70’lerden günümüze; asgari ücretin dinamosu işçi hareketi
1970’lerin yükselişinden 12 Eylül’ün baskısına, 1990’lardaki direnişlerden 2000’lerdeki özelleştirme karşıtı eylemlere ve Metal Fırtına’ya kadar her dönemde asgari ücretin belirlenmesinde, işçilerin mücadelesi etkili oldu.
Grafik: DİSK
Baran Kozan
Sevim Saylam
Aralık ayının gelmesiyle açlık sınırının altında geçinmeye çalışan milyonlarca emekçinin gözü asgari ücret görüşmelerinde. Asgari ücret görüşmeleri öncesi yaklaşık 1.5 milyon üyesi olan yetkili konfederasyon Türk-İş, komisyona katılmayacağını bildirerek sorumluluktan kaçıyor. Bu durum Saray rejiminin, ücretleri baskılamasının önünü daha kolay açmış oluyor. Ancak Türkiye işçi sınıfı tarihi; açlığa ve yoksulluğa karşı mücadelenin, sermayeye karşı topyekûn mücadeleden geçtiğini gösteriyor. Tarih; işçi ve emekçilerin fabrikalardan, iş yerlerinden başlayarak alanlarda sürdürdükleri mücadelelerin, emekçilerin sermayeye karşı en etkili silahı olduğuna işaret ediyor.
70’lerden 12 Eylül’e: Yükselişten dibe
1970’ler, deyim yerindeyse Türkiye işçi hareketinin altın çağıydı: 1980’e kadarki süreçte 1029 greve 237 bini aşkın işçi katıldı. 15-16 Haziran eylemlerinden de bilindiği üzere işçiler siyasal talepler için de mücadele ediyordu. Ancak derinleşen ekonomik kriz ve emekçilerin mücadelesinin önüne geçme ihtiyacı sermayenin yeniden yapılanma planlarını, ‘24 Ocak kararlarını tetikledi. Bu planların uygulanabilmesi için gerekli olan baskı ortamı 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sağlandı.
1974’te brüt asgari ücret, kişi başına düşen gayrisafi yurt içi milli hasılanın (GSYH) yüzde 80.6’sı düzeyindeydi. Ancak 12 Eylül darbesiyle birlikte asgari ücret, GSYH karşısında ciddi oranda düştü. 1981 yılına gelindiğinde brüt asgari ücret, GSYH’nin yüzde 42.5 seviyesine geldi. Darbenin etkisi ve sonrasında gelen Turgut Özal Hükümetinin neoliberal politikalarıyla patronlar lehine düzenlemeler yapılırken, asgari ücret de darbeden nasibini aldı. Darbe sonrası 1980 ila 1984 yılları, işçi hareketinin grev yasakları ve yoğun baskı altında sindirilmeye çalışıldığı bir dönem oldu.
Bahar Eylemleri ve Madenci Yürüyüşü’yle toparlanma
1989 Bahar Eylemleri -özellikle kamu işçileri- yasalara rağmen sembolik eylemlerden iş yavaşlatmaya kadar çeşitli yöntemlerle direnişe geçerek toplumsal muhalefete özgüven aşıladı. Bu uyanışın devamı olarak 1990 Madenci Yürüyüşü gerçekleşti. Zonguldak’taki 48 bin maden işçisi, özelleştirme ve düşük ücret dayatmalarına karşı greve giderek Ankara’ya doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş, tüm ülkenin gündemi haline geldi ve işçiler, ANAP hükümetinin geri adım sözü üzerine yürüyüşü sonlandırdı. Hemen ardından, 3 Ocak 1991 genel eylemiyle adil vergiden grev hakkına kadar birçok talebi içeren eylemde Türk-İş, “Üretimden gelen gücü kullanma” ilkesiyle bir günlük işe gitmeme kararı alarak hayatı durdurdu.
İşçi hareketinin ekonomik ve siyasal talepleriyle içinden geçtiği mücadele süreci dönemin asgari ücretini doğrudan etkiledi. Asgari ücret 1989 yılına, GSYH karşısında en düşük düzeyde, yüzde 34.8’le başlamıştı. Ancak gelişen işçi hareketi, işçilerin GSYH’deki payını da hızla arttırdı. Asgari ücretin GSYH’deki payı üç yıl içerisinde yüzde 14 artarak 1992 yılında yüzde 48.7’ye geldi.
’90’lar direnişi ve 1 Mayıs’ın kazanılması
1995 yılı “sıfır zam” kararına karşı tarihin en büyük grevlerine sahne oldu. Başbakan Tansu Çiller’in sendikaları hedef alan söylemlerine karşılık Türk-İş, 5 Ağustos 1995’te Ankara’da 200 bin işçiyle miting düzenledi. Aynı dönemde, Antep’teki Ünaldı Sanayi Bölgesi’nde 20 bin işçi, sigortasızlık ve düşük ücrete karşı örgütlenerek 1996’da greve çıktı ve 30 gün süren kararlı direnişle kazanımlar elde etti. 1980 darbesinden itibaren yasaklı olan 1 Mayıs kutlamalarıysa 1990’larda fabrikalardan alanlara taşınarak geri kazanıldı. 1994’te Türk-İş, DİSK ve Hak-İş’in ortak mitingiyle 1 Mayıs, bütün emek örgütlerinin ortak mücadele günü haline geldi. Bu süreç, kamu emekçilerinin de örgütlenerek (KESK’i kurma yolunda) alana çıktığı bir dönem oldu. Ayrıca, 1998 yılı MESS’e bağlı iş yerlerinde ve SEKA’da binlerce işçinin katıldığı grev ve direnişlere sahne oldu.
İşçi hareketinin 1990’ların ikinci yarısında yaşadığı yükseliş asgari ücretin GSYH’deki payını da yükseltti. 1999 asgari ücreti, GSYH’nin yüzde 60.8’i olarak son 20 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
2000’ler: Özelleştirmeye karşı direnişler
2000’li yıllara gelindiğinde, neoliberal politikalar ve hızlanan özelleştirmeler (TEKEL, SEKA, TÜPRAŞ) en büyük tehdit haline geldi. 2009-2010 TEKEL direnişinde 10 bin TEKEL işçisinin güvencesiz 4/C statüsüne geçirilme kararına karşı Ankara’da başlattığı 78 günlük direniş, Türk-İş, DİSK ve KESK’i uzun zaman sonra ilk kez ortak eylem zemininde birleştirdi ve 4/C koşullarında kısmi iyileştirilmeler yapılmasıyla sonuçlandı.
1999 yılında en yüksek seviyelerinden birine ulaşan asgari ücretin GSYH içerisindeki payı 2001 krizine giderken tekrar düşüş seyri gösterdi. 2001 krizinin yükünü emekçilere yükleyen sermaye iktidarı 2002’de AKP’nin gelişiyle emekçilerin payı üzerindeki baskısını arttırdı. 2004 yılında TÜİK, GSYH hesaplama yöntemini değiştirdi. Bu yeni hesaplama yöntemiyle emekçilerin payı yükselmiş gibi görünse de AKP’nin özelleştirmeler ve emek karşıtı politikalarının sonuçları, ilerleyen yıllarda TÜİK’in verilerine de yansıdı. 2004’te 60.3 görünen asgari ücretin GSYH’ye oranı 2009’a kadar düşüşünü sürdürdü. TEKEL direnişinin etkisiyle 2008’e kadar yüzde 53’lere düşen asgari ücretin GSYH’ye oranı 2009’da yüzde 58.4, 2010’da yüzde 56 seviyelerine kadar kısmi bir çıkış yaptı.
2010’lar: Demokrasi arayışı, Metal Fırtına, Cumhurbaşkanlığı sistemi
2010’lu yıllarda demokrasi ve emek mücadelesinde önemli gelişmeler yaşandı. Kürt sorununda çözüm tartışmalarıyla başlayan 2013 yılı, ardından gelen Gezi direnişiyle birlikte temel demokratik ve siyasi taleplerin mücadelesine sahne oldu. Bu gelişmeler 2015 yılında Metal Fırtına’yla buluştu. Türk Metal’in düşük zamlı sözleşmeyi kabul etmesine tepki gösteren Renault işçileri öncülüğünde büyük metal fabrikalarında üretimi durdurma eylemleri başladı. Bu mücadelede yaklaşık 30 bin işçi Türk Metal’den istifa etti ve işçiler fabrikalarda kendi temsilcilerini seçme hakkı kazandı.
2015 yılına, seçimler öncesi yükselen demokrasi mücadelesi ve metal işçilerinin hareketi damga vurdu. 13 yıl aradan sonra AKP tek başına hükümet kuramaz duruma geldi ve seçimleri tekrarlamak zorunda kaldı. Bu gelişmelerin etkisiyle 2016 için belirlenen asgari ücretin GSYH’ye oranı yaklaşık yüzde 10 yükselerek yüzde 59.7 oldu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Allah’ın bir lütfu” olarak tarif ettiği 2016 darbe girişimi, AKP iktidarının ülkeyi OHAL ile yönetmesinin bahanesi oldu. Erdoğan iktidarı OHAL’den faydalanarak Petrol-İş’ten Kristal-İş’e kadar birçok sendikanın örgütlü olduğu iş yerlerinde grevleri yasakladı. Grevler yasaklanırken AKP’nin demokrasiye saldırısı; gazetecilerin tutuklanması, gazete ve televizyonların kapatılması, akademisyenlerin ihracıyla artarak devam etti. 2017 yılında gelindiğinde asgari ücretin GSYH’ye oranı yüzde 5 düşerek yüzde 54.7 seviyesine geriledi. 2017 yılında yapılan referandumla geçilen Cumhurbaşkanlığı sistemi ile başlayan dönem; asgari ücretin, GSYH’den en düşük pay aldığı bir dönem olarak seyretti.
‘Cunta’yı aratmayan 2020’li yıllar
2020’li yıllardaki yüksek enflasyona sebep olan ekonomi politikalarıyla alım gücü sert bir düşüş yaşadı. 2005’te yıllık asgari ücretle 31.5 cumhuriyet altını alınabilirken 2024 yılında ortalama 11.6 cumhuriyet altını alınabilir hale geldi. 2020’li yıllar aynı zamanda asgari ücretin referans ücretten ortalama ücret haline geldiği yıllar oldu. 2012 yılında ortalama ücret, asgari ücretin 2.25 katıyken; 2022 yılında ortalama ücret asgari ücretin 1.56 katına geriledi. Bu durum günümüzde belirlenen asgari ücretin neredeyse emekçilerin tamamının ücreti haline geldiğini gösteriyor. 2020’li yıllarda sermayenin izlediği politikalar, emekçilerin ücretlerini en düşük seviyede eşitliyor. Düşük ücret politikası aynı zamanda sermayenin sömürüyü katlamasına hizmet ediyor. Asgari ücretin GSYH’deki oranı 2021’de yüzde 49.8, 2022’de yüzde 39, 2023’te yüzde 45.2, 2024’te yüzde 46.5 oldu. Asgari ücretin bu seviyesi 12 Eylül darbesiyle 1980’li yıllarda gördüğü en düşük seviyelerle benzer düzeylerde (2004’te değiştirilen hesaplama sistemiyle oranların daha yüksek çıkmasını unutmamak gerekiyor). Emekçilerin GSYH’den paylarını yüksek oranda alamamasına neden olan politikalar sonucunda; bu paylar sermayede toplanıyor.
Sınıfın mücadelesi etkiliyor
Düşük ücret politikası sadece asgari ücreti değil emeğini satarak geçim sağlayan emekçilerin tamamını kapsıyor. Saray rejiminin politikaları sonucunda asgari ücret referans ücret olmaktan çıkıp ortalama ücret olma noktasına geldi.
Asgari ücretin, GSYH’den ne kadar pay aldığı ya da alamadığı emekçilerin içinden geçtiği ekonomik koşulları anlamak için bir gösterge. Aynı zamanda işçi sınıfı ve sermaye sınıfının arasında süren kavganın da bir görüntüsü. Bu oranın 1970’li yıllarda en yüksek seviyelere ulaşıp 12 Eylül 1980 darbesiyle hızlı bir düşüş yaşaması, 1990’ların başında ve sonlarında yaşadığı toparlanma ya da 2004 sonrasında artması, 2009-2010 yıllarında ibrenin yukarıya hareket etmesi gibi göstergeler, işçi hareketinin, sermayenin emekçileri yoksullaştırma politikaları üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Sınıf hareketinin içinden geçtiği ekonomik ve siyasal mücadele, ülkenin genel demokrasi düzeyi; işçi ve emekçilerin ürettikleri toplam değerin ne kadarını kendilerine alabildiklerinin de bir belirleyicisi. Ancak sınıf hareketinin düşük olduğu dönemlerde asgari ücretin GSYH’deki payındaki hızlı düşüşler sermayenin aslında yorulmak ve durmak bilmez bir işçi sınıfı düşmanı olduğunu da gösteriyor. İşçi hareketinin dönemlik yükselişleri emekçilere yine dönemlik nefes aldırsa da sermaye saldırmaya devam ediyor. Görünen o ki, emekçilerin yoksulluktan kesin olarak kurtulmasının yolu sermayenin düzeninden topyekûn kurtulup kendi düzenlerini kurmalarından geçiyor.
GSYH ve asgari ücret nedir?
Gayrisafi yurt içi milli hasıla (GSYH) bir ülkedeki emekçilerin bir yıllık dönemde ürettikleri, ürünlerin toplamıdır.
Asgari ücretse, patronların işçilere yasal olarak ödeyebilecekleri en düşük ücreti ifade eder. Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) göre asgari ücretin tespitinde işçilerin ve ailelerinin ihtiyaçları, ülkedeki genel ücret seviyesi, hayat pahalılığı, sosyal güvenlik yardımları ve diğer sosyal grupların göreli yaşama standartları dikkate alınmalıdır.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et