “10 yıl, 15 yıl sonrasını hesaplayan var mı? Susuzluktan, sağlıklı gıdaya erişememekten öleceğiz.”
Zehirli sıvılar içme sularını tehdit ediyor
İnan, petrol çıkarılırken ortaya çıkan zehirli sıvıların yönetimine ilişkin kritik bir tehlikeye de dikkat çekti: “Petrolle beraber yer altından zehirli sıvılar çıkar. Bu petrolle beraber çıkan zehirli sıvıların geri petrolün çıktığı yere enjekte edilmesi gerekirken (reenjeksiyon) bu bir maliyet gerektirdiği için zehirli sıvıyı toprağa kazıp foseptik şekilde oraya atıyorlar. Toprak geçirgendir. O zehirli sıvı topraktan süzülüp bizim yer altı su rezervleri dediğimiz içme su ihtiyacımızı karşılayan su kütlelerine ulaşıyor.” İnan, bu iddialarının bilirkişi raporuyla doğrulandığını da ekledi: “Gelen bilirkişi raporu reenjeksiyonun sahada yapılmadığını, su varlıklarının ağır tehdit altında olduğunu, ÇED raporunun alanın jeolojik birimini bile yansıtamadığını açıklamış ki, mahkeme kararı da bu doğrultuda oldu. Maalesef iddialarımızda haklı çıktık.”
“Yerli milli denen şey yabancı sermayeye peşkeş çekmek”
Davayı açtıkları dönemde karşılaştıkları tepkilere de değinen İnan, kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algıyı şu sözlerle aktardı: “Davaları açtığımızda basında linç edildik. Kimi televizyon kanallarında, sosyal medyada ‘Diyarbakır Barosu ülkenin kalkınmasına izin vermiyor’ tarzında ters algı yaratan tehditlere maruz kaldık. Bize ha bire yerli, milli ülkemiz kalkınıyor diye empoze edilen bu petrol çıkarma işlemleri aslında yabancı şirketlerin ülkemizin doğal varlıklarını yok ederek uluslararası sermayeye peşkeş çekilen bir mesele olduğunu bir kez daha anlamış olduk.”
İnan, dava konusu şirketin (Transatlantic Petroleum) Amerikalı bir şirket olduğunu ve eski bakanlar tarafından desteklendiğini hatırlatarak, sermaye odaklarının manipülasyonlarına karşı uyardı.
Emek-meslek örgütlerine ve yerel yönetimlere çağrı
Av. İnan, iptal kararı sonrası mücadelenin devam etmesi gerektiğinin altını çizdi ve yerel aktörleri göreve çağırdı: “Şu an yüz binlerce dönüm birinci sınıf sulu tarım arazisi petrole peşkeş çekiliyor. Silvan Barajı kapsamında sulama kanalları çekilmişken, şimdi o tarımsal sulamanın olacağı tüm alanları bir bir petrole ruhsatlıyorsun. Bu nasıl bir çelişki? Burada bir görev de sivil topluma ve Baro’ya, meslek örgütlerine, TMMOB’a düşüyor. Onlar niye sessiz? Yerel yönetimler çok sessiz bu konuda.”
İnan, belediyelerin ve meslek odalarının, kentin su varlıkları ve toprakları üzerindeki tahribata dair acilen veri oluşturup halkla beraber bilinç yaratması gerektiğini vurguladı: “Şehrin bu unsurları acilen harekete geçmeli. Bu iptal ettiğimiz ruhsat alanı 7 bin hektar, 70 bin dönüme yakın bir arazi. Bunun gibi 4-5 tane alanı var. Diyarbakır tamamen şu an petrole, madene ruhsatlı bir şehir haline geldi. Umarım bu dava bir kıvılcım olur bu yönde. Yoksa davayı açtım, onu kazandık... Hiçbir şey kazanmadık. Sadece kazanımların önünü açacak bir şey yarattık.”
Kritik tarım alanları hedefte
Mahkemenin iptal kararı, uzun süredir ABD’li petrol tekelinin hedefinde olan Diyarbakır’ın verimli tarım arazilerinin korunması açısından büyük önem taşıyor. Daha önce benzer tartışmaların Trakya bölgesinde de yaşandığı gibi, bu karar da yer altı suları ve birinci sınıf tarım toprakları üzerindeki çevresel baskıyı azaltma yönünde bir adım olarak değerlendiriliyor.
Yüzde 90 kazanç ABD’li şirketin
2025’in Mart ayında Meclis’e gelen “süper talan” yasası sonrasında, Trump’ın ‘Fahri İçişleri Bakanı’ ABD’li milyarder Harold Hamm’in şirketi Continental Resources ve ABD sermayeli TransAtlantic Petroleum ile anlaşmalar imzalandı. TransAtlantic Petroleum, davaya konu olan bölgedeki 436 bin metrekare araziyi petrol üretimi için kapatmak üzere yatırım yaparken projede, günde 80 ton (yılda 208 bin varil) ham petrol üretimi hedefi var. Bu üretimden elde edilecek 13 milyon dolarlık çok küçük bir kısım (yaklaşık yüzde 10) devlete kalırken, kalanı ABD’li şirketin olacak. İstihdam ise proje aşamasında 40, işletme aşamasında ise sadece 20 kişi olarak planlanmış durumda. Proje sahasında işçiler için revir dahi kurulmayacak olması, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun şirket çıkarları doğrultusunda esnetildiğini gösteriyor.
Trakya havzası gaz tekellerinin kontrolünde
ABD merkezli TransAtlantic Petroleum, Trakya havzasındaki üretim kapasitesini artırmak için de Kanada’nın hızla büyüyen enerji tekellerinden Valeura Energy ile ortaklık kurdu. Anlaşma, Trakya havzasında yıllardır atıl bırakılan doğal gaz sahalarının yeniden işletmeye açılması anlamına geliyor. TransAtlantic, Devepınar-1 keşif kuyusuna yeniden giriş masraflarını karşılayarak Valeura’nın derin sahalarındaki haklarının yüzde 50’sine ortak olma hedefinde. Bu ortak hamle, Trakya’nın doğasını ve tarım alanlarını tehdit eden yeni bir “enerji talanı”nın habercisi.
Derinleşen bağımlılık
ABD’nin küresel petrol üretimini kontrol altında tutma hırsı Anadolu’nun bu bağımlılık ilişkisinin yeni halkası. 2003 işgalinden bu yana Irak’ın petrol gelirlerinin ABD Merkez Bankası’ndaki bir hesapta tutulması ve parasal egemenliğin Washington tarafından belirlenmesi, Türkiye’deki enerji anlaşmalarıyla izlenen rotanın derinleşen bir bağımlılığa işaret ediyor.
Bakan Bayraktar “Diyarbakır’ın petrol şehrine dönüşeceği bir sürece doğru giriyoruz” demişti
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi Kasım Ayı Olağan Toplantısı’ndaki konuşmasında Türkiye’nin artan enerji talebini karşılamak için yerli ve yenilenebilir enerji kaynak potansiyelinin değerlendirildiğini söylemiş, 2016’dan itibaren “Milli Enerji ve Maden Politikası” ile Türkiye’nin doğal gaz ve petrol arama stratejisinin geliştirildiğini anımsatmıştı. Gabar’da yaklaşık 3 bin 600 mühendisin çalıştığını belirten Bayraktar, “600-700 kilometrelik yol yapmak suretiyle şu an günde 80 bin varil petrol üretiliyor. Bugün itibarıyla yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklük. Türkiye’nin yeni bir hikaye daha yazması lazım. Diyarbakır’da çalışmalara da 4 blokta başladık. Türkiye artık ankonvansiyonel yöntemle, çatlatma yöntemiyle kaya petrolü arayacak. Bu Gabar’dan daha büyük olabilecek potansiyele sahip. Bizim için oyun değiştirici etkisi olabilecek. Başarılı olursak da belki yüzlerce kuyuyla Diyarbakır’ın adeta bir petrol şehrine dönüşeceği sürece doğru giriyoruz” diye konuşmuştu.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...

Evrensel'i Takip Et