23.11.2025 06:15

Avrupa'nın Gündemi | Savaş Avrupa’ya geri dönüyor

Avrupa’nın Gündemi’nde ‘Çocuklarınızı savaşta kaybedeceğinizi kabul edin’ diyen Fransız general, Almanya’da Merz’in bitmeyen ırkçı açıklamaları ve İngiltere’de İşçi Partisine dair tartışmalar var.

Avrupa'nın Gündemi | Savaş Avrupa’ya geri dönüyor

Fotoğraf: Pixabay

Fransa’da hükümetler, yıllardır halka kemer sıkma politikalarını, otoriterleşmeyi, bitmeyen işsizliği ve düşük maliyetli sömürü koşullarını dayattı. Gençlere ise, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bir gün emekli olabileceklerine dair en küçük bir umut bırakmadı. Bugün aynı düzen, tüm bu yoksunluklara boyun eğmelerini, yetmezmiş gibi, gençlerden ve ailelerinden emperyalist savaşlar uğruna ölmeye hazır olmalarını istiyor. Fransa Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon, savaşın Fransa’ya “Geri döneceğini” öne sürdü ve Fransızların “Çocuklarını kaybetmeyi kabul etmesi gerektiğini” savundu.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Brezilya’daki COP30 iklim zirvesine yaptığı ziyaretle ilgili küçümseyici bir yorum yaparak tepki çekti. Merz, heyetin ‘bu yerden’ Berlin’e dönmüş olmaktan memnun olduğunu söyleyerek sadece Brezilyalıları kızdırmadı, çevre örgütleri ve Sol Parti, bu açıklamaları patavatsız ve etnik merkezci nitelerken basındaki yorumlarda Merz, porselen dükkanına giren file benzetilerek girdiği ortamı paramparça yapmakla eleştirildi.

İngiltere’de bu hafta siyaset arenasında en çok konuşulan konulardan biri, İşçi Partisinin vergi ve sosyal politika tercihleri oldu. Tartışmalar devam ederken, Guardian Yazarı Martin Kettle da parti içindeki yön arayışını ve son haftalarda yaşanan gerilimleri ele alan bir analiz kaleme aldı.

‘Çocuklarımızı kaybetmeyi kabul etmeliyiz’: Genelkurmay Başkanının savaş söylemi Fransa Belediye Başkanları Kongresini karıştırdı

Humanite Gazetesi
Fransa

Fransa Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon, 18 Kasım Salı günü düzenlenen Fransa Belediye Başkanları Kongresinde yaptığı konuşmada, önümüzdeki yıllarda savaşın Fransa’ya “Geri döneceğini” öne sürdü. General, Fransızların “Çocuklarını kaybetmeyi kabul etmesi gerektiğini” savunarak birçok siyasetçinin sert tepkisini çekti.

Fransa’daki tüm belediye başkanlarının karşısına çıkan Mandon, fırsatı değerlendirerek savaş yanlısı söylemini genişletti. Geçtiğimiz ay milletvekilleriyle yaptığı görüşmede olduğu gibi, “Üç-dört yıl içinde Rusya ile bir şok yaşanacağını” iddia etti. Kongre kürsüsünden şu sözleri sarf etti: “Rusya rejimini caydırmak için gereken tüm bilgiye, tüm ekonomik ve demografik güce sahibiz. Eksik olan şey -ve burada sizin büyük bir rolünüz var- kim olduğumuzu korumak için acıya katlanmayı göze alacak bir irade.”

Mandon konuşmasını “Bunu belediyelerinizde konuşmalısınız” sözleriyle bitirdi. En üst rütbeli general, daha önce Ulusal Meclis Savunma Komisyonunda Çin-ABD arasında ya da Avrupa-Rusya arasında çıkabilecek küresel savaş risklerine ilişkin uyarılarıyla da gündeme gelmişti.

51 bin savaş anıtı yetmiyor mu?

Siyasi sınıfın büyük çoğunluğu ise bu açıklamalara sert tepki gösterdi. Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) Lideri Jean-Luc Melenchon, 19 Kasım Çarşamba günü yayımladığı açıklamada “tam bir karşı çıkış” ifade ederek şöyle yazdı: “Hiç savaş kararı alınmadığı bir ortamda savaş hazırlıkları için belediye başkanlarını davet etmek onun görevi değildir. Diplomatik başarısızlıklarımızın sonucu olarak kurban vermeyi öngörüyor; oysa bu konularda kimse ona kitleler nezdinde görüşünü sormadı.”

Benzer bir tepki de Fransız Komünist Partisi (PCF) Genel Sekreteri Fabien Roussel’den geldi: “Hayır! Belediyelerimizdeki 51 bin savaş anıtı yetmiyor mu? Ulusal savunmaya evet ama bu dayanılmaz savaş çığırtkanlığı söylemlerine hayır!”

Eski cumhurbaşkanı adayı, Sosyalist Partili Segolene Royal ise açıklamaları “gençlerin zaten dibe vurmuş kaygısını artıracak delice sözler” olarak niteledi. Royal, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hesap vermesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti: “Ya bu sözlerden haberdardır ve onaylamıştır -o halde açıklama yapmalıdır- ya da haberi yoktur ve bu durumda Genelkurmay Başkanı görevden alınmalıdır.”

Macron cephesi savunuyor

Macron cephesi ise sessiz kalmayı tercih ediyor. Ya da bazı milletvekillerinin General Mandon’a destek vermesine göz yumuyor. Cumhurbaşkanlığı grubundan EPR Milletvekili Pieyre-Alexandre Anglade şöyle dedi: “Bugünkü tehditlerin gerçekliğini söylemek onun görevi. Artık sıradan bir dönemde yaşamıyoruz. Trajik olan geri döndü; bunu Ukrayna’da görüyoruz. Fransa da Putin’in Rusya’sının baskısı ve müdahaleleriyle hedefte.”

Senatodaki Sosyalist Parti Grup Sözcüsü Rachid Temal da, cumhurbaşkanlığı cephesinin sıkça başvurduğu “iki aşırı uç” söylemini kullanarak şu değerlendirmeyi yaptı: “General Mandon’un belediye başkanları salonundaki konuşmasının ardından LFI ve RN’nin açıklamaları, ya uluslararası durumun farkında olmadıklarını ya da bağımsız ve güçlü bir Fransa ile Avrupa istemediklerini gösteriyor.”

Aşırı sağ ise fırsatı kaçırmadı: Hem kendini “barış yanlısı” gibi gösterdi hem de ulusal güvenlik korkusunu körükledi. Ulusal Birlik’in (RN) Başkan Yardımcısı Sebastien Chenu, LCI kanalında Genelkurmay Başkanının bu sözleri söylemeye “meşruiyeti olmadığını” iddia ederek bunları “bir hata” olarak niteledi.

Sağcı CNews kanalı da Editörü Thomas Bonnet aracılığıyla çarşamba sabahı “Yaklaşan savaşın küçük melodisi geri dönüyor” diyerek açıklamaları kınadı. Aşırı sağdan Nicolas Dupont-Aignan ise fırsatı değerlendirerek “Ççocuklarımızı tehdit eden şeyin yaşanan günlük güvenlik olayları olduğunu” savundu. Böylece eleştirdiği yöntemi kendisi de kullanmış oldu.

Çeviren: Ali Rıza Yıldırım


Yağmur ormanlarında bir fil

Marcel Kunzman
Telepolis/Almanya

Başbakan Friedrich Merz (CDU), uluslararası hukuk ihlallerini meşrulaştırdığı patavatsız sözleriyle tanınıyor. Son açıklamalarıyla Trump’ın izinden gitmek istiyor gibi görünüyor ve hemen diplomatik bir olaya yol açtı.

Geçen perşembe günü COP30 iklim konferansına yaptığı ziyaretin ardından Berlin’deki bir ticari kongrede, heyetindeki tüm üyelerin Amazon metropolünden ayrılabildikleri için “memnun” olduklarını açıkladı.

Merz’in, “Geçen hafta Brezilya’da benimle birlikte olan bazı gazetecilere sordum: Aranızdan kim burada kalmak ister? Hiçbiri el kaldırmadı” dediği bildirildi. Heyet, özellikle de bulunduğu yerden Almanya’ya dönmekten “Çok mutluydu.” Başbakan, Almanya’nın “Dünyanın en güzel ülkelerinden biri” olduğunu da sözlerine ekledi.

Merz’in açıklamaları sosyal medyada büyük bir öfke fırtınası yarattı. Brezilyalı kullanıcılar açıklamaları “kaba”dan “ırkçı”ya kadar uzanan bir yelpazede değerlendirdi. Bazıları özür talep ederken, bazıları ise daha da ileri giderek Başbakanın Brezilya’ya ziyaretinin yasaklanması çağrısında bulundu.

Rio de Janeiro Belediye Başkanı Eduardo Paes, özellikle sert tepki göstererek X platformunda “Hitler’in oğlu! Piç! Nazi!” diye yazdı. Ancak kısa süre sonra gönderiyi sildi ve yerine daha ılımlı bir ifade koydu: “Bugünkü derdimi anlatma şeklim buydu. Dışişleri Bakanlığındakiler sakin olun. Yaşasın Brezilya ve Almanya arasındaki dostluk.”

Ancak bazı Brezilyalı kullanıcılar da Merz’e anlayış gösterdi. Belem’deki koşulları eleştirdiler ve aşırı sıcak ve sağanak yağışlı bir şehirde iklim konferansı düzenlemeyi sorumsuzluk olarak nitelendirdiler. Bazı yorumcular, şehirde yaygın yoksulluğun görülmesinin Merz’in suçu olmadığını yazdılar.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva ise salı günü sert bir yanıt verdi. Lula, Alman Başbakanının “Belem’de bir bara gidip dans etmesi ve yerel mutfağı denemesi gerektiğini” söyledi. “Çünkü o zaman Berlin’in kendisine Para eyaleti ve Belem şehrinin sunduğu kalitenin yüzde onunu bile sunmadığını anlardı.” Herkes şehrin yoksul olduğunu biliyordu, ancak Brezilya Devlet Başkanı, “Dünyanın neredeyse hiçbir yerinde olmadığı kadar cömert bir halkı olduğunu” söyledi.

Otel kapasitesinin yetersizliği gibi lojistik zorluklara rağmen Lula, iklim uyum önlemlerinin aciliyetini vurgulamak ve Amazon’daki iklim krizini vurgulamak için uluslararası iklim konferansı için bilinçli olarak Belem’i seçmişti.

Yerel siyasetçiler de Merz’in sözlerini eleştirdi. Belem Belediye Başkanı Igor Normando, açıklamayı “talihsiz, kibirli ve taraflı” olarak nitelendirdi. Para Valisi Helder Barbalho ise, “Taraflı bir açıklama, ne hakkında konuştuğundan çok, söyleyen kişi hakkında daha fazla şey ortaya koyar” dedi.

Alman siyasetçiler hasar kontrolü yapmaya çalışıyor. Federal Çevre Bakanı Carsten Schneider (SPD), diplomatik yollarla durumu yumuşatmaya çalıştı. Sosyal medyada yağmur ormanına yaptığı ziyaretten bir fotoğraf paylaşarak ev sahiplerini övdü: “Brezilya, dost canlısı insanları ve harika ev sahipleriyle harika bir ülke. COP’tan sonra daha fazla kalamayacağım için üzgünüm. Amazon’dan arkadaşlarımla balık tutmak gibi birkaç fikrim var.”  Schneider daha önce de Belem’i açıkça “harika bir şehir” olarak tanımlamıştı.

Sol Partinin İklim Adaleti Sözcüsü Violetta Bock, Başbakandan özür dilemesini talep etti. “Merz’in Brezilya hakkındaki açıklamaları saygısız, küçümseyici ve ön yargılı. Almanya uluslararası arenada kendini rezil ediyor” diye belirtti.

Greenpeace İcra Direktörü Martin Kaiser de eleştirilere katıldı: “Friedrich Merz, Belem halkından özür dilemeli.”

Görünüşe göre Başbakan, küresel iklimin dönüm noktalarından birinde yaşayan insanların misafirperverliğini deneyimlemeye vakit bulamamış. Berlin’deki Brezilya Büyükelçiliği, bu konuda yorum yapmak istemediğini bildirdi.

Çeviren: Semra Çelik


İnsanlar, hiçbir konuda anlaşamayan İşçi Partisinin ne anlamı olduğunu sormakta haklılar.

Martin Kettle
Guardian/İngiltere

Rachel Reeves, içgüdüsel ve inançsal olarak, geleneksel sosyal demokrat, merkez sol bir İşçi Partisi maliye bakanıdır. Ancak önümüzdeki hafta bütçesini açıklarken bu özelliklerini görmek zor olacak. Bunun nedeni basit ama güçlü. Vergi, harcama ve borçlanma konusunda kaçınılabilir sıkı taahhütlerle her yönden sıkışmış durumda. Ancak her şeyden önce İşçi Partisinin politikası tarafından sıkışmış durumda.

Böyle olmak zorunda değildi. Reeves ve İşçi Partisi, 2024 seçimlerinde üç ana kişisel vergiyi de artırmayı reddetmemiş olsaydı, Reeves daha serbest bir maliye politikası izleyebilirdi. Muhafazakar Partili Eski Bakan David Willetts kararı “felaket” olarak nitelendirdi. Yeni hükümet, rakamları inceledikten sonra üçlü vergi taahhüdünün aslında sürdürülemez olduğunu çok kararlı bir şekilde açıklamış olsaydı, Reeves bazı siyasi bedeller ödeyerek kendine daha fazla hareket alanı kazanabilirdi.

Bunun yerine Reeves siyaseti yanlış anladı. Bu aya kadar bekledi ve geç de olsa İşçi Partisinin diğer taahhütlerini yerine getirmesi ve yönünü yeniden bulması için vergi vaadinin bozulması gerektiğini savunmaya başladı. Ancak bir haftadan biraz fazla bir süre içinde bu fikri utanç verici bir geri çekilmeyle terk etmek zorunda kaldı.

Bu U dönüşünün ana nedeni, modern İşçi Partisinin politikasıydı. İşçi Partisinin anketlerde zaten gerilemesi nedeniyle, milletvekilleri manifesto vaadinin bozulmasına karşı ayaklandılar. Hatta yeni bir liderlik planlamaya başladılar. Parti disiplin kurulu, gelir vergisi artışının Avam Kamarasından geçmeyeceğini bildirdi; bu, tüm hükümeti düşürebilecek bir olaydı. Sonuç olarak, Reeves pes etti.

Bu durumun Reeves’in güvenilirliğine, son derece zorlu bütçesine, Başbakan Keir Starmer’ın hükümetine ve İşçi Partisinin arka sıralarına ne gibi etkileri olacağı, önümüzdeki hafta sınırlı önlemler alınarak biraz daha netleşecek. Ancak hepsine verilen zarar ciddi ve daha büyük siyasi dersin gözden kaçması zor. Starmer’ın modern İşçi Partisi, iç politikada büyük, radikal veya farklı bir şey yapma konusunda anlaşamıyor. Anlaşamadığı için iyi yönetemiyor. Bu göreve uygun değil.

Vergilendirme konusunun yanlış yönetilmesi tek örnek değil. Aynı derecede önemli olan, Reeves’in kış yakıt ödemelerinde yaptığı benzer şekilde popüler olmayan kesintilerin ardından haziran ayında arka sıralardaki milletvekillerinin sosyal yardım reformuna karşı başlattığı isyan. Her iki durumda da arka sıralardaki milletvekilleri, hak sahipleri adına güçlerini göstererek, hükümeti, sosyal yardım harcamaları planlarında iki kez U dönüşü yapmaya zorladılar. Buna rağmen, temmuz ayında 47 İşçi Partisi milletvekili, çok sulandırılmış sosyal yardım tasarısına karşı oy kullandı. Planların akıllıca olup olmadığı burada önemli değil. Asıl önemli olan isyanın kendisiydi. Bu isyan, hükümetin sosyal yardım reformunu gerçekleştiremeyeceği yönünde önemli bir mesaj verdi.

Bu hafta, tamamen farklı bir politika konusunda heyecan yaşandı. İçişleri Bakanı, mülteci politikasını daha sıkı hale getirerek Manş Denizi’nden gelen göçmenleri daha güçlü bir şekilde caydırmak istiyor. Pazartesi günü Avam Kamarasında yaptığı savunmasında Shabana Mahmood, Muhafazakar Parti veya Liberal Demokrat milletvekillerinden daha çok İşçi Partisi milletvekillerinin şüpheleriyle karşılaştı. Parti disiplininden sorumlu milletvekilleri, isyanın planları altüst edecek kadar büyük olmadığını düşünüyor. Ancak bu henüz başlangıç.

Sonuç olarak, İşçi Partisi harcamaları kısmak istemiyor, ancak aynı zamanda vergileri de artırmak istemiyor ve Mahmood’un önlemleri mercek altına alındığında, isteksizce oylama lobisine sürüklenmek zorunda kalabilir. Başka bir deyişle, İşçi Partisi artık birleştirici bir yönelime sahip bir parti ya da hükümet için kapsamlı bir planı açıkça dile getiren bir liderden ziyade, pozisyonların, çıkarların ve içgüdülerin bir ittifakıdır. Sonuç olarak, İşçi Partisi birden fazla küçük partiden oluşan bir yapıya dönüşmüştür.

Bunun bir kısmı zayıf liderlikten kaynaklanıyor. Ama hepsi değil. İşçi Partisinin ilk yıllarında bile, işçi sınıfı tabanı ile beyaz yakalı ve daha ideolojik destekçileri arasında her zaman gerginlik vardı. Ancak daha da önemlisi, 20. yüzyılın eski çekirdek İşçi Partisi oyları, onu üreten endüstriyel Britanya gibi ortadan kayboldu. Eski Britanya bir daha asla yeniden kurulmayacak. İşçi Partisinin o oyları da öyle…

Anketör Peter Kellner ve diğerlerinin uzun süredir işaret ettiği gibi, 1980’lerin ortalarına kadar İşçi Partisinin desteğinin yaklaşık yüzde 80’i manuel işçiler ve ailelerinden gelirken, yüzde 20’si orta sınıf işçiler ve ailelerinden geliyordu. Tony Blair’in iktidara geldiği 1997 yılında, İşçi Partisinin oylarının işçi sınıfı payı yüzde 59’a düşerken, orta sınıf payı yüzde 41’e yükseldi. 2010 yılında, ilk kez beyaz yakalı İşçi Partisi seçmenleri mavi yakalıları aştı.

Sosyal Tarihçi Gareth Stedman Jones, 1984 yılında yazdığı bir makalede “İşçi Partisi neden bu kadar karışık durumda?” diye soruyordu. Cevapları arasında, partinin savaş sonrası Attlee yıllarına bakmaktan çok rahat olduğunu, eski işçi sınıfı siyaset biçimlerine çok kolayca kapıldığını ve ortaya çıkan orta sınıf İşçi Partisi seçmenlerinin endişelerini ve önceliklerini ihmal ettiğini söyledi.

Kırk yıldan fazla bir süre sonra, bu eleştirinin her bir parçası hâlâ geçerli. Hatta daha da fazla. Bugün İşçi Partisi, işçi sınıfı Reform destekçilerini kazanmak için çok çaba harcıyor. Ancak orta sınıf ilerici seçmenlerinin desteğini korumak için çok daha az çaba harcıyor ve hatta onları azarlamaktan zevk alıyor gibi görünüyor. Böyle bir parti aynı anda çok fazla yöne bakarken, şu soruyu sormak mantıklı görünüyor: Bugün İşçi Partisinin varlık nedeni nedir?

Çeviren: Sarya Tunç

(Dış Haberler)
31.01.2026 17:58

TDK’dan 'Günün Kelimesi': Yazım yanlışları ekrana taşınıyor

Türk Dil Kurumu, yazımında sıkça hata yapılan kelimeleri “Günün Kelimesi” uygulaması kapsamında şubat ayı boyunca dijital ekran ve sosyal medya hesapları üzerinden paylaşacak.

TDK’dan “Günün Kelimesi”: Yazım yanlışları ekrana taşınıyor
02.02.2026 14:32

Çeşme Belediye Meclisinde 2.5 milyar liralık devir

Çeşme Belediye Meclisi, Alaçatı’da belediyeye ait 17 dönümlük, yaklaşık 2,5 milyar TL değerindeki arsanın Alataş şirketine devrini oylayacak. Devir kararı, rant ve kamu yararı tartışmalarını beraberinde getirdi.

Çeşme Belediye Meclisinde 2.5 milyar liralık devir

Fotoğraf: Mustafa Ünsal

02.02.2026 15:00

Sigaraya büyük zam geliyor

Yeni yılla beraber zam beklenen sigarada yeni fiyatları şubat ayında belli olacak. Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği Başkanı Dündar, sigara fiyatlarına öngörülen zammı açıkladı.

Sigaraya büyük zam geliyor

Fotoğraf: Kristaps Solims/Unsplash

02.02.2026 10:00

Ukrayna: Rusya'nın işçi otobüsüne düzenlediği İHA saldırısında 15 kişi öldü

Ukrayna, Rusya ordusunun Pavlograd’da maden işçilerini taşıyan otobüse İHA saldırısı düzenlediğini, saldırıda 15 işçinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Ukrayna: Rusya'nın işçi otobüsüne düzenlediği İHA saldırısında 15 kişi öldü

Fotoğraf: Ukrayna Acil Hizmetler Birimi

02.02.2026 08:48

Çocuklar aç, temizlik yok, tarikatlar her yerde…

16 milyondan fazla öğrenci için ders zili çaldı ancak sorunlar sürüyor. Çocuklar okula aç gidiyor, temizlik sorunları büyüyor. Eğitim Sen MYK Üyesi Gürbüz, bunun iktidarın kamusal eğitime yaklaşımının sonucu olduğunu söyledi.

Çocuklar aç, temizlik yok, tarikatlar her yerde…

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!