Yemen: Bölünmüş otoriteler arasında kaybolan ülke
Yemen, çok aktörlü ve karmaşık bir jeopolitik çatışma sahasına dönüşmüş durumda. Arap basınına göre, ABD, İsrail ve İngiltere üçlüsü, yerel ve dış güçlere bağımlı grupları yeniden harekete geçirerek ülkeyi büyük bir çatışmaya hazırlıyor.
Google haritalar
Yusuf Ertaş
Gazze, Suriye ve Lübnan’daki gelişmelerin gölgesinde kalan Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) desteklediği Güney Geçiş Konseyinin Hadramut ve el-Mehre’ye yönelen son saldırısıyla yeniden ön plana çıktı. Ortadoğu’nun uzun yıllardır “çözülmemiş dosyası” olarak anılan Yemen, artık yalnızca kronik bir iç savaşın sürdüğü bir ülke değil; küresel ve bölgesel güçlerin eş zamanlı nüfuz hesaplarının iç içe geçtiği, çok aktörlü ve karmaşık bir jeopolitik çatışma sahasına dönüşmüş durumda.
Bölünmenin tarihsel zemini
Yemen’in bugünkü siyasi bölünmesinin temelleri 20. yüzyılın başlarına dayanıyor. Osmanlı’nın çekilmesinin ardından Kuzey Yemen’de İmam Yahya önderliğinde Zeydi mezhebine dayalı bir devlet kuruldu. 1962’deki darbe ile imamlık rejimi sona erdi ve Yemen Arap Cumhuriyeti ilan edildi. Aynı dönemlerde, 1839’dan beri Aden’i işgali altında tutan İngiltere’ye karşı Güney’de bağımsızlık hareketleri güçlendi ve İngiltere 1967’de bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Böylece Güney Yemen Halk Cumhuriyeti kuruldu. Fakat hem Kuzey hem Güney Yemen uzun yıllar boyunca darbeler, çatışmalar ve istikrarsızlıkla boğuştu.
Bu iki ayrı devlet, uzun müzakereler ve zaman zaman tırmanan gerilimlerin ardından mayıs 1990’da birleşerek Yemen Cumhuriyeti’ni oluşturdular. Ancak birleşme iki taraf arasındaki ideolojik, toplumsal ve askeri farklılıkları ortadan kaldırmadı; entegrasyon sürecindeki eşitsizlikler yeni krizlerin tohumlarını attı. 1994 iç savaşı bu nedenle patlak verdi ve birleşme tam anlamıyla bütünleşmiş bir devlet yapısına hiçbir zaman dönüşemedi.
Toplumsal yapı da bu bölünmeyi derinleştirdi. Kuzey Yemen’in nüfusu ağırlıklı olarak dağlık kırsal alanlara yayılmış durumda ve toplumsal düzen, güçlü aşiret yapıları üzerinden şekillenmektedir. Buna karşılık Güney Yemen’de, sosyalist olarak anılan Demokratik Halk Cumhuriyeti döneminde kabile yapıları siyasal olarak sınırlandırılmış ve toplumsal yaşam daha merkezi bir devlet yapısı etrafında örgütlenmişti. Ancak 1990 sonrası birleşme, devlet otoritesinin zayıflaması ve savaşın yarattığı boşluklar nedeniyle Güney’deki birçok bölgede -özellikle Shabwa, Abyan ve Hadramut’ta- kabile ağları yeniden güç kazandı. Bugün Güney de, Kuzey’deki kadar yoğun olmasa da yerel güvenlik ve siyasi rekabette belirleyici rol oynayan kabile yapılarının yeniden görünür olduğu bir sosyal dokuya sahip.
En az üçe bölünmüş ülke
Yaklaşık yüzde 35’i Zeydi nüfustan oluşan Yemen’in resmi sınırları halen tek bir devleti işaret etse de, sahadaki fiili yapı bundan çok farklı. Ülke en az üç siyasi-askeri otorite arasında bölünmüş durumda:
• Kuzeybatı ve yoğun nüfuslu bölgeler: İran destekli Ensarullah (Husiler) tarafından kontrol ediliyor. Bu bölgede ülke nüfusunun yüzde 65’i yaşıyor.
• Güney: Aden merkezli Güney Geçiş Konseyi, BAE’nin desteğiyle fiilen ayrı bir yönetim oluşturmuş durumda.
• Doğu ve çöl şeridi: Hadramut ve el-Mehre, Suudi Arabistan’ın koruması altında ve uluslararası tanınırlığa sahip Başkanlık Konseyinin etkisinde.
Bu tablo Yemen devletini sahada görünür olmaktan çıkarırken yerini dış güçler tarafından desteklenen paralel otoritelere bırakıyor.
Hadramut’ta petrol ve nüfuz savaşı
Geçen hafta Güney Geçiş Konseyi, Hadramut Vadisi’nde geniş çaplı bir askeri operasyon başlatarak Seyyun ve çevresindeki stratejik petrol bölgelerini ve birinci askeri bölge karargahını ele geçirdi. Konsey, 2019 Riyad Anlaşması’nın uygulanmadığını gerekçe göstererek “hızlı bir işgal” başlattığını duyurdu. BAE’nin açık desteğini alan Konseyin hamlesi, Suudi Arabistan’ın desteklediği Amr bin Habriş liderliğindeki Kabileler İttifakı ile sert bir karşılaşmaya yol açtı.
Suudi Arabistan’ın müdahalesiyle tırmanışın durdurulmasını ve petrol tesislerinin çevresinden karşılıklı çekilmeleri öngören kırılgan bir “Gerginliği kontrol altına alma mutabakatı” sağlandı. Ancak petrol zengini Hadramut’taki nüfuz mücadelesi, bölgedeki kaynak rekabetini daha da keskinleştirdi.
Ensarullah’ın tutumu: ‘Bizim savaşımız değil’
BAE destekli operasyonun ardından Yemen’in en kritik ekonomik bölgesinde yeni bir cephe açılmışken Ensarullah (Husiler), yaşananları ABD-İngiltere-İsrail ekseninin yerel unsurlar üzerinden yürüttüğü bir nüfuz düzenlemesi olarak okuyor. Husiler çatışmayı “yan savaş” olarak tanımlıyor ve sahayı uzaktan izlemeyi tercih ediyor. Onlara göre sahadaki askeri yığınak, Yemen halkının aleyhine yeniden “pasta paylaşımı” anlamına geliyor.
Husi liderliği, olası bir müdahalenin ancak “Yemen’in kuzeyden güneye egemenliğini yeniden tesis etme” hedefi çerçevesinde gündeme gelebileceğini ve gerekirse “Bir an bile gecikmeyeceklerini” söylüyor. Hadramut’taki bu yeni gerilimin Yemen savaşının geleceğini belirleyecek bir dönüm noktasına dönüşebileceği değerlendiriliyor.
Dış aktörlerin hesabı ve yeni planlar
Yemen merkezli Es-Sevra Gazetesi Yazarı Mansur el-Bakali, Hadramut ve el-Mehre’deki son gelişmelerin ABD, İsrail ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik yeni bir saldırı planının işaretleri olduğunu savunuyor. Bakali’ye göre bu üçlü, yerel ve dış güçlere bağımlı grupları yeniden harekete geçirerek sahayı büyük bir çatışmaya hazırlıyor. Son on yılda Suudi Arabistan, BAE ve ABD’nin yürüttüğü savaşta istenen sonuçları alamayan aktörler, şimdi yeni vaatler ve askeri-siyasi teşviklerle Yemen’de dengeyi tekrar kurmaya çalışıyor.
Süreklileşen bir toplumsal yıkım
Bu karmaşık denklemde en ağır bedeli ödeyen Yemen halkı, hiçbir büyük aktörün stratejik hesaplarında yer almıyor. UNICEF’in 2025 insani durum ile ilgili verilerine göre ülkede 18 milyondan fazla insan insani yardıma muhtaç, 17 milyon kişi gıda güvencesizliği içinde yaşıyor ve bu nüfusun 4.7 milyonu kriz seviyesinde açlıkla karşı karşıya.
Aynı rapor, 2.2 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme yaşadığını, 5 yaş altı çocukların büyük bölümünün temel sağlık ve beslenme hizmetlerine erişemediğini belirtiyor. Sınır Tanımayan Doktorların (MSF) 2025 Yemen beslenme krizi raporu da sağlık altyapısındaki çöküş, temiz suya erişim sorunları ve yaygın salgın hastalıkların çocuk ölümlerini artırdığını vurguluyor. Bütün bu göstergeler Yemen’de insani krizin artık yalnızca bir savaşın sonucu değil, süreklileşen bir toplumsal yıkım biçimi haline geldiğini gösteriyor.
Yemen’in Güneyi BAE’ye emanet: İhvan’a karşı ‘çok cepheli’ savaş
Lokman Abdullah
Al Ahbar/Lübnan
Hızlı ve şaşırtıcı bir gelişme olarak BAE destekli “Güney Geçiş Konseyi”, Suudi Arabistan sınırına bitişik Hadramut vilayeti üzerinde tam kontrolünü sağladı. Aynı zamanda, Umman Sultanlığı’na komşu el-Mehra vilayetindeki resmi kurumlar, Yemen bayrağını indirip eski güney devletinin bayrağını çekerek Konseye bağlılıklarını ilan ettiler. “Geçiş Konseyi”nin bu iki vilayet üzerinde kontrol sağlamasıyla sahip olduğu güç unsurları daha da pekişmiş oldu; zira yalnızca Hadramut, Yemen petrol rezervlerinin ezici çoğunluğunu barındırmakta ve Körfez yönünde en önemli kara geçidine sahip bulunmaktadır. Bu değişim, “Geçiş Konseyi”ni zenginlik, toprak ve geçitler bakımından neredeyse tamamlanmış bir yapının eşiğine getiriyor ki bu da özellikle “meşruiyet”e bağlı güçlerin nüfuzunun gerilemesi ve Suudi tarafının geri çekilmesi ışığında, ayrılıkçı projesini gerçekleştirmesine her zamankinden daha fazla yaklaştırıyor.
Konseyin doğu vilayetleri üzerindeki kontrolü yalnızca ulusal düzeyde değil, bölgesel düzeyde de haritayı yeniden çiziyor; çünkü BAE’nin nüfuzu artık Arap Denizi ve Aden Körfezi’nin tüm sahili boyunca, Kızıldeniz’in doğu kıyısına kadar uzanırken, Abu Dabi’nin stratejik adalar üzerindeki kontrolü ise Yemen’in sınırlarını aşan ve bölgedeki siyasi konumunu güçlendiren bir nüfuz sağlıyor. Öte yandan, Marib ve kuzey vilayetleri Suudi Arabistan için önceliğini korurken güney ve doğu BAE’nin kontrolü altında bulunuyor. Bu durum, “İslah Partisi”nin stratejik bölgelerdeki rolünün sona erdiğine işaret ediyor ve bazı analistlere göre Suudi Arabistan ile BAE arasında Yemen’de nüfuzu yeni bir şekilde paylaşmaya yönelik örtülü bir anlaşmayı yansıtıyor. Bu analistler, Suudi Arabistan’ın bu anlaşmayla Yemen’deki çatışma dinamiklerine angajmanını azaltmayı, stratejisine yük haline gelen “İslah”tan kurtulmayı ve Abu Dabi’yle muhtemel bir çatışmadan kaçınmayı hedeflediğini değerlendiriyor.
“Meşruiyetin (Meşru hükümet denilen Riyad destekli yönetim kastediliyor) birliğini destekleme ve koruma” sloganı altında başlayan ve Suudi Arabistan liderliğinde, Birleşik Arap Emirlikleri’nin katılımıyla yürütülen “Arap Koalisyonu”, zamanla -özellikle Hadramut vilayetindeki son gelişmelerin ardından- koalisyonun iki ana ülkesinin hedeflerinin en başından beri çelişkili olduğunu ortaya koydu. Her iki ülke de “meşruiyet”in zayıflığından yararlanarak nüfuz alanlarını kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeye çalıştı; bu da sahada ikili bir otorite yapısının oluşmasına ve yerel düzeyde servet ve askeri kontrol mücadelesine kapı açtı. Bugün Hadramut ve el-Mehra’nın düşmesi, koalisyonun resmi sloganları ile gerçek stratejik hedefleri arasındaki farkı gözler önüne sererken, Körfez müdahalesinin hiçbir zaman birleşik bir proje olmadığını, bilakis Yemen’in birliği ve istikrarı pahasına nüfuzun yeniden dağıtımına yönelik bir yarış olduğunu teyit ediyor.
Daha geniş çerçevede, “Geçiş Konseyi”nin adımı, Washington’ın son dönemde Lübnan, Ürdün ve Suriye gibi ülkelerde “Müslüman Kardeşler”in kollarını “terör örgütü” olarak sınıflandırma yönündeki girişimleriyle uyumludur. Bu girişimler, örgütün siyasi ve askeri nüfuzunu yeniden tesis etme kapasitesini azaltmaya yönelik geniş bir bölgesel strateji kapsamında değerlendiriliyor. Bu stratejinin gereklilikleri doğrultusunda, Suudi Arabistan’ın “İslah”ı “Geçiş Konseyi”nin insafına bıraktığı görülüyor; bu durum, partinin “birinci askeri bölge”sinin ayrılıkçı ilerleyiş karşısında kayda değer bir direniş göstermeden hızla çökmesini kolaylaştırdı. Hatta, “Hadramut Kabileleri İttifakı”nın etkisizleştirilmesinin ardından petrol tesislerini korumak amacıyla bir Suudi heyetinin el-Mukalla’ya ulaşmasına rağmen, “Geçiş Konseyi” bu tesislerle ilgili anlaşmaya uymadı ve tüm tesislerin kontrolünü ele aldı.
Bu bağlamda, “İslah” Partisi, geleneksel müttefiki Suudi Arabistan tarafından açık bir şekilde yüzüstü bırakıldığını hissediyor; zira Suudi Arabistan, kendisini uzun süredir “meşruiyet”in hamisi ve Ensarullah Hareketi’ne karşı en büyük destekçisi olarak sunmuştu. Öte yandan parti liderlerine yönelik baskı, özellikle Hadramut ve el-Mehra’daki parti mevzilerinin çöküşü ışığında acilen Marib’e dönen Sultan el-Arade hakkında yapılan uyarılarla devam ediyor. Böylece Suudi Arabistan’ın artık partinin konumlarını savunmaya bağlı olmadığı ve muhtemelen “İhvan”ın nüfuzunu azaltmak ve onları petrol zenginliği ile kritik limanlardan uzaklaştırmak için BAE’nin hamleleriyle örtülü şekilde uyumlu hareket ettiği giderek netleşiyor. Bu durum nihayetinde, uluslararası baskılar ile bölgesel girişimlerin örgütün varlığını tasfiye etmeye yönelik olarak eş zamanlı ilerlediğini yansıtıyor.
Yemen’in doğu cephesi: Hadramut’ta nüfuz kavgası
Keis es-Saidi
Rai Al Youm
Yemen’in Hadramut vilayeti, BAE’nin desteklediği Güney Geçiş Konseyi’nin gerçekleştirdiği ani askeri operasyonun ardından yeni ve belirgin bir gerilim gününe giriyor. Geçiş Konseyi’nin stratejik Seiyun kentindeki havaalanı ve güvenlik merkezleri de dahil olmak üzere hayati noktalarda kontrol sağlaması, bu gelişmelerin Yemen’deki karmaşık nüfuz haritası üzerinde ağır bir gölge bırakmasına yol açıyor.
Zorlayıcı soru şu şekilde öne çıkıyor: Ülkenin en büyük ve petrol rezervleri ile stratejik limanlar açısından en zengin vilayetinde yaşananlara, başkent Sana ve kuzeyin geniş kesimlerinde hakimiyet kuran Ensarullah (Husi) Hareketi nasıl bir tutum alıyor?
Alevlenen saha ve kırılgan ara buluculuk
4 Aralık 2025’te Güney Geçiş Konseyi “parlak gelecek” adını verdiği operasyonunu başlatarak Hadramut Vadisi’ndeki kontrolünü genişlettiğini ilan etti. Bu yayılma tepkisiz kalmadı; Suudi Arabistan’ın desteklediği Hadramut Kabileler İttifakı petrol bölgelerini savunmak için harekete geçti. Bu durum, sahneyi savaşın tüm kartlarını yeniden karabilecek açık bir çatışmanın eşiğine sürükledi.
Suudi ara buluculuğu derhal devreye girerek tansiyonun düşürülmesini ve petrol tesislerinin çevresinden karşılıklı çekilmeleri öngören kırılgan bir sükunet anlaşmasına yol açtı. Görece sakinliğe rağmen Yemen’in ekonomik sinir ucu, yerel ve bölgesel aktörlerin bölgenin geleceği pahasına nüfuzlarını pekiştirmeye çalıştığı ajanda çatışmalarının baskısı altında kalmaya devam ediyor.
Sana’daki okuma: ‘Yan cephe savaşları’na girmeme tavrı
Başkent Sana’daki Ensarullah (Husi) liderliği, yaşanan olaylara tamamen farklı bir perspektifle yaklaşıyor ve sahayı doğrudan kendisini ilgilendirmeyen bölgesel bir nüfuz mücadelesinin parçası olarak görüyor. Gelişmeleri, “yerel unsurlar üzerinden yürütülen Amerikan-İngiliz-siyonist sömürge planları” olarak tanımlayan hareket, çatışmanın özünün “Suudi-Emirlik saldırı araçları arasında nüfuz ve zenginliklerin paylaşımına yönelik açık bir operasyon” olduğunu vurguluyor. Bu söylem, çatışmayı dış güçlerin komplosu çerçevesine oturtarak hareketin gelişmeleri uzaktan izleme ve manevra mesafesini koruma imkanı sağlıyor.
Hareket, BAE milislerine karşı “Hadramut toplumu ile dayanışmasını” dile getirse de bunun pratik sınırları olduğunu belirtiyor. Bu ihtiyatlı tavrın “Gerçekçi olmayan bir savaşa sürüklenmek” anlamına gelmediğini vurgulayan Ensarullah, olası askeri müdahaleyi yalnızca Yemen’in tamamının egemenliğini yeniden tesis etmeye yönelik daha geniş projeleri çerçevesinde değerlendirdiğini, “Gerekirse bir an bile gecikmeyeceğini” ifade ediyor.
Husi liderliği ayrıca çatışmanın sonuçlarına dair derin şüpheler taşıyor ve yaşananların “Yemenlilerin aleyhine, pastanın yeniden paylaşılacağı yeni bir ikili anlaşmayla sonuçlanacağını” öngörüyor. Hatta ortaya çıkan askeri yığınakların “Hadramut halkını zayıflatmak ve zenginliklerinden vazgeçirmeye yönelik Suudi-BAE ortak oyunu” olabileceğini ya da Suudi Arabistan’a uzun süredir arzuladığı Arap Denizi’ne bir çıkış yolu sağlama girişimi olarak görülebileceğini belirtiyor.
Çatışan istekler ve yeni bir saha: Hadramut
Hadramut’taki tablo, benzeri görülmemiş bir karmaşıklığı yansıtıyor; çünkü birden fazla yerel ve bölgesel irade aynı sahada kesişiyor: Güney Geçiş Konseyi (STC): BAE’nin açık desteğiyle güneyde tam hakimiyetini pekiştirmeyi hedefliyor. Hadramut Kabileler İttifakı: Riyad’la güçlü ilişkilerine dayanarak vilayetin özerk yönetim vizyonunu ve kaynaklarını savunuyor. Suudi Arabistan: Aşırı BAE genişlemesine set çekmeye çalışan, nüfuzunu korumayı ve sınır güvenliğini sağlamayı amaçlayan bir ara bulucu rolü üstleniyor. Ensarullah (Husiler): “Yan savaş” olarak gördüğü bu çatışmaya girmeyi reddederek uzaktan izlemeyi tercih ediyor; müdahale hakkını ise yalnızca “Yemen egemenliğinin kuzeyden güneye yeniden inşası” hedefi çerçevesinde saklı tutuyor.
Belirsiz bir gelecek
Çatışmalar, Mesila bölgesindeki petrol üretiminin kısmen durmasına yol açarak yerel enerji arzını tehdit etti ve ekonomik krizi daha da derinleştirdi. Bundan daha önemlisi, göreceli olarak daha istikrarlı bir bölge olan Hadramut’ta yeni bir cephenin açılması, savaşın daha da karmaşık hale geleceğinin işaretini veriyor.
Ara buluculuk girişimleri sürerken Hadramut, Yemen’in geleceğini belirleyecek gerçek bir sınama alanına dönüşmüş durumda. Hadramut, “savaş içinde yeni bir savaş”ın sahnesi mi olacak? Yoksa bölgesel güçlerin nüfuz haritasını yeniden çizdiği bir anlaşmanın kapısını mı aralayacak? “Egemenliğin yeniden kazanılmasının” ne zaman güneye doğru bir harekatı gerektireceği ya da başından beri “saçmalık” olarak gördüğü bu çatışmalarda rakiplerinin birbirlerini tüketmesini ne zaman tercih edeceği sorusunun yanıtı, Sana’nın vereceği kararda yatıyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et