Bindik Bir Alamete | Komisyonun İmralı ziyaretinden sonra: Şimdi ne olacak?
Süreç komisyonunun İmralı ziyareti sonrası Öcalan artık doğrudan muhatap kabul ediliyor. Süreçte Suriye ve SDG meselesi kritik rol oynuyor.
Gazeteciler Fehim Taştekin ve Hakkı Özdal, Bindik Bir Alamete programında bu hafta İmralı ziyaretini ve Suriye'deki dengeleri konuştu.
Geçen haftanın gündemi İmralı'ya bir heyet gidip gitmemesi tartışmasıydı. Komisyon Cuma günü toplandı ve heyetin gitmesine oy çokluğuyla karar verildi. Ancak CHP gitmeme kararı aldı.
Pazartesi günü komisyon heyetinin üç üyesi, MHP’li Feti Yıldız, DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve AKP’li Hüseyin Yayman, İstanbul'dan helikopterle İmralı Adası'na gittiler.
O gün tuhaf bir durum yaşandı. Komisyonun AKP'li üyesi ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, kendisini arayan gazetecilere İmralı'ya gitmediğini söyledi. Ancak akşam saatlerinde Meclis Başkanlığı tarafından yapılan açıklamayla giden heyetin içinde Yayman'ın da yer aldığı öğrenildi. Yayman'ın neden böyle gerçek dışı bir beyanda bulunduğu konusunda çeşitli tartışmalar var.
Görüşmenin detayları
Bugün itibarayla orada yapılan görüşmenin bazı detayları ortaya çıkmaya başlıyor:
• İki saat elli dakika sürdüğü belirtiliyor.
• Hatıra fotoğrafı çekilmesine izin verilmedi. Şamil Tayyar'ın yazısına göre, Gülistan Kılıç Koçyiğit fotoğraf çektirmek istemiş ama izin verilmemiş.
• Devlet görevlilerinin görüşmeye katılmadığı söyleniyor.
• Bir ses veya görüntü kaydı alındığı ve komisyona iletilebileceği belirtiliyor.
Komisyon, Öcalan görüşmesini değerlendirmek üzere bugün toplanacaktı ancak bu toplantı bilinmeyen bir tarihe ertelendi.
Medyanın yaklaşımı
İktidar medyasının özellikle AKP tarafı, sanki böyle bir görüşme yapılmamış gibi neredeyse bir sessizlik içinde. Bir İmralı çekingenliği, konuyu örtbas etme olmasa da "oldu bitti, hadi geçelim" tutumu var.
Ancak bazı gazetelerde, örneğin Milli Gazetenin manşetinde görüşmeye ilişkin detaylar yer alıyor. Öcalan'ın Suriye ile ilgili çok net mesajlar verdiği ve sert bir tonda açıklama yapacağı söyleniyor.
İktidarın tutumu ve stratejisi
Hükümetin bu sürece mecbur kaldığı için girdiğini söyleyebiliriz. Sonuçlarından tam emin olmadığı için -hem müzakere edilenleri elde etme açısından hem de sandığa yansıması açısından- biraz kenarda durdu, elini taşın altına tam olarak koymadı.
MHP öne çıktı. Burada iki farklı değerlendirme söz konusu olabilir:
1. Suriye'de istenilen sonucun tam alınamayacağına dair öngörü
2. İç siyasi hesaplarla ilgili bir tercih
MHP'nin göz ardı ettiği ama hükümetin dikkate almak zorunda olduğu önemli bir nokta var: Özellikle Suriye konusunda işin içinde ABD’nin olması. Sadece Öcalan'ı ikna etmek veya Mazlum Abdi ile konuşmak meseleyi çözmüyor. Amerika'nın orada tasarrufları ve planları var.
Bahçeli'nin yaklaşımı ve muhataplık meselesi
Bahçeli'nin yaklaşımı çok net. Bu onun açısından tarihi bir kırılma. Öcalan'ı sürecin birinci dereceden muhatap olarak kabul etti.
Muhataplık meselesi Kürt hareketi için çok önemli. Öcalan yakalandığı günden itibaren hep "devlet beni muhatap alsın, benimle görüşsün, ben bu işi çözerim" dedi. Sadece Türkiye'de değil, bütün bölgede Kürt meselesini Misak-ı Milli tahayyülü içerisinde bir yere oturabileceğini savundu.
Bu, Öcalan açısından tarihi bir zafer olabilir. Artık devlet her anlamıyla Öcalan'ı muhatap aldı. Bahçeli'nin bunu arzulu bir şekilde ve meydan okuyarak söylemesi, buradan sonuç alma konusundaki kararlılığını gösteriyor.
SDG ve Suriye meselesi
10 Mart anlaşması, özünde Türkiye'nin Suriye politikasında bir kırılmadır. Çünkü mutlak bir tasfiye operasyonu, askeri çözüm, silahların bırakılması gibi net hedeflerle gidilirken, birdenbire SDG'nin entegrasyonunu kabul eden, yani SDG'yi sistem içine taşıyacak bir anlaşmayı Türkiye kabul etti.
Eğer SDG'nin tasfiye edilmesini hedef koyup yola çıktıysanız ve halka da bunu söylediyseniz, şimdi Öcalan'dan daha güçlü taahhütler aldığınıza dair bir algı yaratmanız gerekir. Bunu şu anda yapıyorlar.
Öcalan'ın Suriye konusundaki tavrı
Öcalan’ın 2013'ten beri söylediklerini takip eden herkes şunu görür: Öcalan zaten Suriye içinde müzakereyle, diyalogla bir çözüm aranmasını başından beri söylüyor.
Önceden Esad yönetimi için söylenen şey şimdi neden söyleniyor? Suriye'yi dikkate alın, Suriye ile müzakere yürütün, Suriye içinde kalın, ana aktörlerle diyalog içinde olun. O zaman ana aktörler Rusya ve Amerika'ydı. Şimdi Amerika ana belirleyici aktör konumunda.
Öcalan'ın yol haritası bütün bunlarla eşit mesafede diyalogdu. Bugün de Öcalan'ın söylediği şey çok farklı değil.
Öcalan'ın iletişim stratejisi
Öcalan'ın bir iletişim matematiği var. Bazı müphemlik barındıran bir dil kullanıyor. Bunun nedeni hem Kandil'de hem de SDG etrafında bir manevra alanı yaratmak.
Öcalan çok net bir şekilde "şunu yapın, bunu yapın" demeyebilir. Belli yönlendirmeler, belli ipuçlarıyla yerelde kendi koşullarını değerlendirme açısından düşünme ve hareket alanı bırakabilir.
Öcalan içeri girdiğinden beri dışarıya verdiği mesajlarda her zaman böyle bir dil kullanıyor. Bu, kendisiyle dışarıdakiler arasında tutum farklılığının bir çöküşe veya ayrışmaya yol açmamasını temin eden bir strateji.
Temsil gücü ve tarihi önem
Abdullah Öcalan, 16 Şubat 1999'da Türkiye'ye geldiğinden beri temsil gücü en yüksek bir heyetle görüşmüş oldu.
1999'da Türkiye'ye ilk getirildiğinde rütbeli askerlerle görüşmeler yapılmıştı ve bu görüşmeler kayıt altına alınmıştı. O dönemde ordunun siyaset üzerindeki nüfuzu düşünüldüğünde, onlar da yüksek temsil gücüne sahip kişilerdi.
Bu kez doğrudan Meclis Başkanı'nı temsilen, neredeyse Numan Kurtulmuş'un uhdesindeki bir komisyondan üç üye gitti. İkisi genel başkan yardımcısı, biri iktidardaki AKP'den, diğeri iktidarın ortağı MHP'den.
Devletin tutum değişikliği
Güvenlik bürokrasisi açısından MİT veya sahada askerler terör örgütü olarak görülen yapılarla muhatap olabilirler. Bu devletin güvenliği açısından zaten olan bir şey.
Erdoğan da "benim MİT Başkan’ım" diyerek bunu ifade ediyor. Devlet, istihbarat birimleri veya askeri birimler görüşebilir ama bu bir tanıma veya meşruiyet kazandırma anlamına gelmez.
Ancak bu açıdan devlet tutumunu terk etmiş oldu. Doğrudan siyasi kurumları ve Meclisin bir komisyonunu muhatap olarak gönderdi. İşin rengi bu anlamda değişti.
Sürecin riskleri
Bu yüksek risk barındıran bir oyun. Kürt hareketini, Kürtleri bir kişinin temsiliyeti üzerinde yeniden tanımlıyorsunuz. Öcalan'ı bütün Kürtler adına konuşabilecek bir yere koyuyorsunuz.
Bu hem beklentiyi yükseltiyor hem de sizi bağlıyor. Eğer bu süreç istenen sonucu vermezse hem Kürtler hem devlet açısından bir dağınıklığa yol açacak.
Devletin Öcalan'a atfettiği bu rolü önemsediği için, şu anda bazı kesimlerde fesih kararı ve diğer atılan adımlar içlerine sindiriliyor. Ancak bunun altını nasıl dolduracaklar?
Kürt hareketi de devlet de beklenti yarattı. İstenilen sonuçları vermezse her iki taraf için de toparlanması zor bir kaotik tablo oluşturacak.
Kürt hareketinin durumu
Kürt hareketi (DEM, Kandil, Suriye'deki yapı) bu durumdan son derece memnun. Bunu zafer ve tarihi bir adım olarak görüyorlar. Ancak bundan sonra atılacak adımlar her iki taraf açısından kritik. Önemli bir eşik aşıldı ve bunun karşılıkları olması gerekiyor.
Suriye'deki durum
Devlet tarafının, özellikle Bahçeli'nin büyük beklentisi Suriye sahasına ilişkin. 10 Mart mutabakatından bir taraf tasfiye algılıyor, diğer taraf entegrasyon olarak görüyor.
Türk tarafı: SDG'nin tasfiyesi olarak görüyor ve tarif ediyor.
SDG tarafı: Varlığın örgütsel bütünlüğünü koruyarak, belki daha da güçlenerek entegrasyon olarak görüyor.
Mazlum Abdi'nin tutumu
Mazlum Abdi son zamanlarda çok fazla demeç verdi, sesini Türkiye dahil uluslararası topluma duyurma çabası içinde. Suriye'nin geri kalanında çok fazla sorun olduğunu ve HTŞ'nin bunları çözemediğini göstermeye çalışıyor.
Örnekler:
• Alevilerle ilgili kriz yeniden patlak verdi
• Aleviler federasyon talebini dile getirdi
• Dürziler vilayet ismini bile sildiler
Mazlum Abdi, Öcalan ile mektuplaşma olduğunu söyledi ve İmralı'ya gitmek, Türkiye'ye gelmek istediğini belirtti. Bunun nedenleri:
1. Kendilerini anlatmak
2. Tasfiye dayatmasının neden Suriye koşullarında yürütülemeyeceğini göstermek
3. Türkiye ile müttefik olabileceklerine dair potansiyeli hissettirmek
Mazlum Abdi, ordu içinde nasıl yer alacaklarına dair temel bir anlaşmaya vardıklarını söylüyor. Ancak asıl meselenin sistemin nasıl olacağı, rejimin nasıl olacağı, anayasa ve diğer haklar olduğunu vurguluyor. "Bunlar olmadan 2026'ya geçemeyiz" diyor.
HTŞ'nin tutumu
HTŞ şu an istediği Suriye'yi anayasaya yazacak pozisyonda değil. Gücü buna yetmiyor, henüz iktidarı tam eline alabilmiş değil.
İstediği anayasayı SDG ile anlaşarak, SDG'nin de rengini verdiği bir anayasa olarak yazmaya kalkarlarsa, bu HTŞ'nin kendi tabanı açısından büyük hayal kırıklığı yaratır. Bu yüzden anayasa meselesini, rejimin rengini mümkün olduğunca sona bırakmak istiyorlar.
SDG ise bunu öne çekmeye çalışıyor.
Amerika'nın rolü
Ortada çok net olan bir şey var: Amerika'nın orada varlığı. Amerika'nın SDG ile ilgili planları var. Bir entegrasyon söz konusu ve Amerikalılar bu işin omurgasında SDG'nin olmasını istiyor, daha güvenilir buluyorlar.
HTŞ'ye ordu denilebilecek ciddi bir yapılanma söz konusu değil. Tamamen ganimet örgütü mantığıyla ordu içine transfer edilmiş güçler var. Amerikalılar bunu görüyor ve bu yüzden Kürtleri de memnun edecek bir entegrasyonda ağırlık kullanabilirler.
Öcalan'ın muhtemel tavrı
Öcalan'ın bu kadar karmaşık tabloda çıkıp "şu koşullarda silah bırakın, HTŞ komutası altında orduda bireysel olarak yer alın" gibi bir şey demeyeceğini düşünüyorum.
Türkiye'deki Kürtlerden çok daha fazla itibar gördüğü, liderlik anlamında takdir edildiği Suriye'de Öcalan böyle sıfır sonuçlu bir formülü göndermez.
Ancak içeride Türkiye'nin bazı ciddi düzenlemeler yapması durumu farklı olabilir. "Artık kurucu ortağız" şeklinde bunu altını dolduracak bir açılmaya giderlerse, Suriye kısmında daha esnek, daha Ankara'ya yönelik bir yol haritası çıkabilir.
Sonuç
Erdoğan'ın tek adamlık rejimindeki tutkusunu kaybetmediğini düşünürsek, derinlikli bir demokratikleşme, hukuk devleti, Kürtlerin memnun edilebileceği yeni haklar manzumesi olmayacak.
Bu durumda içeride bir şey yoksa, Suriye'yi feda etmenin bir anlamı var mıdır sorusu da sorulacaktır.
Erdoğan eski siyasal gücünde olmasa da devletin imkanlarını kullanma açısından hiçbir zaman olmadığı kadar güçlü. Ancak içeride demokratikleşme yoluyla Kürtleri kurucu ortak pozisyonuna getirmek çok olanaklı görünmüyor.
Suriye'de de beklenenleri almak çok mümkün görünmüyor. Ama Bahçeli'nin beklentisi Suriye'den taviz alma, Suriye Kürtlerinden taviz alma yönünde.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et