Faizsiz sistem mi, yeni bir kazanç kapısı mı?
Faizsiz ev sistemleri, düşük gelirli yurttaşlara umut olarak sunuluyor ama gerçekte halkın birikimi üzerinden kurulan yeni bir kazanç düzeni yaratıyor.
Fotoğraf: Jakub Żerdzicki/Unsplash
Ulaş Dönmez
[email protected]
Tasarruf finansman şirketleri inşaat sermayesinin yeni kolu haline geldi. Son yıllarda “Katılım Evim”, “Fuzul Evim”, “Eminevim” gibi isimler etrafında bir sistem büyüdü. 2000’lerin ortasından itibaren Türkiye’de konut balonunu ayakta tutmak için yeni finansman araçları devreye sokuldu. Mortgage kredilerinin genişlediği dönemde, “faizsiz finans” söylemiyle bu tür yapılar yaygınlaşmaya başladı. 2021’de çıkarılan yasayla birlikte devlet bu şirketlere yasal statü tanıdı, böylece sistem kurumsal bir nitelik kazandı. İnşaat şirketleri, finansman alanına da Birlikte tasarruf, el birliğiyle ev sahibi olma” deniyor. Ama bu sistemin arka planına bakınca, el birliği değil, vatandaşın birikimi üzerinden kurulan yeni bir kazanç düzeni karşımıza çıkıyor.
Faizsiz sistem söylemi, yeni bir güven kapısı oluyor. Bankaların yüksek faizli kredilerine erişemeyen, düşük gelirli kişiler için bu sistemler bir umut kapısı haline geldi. “Kredi yok, faiz yok” diyorlar. Ama aslında sistemin kendisi, toplanan paraların bir havuzda biriktirilip sırayla dağıtılması esasına dayanıyor. Yani yüzlerce kişi bir araya geliyor, her ay belirli bir miktar para ödüyor; içlerinden bazılarına ev parası kura ile erken, bazılarına yıllar sonra veriliyor. Şirketler bu arada organizasyon ücreti adı altında toplam paranın yüzde 5-10’una varan pay alıyor. Bir diğer kazanç kapısı ise katılımcılardan toplanan paraların, teslimatlar yapılana kadar şirket kasasında dönüp durması. Bu paralar çoğu zaman kısa vadeli mevduatlarda, gayrimenkul alımlarında veya şirketin bağlı bulunduğu inşaat projelerinde kullanılıyor. Böylece kişilerin birikimi, şirketin yatırım sermayesine dönüşüyor. Paranın işletilmesi üzerinden sağlanan bu getiri, katılımcıya değil, şirketin kâr hanesine yazılıyor. Yani sistemde para “İşletiliyor”, kazanç şirketin oluyor. Katılımcı ise bekliyor.
Bu yapılar kendilerini “faizsiz finans” olarak tanıtsa da gerçekte yaptıkları, kişilerin birikimini sermaye gibi kullanmak. Şirketlerin kendi parası yok. Katılımcıların birikimleriyle devasa fonlar oluşturuluyor, bu fonlar da kısa vadeli yatırımlarda, bağlı inşaat şirketlerinde veya arazi alımlarında dönüyor. Sonuçta faizsiz görünse de sistemin mantığı klasik sermaye birikimiyle aynı: Risk vatandaşa, kâr şirkete. Birçok firmanın sahibi ya da ortağı da zaten inşaat sektöründen geliyor. Bazı şirketlerin yönetim kurullarında, aynı zamanda müteahhitlik yapan isimler yer alıyor. Bu durum, konut satışlarını canlı tutmanın, sistemin asıl amacı olduğunu açıkça gösteriyor. Bu da sistemin kime hizmet ettiğini açık ediyor. İnşaat sektöründeki konut stokunu eritmek, konut satışlarını canlı tutmak ve sermayenin dolaşımını hızlandırmak.
En yoksul kesimlerin emeğini ipotek altına alıyor
Umut finansmanı düşük gelirliler için kurtuluş değil, yeni bir borç biçimi halini alıyor. Konut fiyatlarının uçtuğu, kiraların maaşları geçtiği bir dönemde, bu sistemler çare olarak gösteriliyor. Ancak aslında bu, gelecekteki emeğini bugünden ipotek ettirme biçimi. Şirketin batması, sistemin aksaması durumunda ise bütün yük yine yurttaşın omzuna kalıyor.
Bu sistemlerin ortaya çıkışı da tesadüf değil. Türkiye ekonomisi uzun süredir inşaat ve gayrimenkul üzerinden dönen bir modelin içinde. Üretimden değil, konut satışı ve kredi genişlemesinden beslenen bu model, sürekli yeni alıcılar yaratmak zorunda. Bankaya giremeyen kesim için bu şirketler yeni bir kanal oluyor. Devlet bu yapıları uzun süre teşvik etti, çünkü görünürde konut satışı artıyor, istihdam yaratılıyor, ekonomi dönüyor gibiydi. Ama gerçekte yapılan şey, gelir adaletsizliğini daha da büyüten bir düzenin sürdürülmesi oldu. Nitekim geçmişte “İmece Evim” ve “Yükselen Evim” gibi şirketlerin iflasıyla binlerce kişi mağdur olmuştu. Devletin sonradan getirdiği lisans sistemi bu mağduriyetleri tam olarak önleyemedi. Şirketler battığında, yurttaşların yıllarca biriktirdiği paralar buharlaşıyor
Bugün bu sistemlere katılan binlerce kişi, “faizsiz ev hayaliyle aslında yeni bir borçlanma düzeninin içine giriyor. Bankada faizle kredi çekince “Banka kazanıyor” diye düşünülüyor, burada ise “Faiz yok” deniyor. Ama aslında sistemin özü değişmiyor: Yine biri kazanıyor, yine biri sırtlanıyor. Şirket parayı kendi sermayesiyle değil, katılımcıların birikimiyle döndürüyor. Yani halkın parası, şirketin sermayesi oluyor. Kâr şirkete, risk vatandaşa kalıyor. Eğer sistem tıkanır, şirket batarsa, kaybeden yine emekçi oluyor. Kısacası “faizsiz” denilerek yapılan şey, faizin biçimini gizlemekten ibaret. Paranın parayı büyüttüğü, emeğin ise sürekli değer kaybettiği bir düzen bu. Adı ister “katılım” olsun ister “evim sistemi” -fark etmiyor: Sonuçta biriken şey halkın umudu değil, bir avuç şirketin zenginliği.
Evrensel'i Takip Et