Üniversitelerde baskı ve neoliberal dönüşüm 44 yıldır sürüyor
12 Eylül darbesiyle kurulan YÖK, üniversiteleri iktidar ve sermaye kontrolüne soktu. Öğrenciler demokratik, özgür ve bilimsel üniversite talebiyle mücadele ediyor.
Fotoğraf: DHA
İrem TAÇYILDIZ
Aziz Ali Eren ÇORAPLI
ODTÜ
12 Eylül darbecilerinin üniversiteleri baskılama mekanizması olarak kurduğu Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)’ün kuruluşunun ardından 44 yıl geçti. Geçtiğimiz 44 yılda iktidarlar değişse de YÖK öğrencileri baskılamak ve iktidarın çıkarı lehine kontrol altında tutmak için değişen iktidarlar tarafından kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor.
YÖK’ü ele alırken şüphesiz darbeden ve darbeyi hazırlayan 24 Ocak kararlarından söz etmek gerekiyor. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in başbakanlık müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal tarafından hazırlanan kararlar Türkiye’yi emekçiler için cehenneme, sermaye ve patronlar için cennet bahçesine çevirmeyi hedefliyordu. Bu kararlara işçi sınıfı mücadeleyi büyüterek grevler, protestolar ile yanıt vermiş. Bu mücadele dalgasına karşın sermaye de 12 Eylül darbesiyle yanıt vermekte gecikmemiştir.
12 Eylül darbesi dönemi hak mücadelelerini hedef belirlemiş ve bunun için de kurumlar açmaktan geri durmamıştır. YÖK de işte bu dönemde akademik kurumları baskılamak ve sistematik olarak sermayenin çıkarlarına bağımlı kılmak için kurulmuştur. Kurulduğundan bugüne üniversitelerdeki akademik özgürlüğü gerek hocalara gerekse de öğrencilere baskı uygulayarak yok eden YÖK, baskı uygulama gücünü her daim sermaye sınıfından almıştır. İktidarlar da üniversiteleri dönemin bilimsel ihtiyacına göre değil sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillendirmiştir.
Bugün gelinen noktada üniversiteler toplumsal işlevini yitirmiş, özgür bilim üretme alanlarından ziyade saray rejiminin kendini yeniden ürettiği alanlar haline gelmiştir. YÖK, AKP iktidarında bambaşka güçlere ulaşmıştır. Hatta baskı mekanizması olarak YÖK’ü de yeterli bulmayan tek adam yönetimi 2016 yılından bu yana üniversiteleri atadığı rektörlerle yönetmektedir. 2018 yılında öğrencilerin üniversite yönetimini katılımını sağlayan Öğrenci Temsilcileri Konseyi (ÖTK) seçimleri YÖK tarafından süresiz ertelenmiştir. Üniversite bileşenlerinin yönetimde hiçbir söz hakkının olmadığı günümüzde üniversiteler atanmış rektörler tarafından yönetilmektedir. Rektörler, üniversiteler içerisinde doğrudan saray rejiminin temsilcisi olarak çalışmaktadır. Tek adamın çizdiği sınırlar dışına çıkmayan atanmışların üniversitelerin saray rejiminin politikalarının yeniden üretildiği alanlar olmasında katkısı büyüktür. Üniversite bileşenlerini hiçe sayan bu anlayış, üniversiteleri iktidarın temsilcisi olduğu sermayenin çıkarları doğrultusunda yönetmektedir.
Saray rejiminin ülkeyi yönetme belgesi olan Orta Vadeli Program 80’lerin 24 Ocak Kararlarının yerini almış, sermayenin çıkarlarının belirleyici olacağının garantisidir. Bugün üniversiteler Orta Vadeli Program (OVP) ile sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. Bugün öğrenciler her geçen gün hayatın pahalandığı koşullarda 3 bin TL KYK bursuyla geçinmeye çalışmaktadır. Çoğu yurtta yemekten zehirenmeler yaşanıyor, bakımı ihmal edilen asansörler can alıyor. Sermayeye para akıtılırken eğitime ayrılan bütçe tırpanlanıyor, üniversite öğrencileri nitleiksiz koşullarda okumaya mahkum ediliyor.
Ardı ardına kurulan Teknokentler üniversiteleri sermaye için bir kuluçka merkezine dönüştürmüş, temel amacı iktidarın propaganda malzemesi olan Teknofest gibi etkinlikler yaygınlaşmıştır. Resmen birer eleman pazarı haline gelen Kariyer Fuarlarına üniversite kaynakları seferber edilmektedir. Üniversiteler doğrudan birer şirket gibi başka şirketlerle anlaşmalar imzalamaktadır. Örneğin ODTÜ rektörü Yozgatlıgil, iktidarın peşinden gitmiş; iktidarın hamasi söylemlerini arşa çıkarıp petrol firması SOCAR ile anlaşmıştır. Bilim merkezi olması gereken bir üniversiteyi hem sermayenin hem soykırımın ortağı haline getirmiştir.
Tüm bu uygulamalar, üniversitelerin nasıl bilimden uzaklaşıp sermayeye hizmet ettiğinin birer göstergesidir. Üniversiteler YÖK’ün kuruluşundan bu yana uygulanan neoliberal politikalarla ‘Üniversite AŞ.’ Halini almıştır. Gelinen bu hale karşın ses çıkarmak ise iktidarın her türlü zor aygıtını kuşanmasıyla sonuçlanmaktadır.
Bugün açısından baktığımızda 19 Mart’ta boykota katılanlara açılan soruşturmaların yanı sıra, kampüs güvenliği adı altında Valilik kararlarının YÖK tarafından onaylanarak polisin kampüslere girmesine izin verilmektedir. Boğaziçi ve Hacettepe Üniversitesi’nde toplulukların yönetmeliklerinin değişiyor, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde eylemlere katılmaları nedeniyle topluluklar kapatılıyor. Öğrenciler kampüslerinde palalı saldırganlar,tacizciler kol gezerken güvensiz kampüslerde okumaya çalışıyor.Tüm bunların karşısında öğrencilerin en küçük ses çıkarmasında soruşturmalar ile tehdit eden rektörler tek bir adım dahi atmıyor. Bunlar üniversite bileşenlerinin kendi kararlarını alma yetkisinin YÖK ve AKP nezdinde nasıl tahrip edildiğini kanıtlayan somut örneklerdir.
Geldiğimiz noktada üniversite bileşenleri olarak yönettiğimiz üniversitelerde okumak için saray rejimine karşı mücadelenin üniversitelerde büyütülmesi ihtiyacı daha fazla önem kazanmaktadır. İktidarın sermayenin çıkarları doğrultusunda değil toplum çıkarları doğrultusunda yönetilen üniversiteler ancak böyle mümkün olacaktır. 19 Mart döneminde gerçekleşen eylemlilikler de bunu doğrulamıştır. Tek adamın iktidarını sürdürmek için hukuku ayakları altına almasına karşın yürütülen mücadelenin ilk adımı üniversite boykotları olmuştur. Üniversite gençliği iktidarın yönettiği üniversitelerde dersleri durdurmuş; kendi kararları doğrultusunda birlikte eylemlerde, forumlarda, etkinliklerde buluşmuştu. 19 Mart’ta yaşanan patlama da öncesinde yıllarca atanmışların, YÖK’ün karşısında mücadeleyi büyüterek güç biriktirmenin ne kadar gerekli olduğunu göstermişti. Bugün de büyüttüğümüz mücadele bugünün kavgası olmalıdır. Bugün biriktirdiğimiz güç iktidarı devirecek patlamaları ortaya çıkaracaktır. O nedenle demokratik üniversite için mücadele iktidara karşı olan her üniversite öğrencisinin beraber büyüttüğü bir mücadele olmalıdır.
Bu bakımdan atanmışların değil üniversite bileşenlerinin yönettiği üniversiteler istiyoruz. Öğrencilerin mücadelesini bölmeyi hedefleyen saray rejimi, ihtiyacı olan her öğrenciye nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır. KYK kredileri bursa dönüştürülmeli, burslara öğrencilerin yaşayabileceği kadar zam yapılmalıdır. Atanmış rektörler istifa etmeli, rektörler üniversite bileşenlerince seçilmelidir. Üniversitelerde anadilde eğitimin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Parasız, bilimsel ve demokratik eğitim için darbe döneminden kalan baskı mekanizmalarına karşı mücadeleyi bu talepler etrafında büyütme gerekliliği her geçen gün kendini bir kez daha göstermektedir. Demokratik üniversiteler için bir kez daha ifade ediyoruz: Kurtuluş mücadelede, özgürlülük örgütlülüktedir.
(Evrensel)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et