Gözaltında cinsel işkence artıyor: 2025’te 98 başvuru, 82 cinsel taciz, 74 çıplak arama
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu, gözaltı ve cezaevlerinde cinsel işkencenin sürdüğünü, 82 cinsel taciz ve 74 çıplak aramanın kayda geçtiğini açıkladı.
Fotoğraf: ANKA
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle açıklama yaptı. 1997’den bu yana gözaltında, ev ve köy baskınlarında, sokakta, okulda ve iş yerinde erkek şiddetine maruz kalan kadınlara ve trans kadınlara ücretsiz hukuki destek sunduklarını hatırlatan Büro, “28 yıl geçmesine rağmen yazılı hukuk ilerlese de pratik değişmedi” diyerek, devletin şiddet politikalarına dikkat çekti.
“Yasa değişti ama uygulama yerinde sayıyor”
Açıklamada, kadın mücadelesi sayesinde Türk Ceza Kanunu’nda cinsel saldırı ve taciz suçlarının kapsamının genişlediği, bekaret kontrolünün kurallara bağlandığı hatırlatıldı. Ancak buna karşın işkencenin belgelenmesinin hâlâ ciddi bir sorun olduğu vurgulandı.
Yargının yalnızca Adli Tıp Kurumu raporlarını delil olarak kabul etmesinin mağdurun aleyhine işlediği belirtilerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Şükran Aydın kararında bağımsız hekim raporlarının hayati önemine işaret ettiği hatırlatıldı.
“İstanbul Sözleşmesi’nin hâlâ bağlayıcı olduğunu kabul ediyoruz”
Açıklamada Nahide Opuz davasının ardından ortaya çıkan İstanbul Sözleşmesi'nin bölge açısından en önemli kazanımlardan biri olduğu vurgulandı. Kadına yönelik şiddetin hiçbir örf ve ahlak gerekçesiyle meşrulaştırılamayacağını açıkça belirten sözleşmenin, tam uygulanmasa bile kadın hukukçulara dava süreçlerinde güç verdiği ifade edildi.
Türkiye’nin 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekilmesine tepki gösteren Büro, “Biz İstanbul Sözleşmesi’nin hâlâ bağlayıcı olduğunu kabul ediyoruz. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
“Devlet dili sertleştikçe şiddet artıyor”
Kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel değil, doğrudan siyasal bir mesele olduğu vurgulanan açıklamada, devletin dili sertleştikçe, nefret ve ayrımcılık arttıkça ilk hedefin kadınlar ve kız çocukları olduğu belirtildi. Dizilerden spor programlarına, gündüz kuşağından haber bültenlerine kadar pek çok içeriğin erkek şiddetini yeniden ürettiği ifade edildi.
Cezaevlerinde ve geri gönderme merkezlerinde şiddet yaygın
Kadınların hâlâ ev ve köy baskınlarında, basın açıklamalarında, gözaltında ve cezaevlerinde cinsel işkenceye maruz kaldığı aktarıldı. Büro, özellikle geri gönderme merkezlerinde tutulan yabancı kadınların şiddete karşı son derece savunmasız olduğunu, çok sayıda başvuruya rağmen hukuki süreç başlatmaktan çekindiklerini belirtti.
Trans kadınların ise devlet şiddetinin en büyük hedeflerinden biri olduğu vurgulandı. Trans kadınların Kabahatler Kanunu üzerinden para cezalarıyla cezalandırılmaya devam ettiği, sokakta, iş yerinde ve gözaltında şiddetin sistematik olduğu ifade edildi.
2025 raporu: 98 başvuru, ağır işkence ve cinsel saldırı tablosu
Büro, 2025 yılı başvurularına ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. Veriler, şiddetin boyutlarını gözler önüne seriyor;
Toplam başvurucu: 98
- 90 kadın,
- 7 trans kadın,
- 1 çocuk.
Etnik dağılım:
- 46 Kürt,
- 42 Türk,
- 3 Ermeni,
- 2 Roman,
- 3 Arap,
- 1 Arnavut,
- 1 Ukraynalı.
Belirlenen hak ihlalleri
- 52 darp
- 74 çıplak arama
- 82 cinsel taciz
- 56 psikolojik işkence
- 61 tıbbi işkence
- 67 temel ihtiyaçtan mahrum bırakma
- 33 ters kelepçe
- 14 cinsiyet kimliğini aşağılayan söylem
- 1 cinsiyet kimliğine yönelik tehdit
- 6 fiziksel işkence.
“En biatsız mücadele kadınların mücadelesidir”
Rapor, “içinde bulunduğumuz şiddet tablosunun vahametini gösteren en açık belge” olarak tanımlandı. Kadınların bu coğrafyada en “biatsız ve en ısrarlı” mücadeleyi verdiği vurgulanan açıklamada şu ifadeler yer verildi; “Tüm bu ağır tabloya rağmen kadınlar boyun eğmiyor. Biz kadın hukukçular için de kadına yönelik şiddete karşı mücadele vazgeçilecek bir alan değil. Mücadelemiz sonuna kadar sürecek.”
(Haber Merkezi)
Evrensel'i Takip Et