25 Kasım’a giderken göçmen kadınların gerçeği: Görünmezlik, yalnızlık, sömürü
Altı yıl önce Türkmenistan’dan Türkiye’ye gelen tekstil işçisi Şirin’in anlattıkları, göçmen kadınların yaşamının nasıl hapishaneye çevrildiğini gösteriyor.
Fotoğraf: Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü yaklaşırken, göçmen kadınların görünmeyen emeği, polis korkusu ve gündelik hayatın ağır yükleri yeniden kendini hatırlatıyor. Göç, güvencesizlik ve hayatta kalma çabası arasında sıkışan göçmen kadınlar, çoğu zaman kayıt dışı çalışıyor, çoğu zaman da geride bıraktıkları ailelerinin sorumluluğunu uzaktan taşımaya devam ediyor. Bu tabloyu en somut haliyle gösteren hikayelerden biri 28 yaşındaki Şirin’in yaşamında karşılık buluyor.
6 yıldır çocuğuyla görüntülü konuşuyor
19 yaşında evlenen Şirin 20 yaşında anne oluyor. Hem üniversite okumak hem de çalışmak için Türkmenistan’dan Türkiye’ye eşiyle birlikte gelen Şirin’in karşılaştıkları umduğu gibi olmuyor: “Biraz dişimizi sıkalım memlekette ev yapalım diye kalmaya karar verdim. Bir tane oğlum var. Çocuğumu 6 yıldır görmüyorum. Sadece görüntülü aramalarla konuşuyoruz.”
Şirin’in Türkmenistan’da babaannesinin yanında büyüyen 9 yaşındaki oğlu Türkiye’ye geldiğinde henüz iki buçuk yaşındaymış. O günden bu yana görüntülü konuşmalarla iletişim kuruyorlar; ama son zamanlarda bu konuşmalar ağır geliyor küçük çocuğa:
“Bu aralar benimle konuşmak istemiyor. Küsmüş, çok özlüyor çünkü. Babasıyla çok konuşuyor. Oğlumu çok özlüyorum. Şu an gitmek istiyorum, sarılmak istiyorum ama olmuyor. Her görüntülü aramada ‘Yeter gel’ diyor. Biraz zaman lazım gitmem için. Aklım onda, ama para biriktirmemiz de lazım.”
‘Gülerek laf atıyorlardı’
Şirin çalışma izni olmayan milyonlarca göçmen gibi kaçak çalışıyor. Devlet çalışma iznini patronların inisiyatifine bırakmış durumda. Şirin geçimini sağlamak için bir ailenin yanında yatılı çocuk bakıcılığı yapmış; ancak bu süreçte yoğun mobbing yaşadığını anlatıyor: “Çocuk bakıcısı olarak aldılar, ama her işi yaptırdılar. Gecem gündüzüm yoktu. Bir de benim çocuğum ‘Anne bana bakmıyorsun, başka çocuklara bakıyorsun’ diyerek surat yaptı. Dayanamadım işten ayrıldım.”
Şirin daha sonra tekstil atölyesinde çalışmaya başlamış: “Ortacıydım, iş getiriyordum ama sürekli bana kızıyorlardı. Makineden çıkan işleri toplarken de laf atıyorlardı. Dedim ki ben burada çalışmak istemiyorum, dayanamadım ve ayrıldım. Yabancısın diye gülerek laf atıyorlardı. Bir ay çalıştım, sonra hemen ayrıldım.”
‘Açık hapishanede gibiyiz’
Sürekli polis korkusu yaşadıklarını anlatan Şirin “Polis görünce panik yapıyorum. Açık hapishanede gibiyiz. Evimiz iş yerinin karşısında, bir yol var arada. Market alışverişini de evin yanındaki markete giderek yapıyoruz. Saatlere bakıyorum; polislerin fazla olduğu saatlerde dışarı çıkmıyoruz, yakalanmayalım diye” diyor. Eşinin 9 ay boyunca GGM’de kalması nedeniyle polis korkusunun büyük olduğunu anlatıyor: “Polis görünce panik yapıyorum. Eşim kampta kalınca ben tek başıma çalıştım. Çok zorlandım. Eşime para gönderdim, çocuğuma da gönderdim. Çok zorlandım, yetiştiremiyordum, borç alıyordum. Tek başımaydım, kimse yardım etmedi. Şimdiki patronum iyi bir insan, hep arkamda durdu. Bana para konusunda ve her konuda yardımcı oldu, sağ olsun. Başka kimse yardım etmedi, tek başıma kaldım.”
Şirin, dışarı çıkıp gezmek, yeni yerler görmek istediğini de söylüyor: “Kemal Sunal Müzesi’ni gezmeyi çok istiyorum. Türkiye’ye gidersem mutlaka oraya gideceğim demiştim ama nasip değilmiş.”
“Başka hayallerin var mı?” sorusuna; “Çok hayalim var ama olmuyor. O yüzden artık hayal kurmuyorum. Yapamadıklarım için çok üzülüyorum. Şimdi tek hayalim para biriktirip memleketime gitmek” yanıtını veriyor.
Sabah 8.30’dan akşam 20.00’ye…
Sabah 8.30’dan akşam 20.00’ye kadar çalışıyorlar. Haftalık kazançları 9 bin TL, ancak Şirin’in dört yıldır çalıştığı için haftalığı 11 bin TL... İşin yorucu ve stresli olduğunu da saklamıyor: “Yaptığımız iş çok yorucu, ama mecburuz.”
Hastalık durumunda ise hiçbir güvenceleri yok: “Hastalandığımda hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir yere gidemiyorum. Çalışma iznim olmadığı için hastaneye gidemiyoruz. İlaçlarımızı eczaneden alıyoruz. Dişim çok ağrıyordu, dayanacak durumda değildim. Patronum özel hastaneye götürdü ama kaçak olduğum için genel olarak ilgilenmiyorlar. Devlet hastanesi hiç bakmıyor, biz de zaten korkuyoruz hastaneye gitmeye.”
‘Kadınlar bu ülkede sürekli öldürülüyor’
Bu ülkede kadın olmanın ne anlama geldiğini, bir göçmen kadın olarak taşıdığı korkuyu, o korkunun gündelik hayatın her yerine nasıl sindiğini ise Şirin şöyle anlatıyor: “Ben kadınların erkekler tarafından bu kadar öldürüldüğünü daha önce hiç görmemiştim. Altı yıldır buradayım, sürekli kadınlar öldürülüyor. O yüzden çok korkuyorum burada.”
Yukarı caddede çalıştıkları günlerde işe giderken hep tedirginmiş. Sabahın erken saatleri… Sokak bomboş. Şirin, o tedirginliğini şöyle anlatıyor: “Biz yukarıda, cadde üzerinde çalıştığımızda açıkçası işe gitmekten korkardım. Çok fazla atölye vardı. Bazı erkekler köşede toplanıp çay içiyorlar; sen tek başına geçiyorsan yan yan bakıyorlar.”
Bir gün işe giderken arkasından bir erkek seslenmiş: “Arkamdan konuştu. Döndüm baktım, bir şey demedim. Yoluma devam ettim. Ama o konuşmaya devam etti, arkamdan yürüdü, laf attı. Hiçbir şey demedim. Çok korktum.”
İş yerine yaklaştığında kapıya koşarak girdiğini, merdivenleri nefes nefese çıktığını anlatırken hâlâ ürperiyor: “Kimse yoktu sokakta. Ben ona bir şey desem beni kim kurtaracak? O yüzden bir şey demem. Gücüm yetmez ki. Bir de zaten olay büyüse çalışma iznim yok, kaçak çalışıyorum. Sesimi çıkaramadım. Bu yüzden kolay kolay dışarı çıkmıyorum. Hani bir tacize uğrasam kime giderim ki? Polise gitsem beni deport edecekler. Ondan dolayı dışarı çıkmaya korkuyorum, eve hapis olmuş durumdayım.”
Kadınlara söylemek istediği bir şey olup olmadığını soruyoruz. Bir süre düşünüyor, sonra yavaşça: “Biz kadınlar hep çalışmak, hor görülmek için mi geldik dünyaya? Üzülmeye mi geldik? Kadınlar şiddeti, bunca kötülükleri hak etmiyorlar. Ne diyeyim… Hep güçlü olsunlar. Yan yana dursunlar.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et