İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde 'daralma' bahanesiyle tasfiye
İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde “daralma” gerekçesiyle 50’den fazla akademik ve idari personel işten çıkarıldı. Akademisyenler baskı ve fişlemeye karşı sendikal örgütlenmeye çağırıyor.
Fotoğraf: Google maps
İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde son aylarda yaşanan işten çıkarmalar ve artan baskıcı uygulamalar, üniversitedeki çalışma koşullarını ağırlaştırdı. Yönetim bu süreci “ekonomik daralma”yla açıklarken, çalışanlar durumu sistematik bir tasfiye ve sindirme politikası olarak değerlendiriyor.
2024–2025 eğitim-öğretim yılında öğrenim ücretlerinin neredeyse iki katına çıkmasıyla, birçok bölümün kontenjanları boş kaldı. Yönetim, öğrenci sayısındaki düşüşü gerekçe göstererek fakültelerde tüm öğretim üyelerine 18 saat ders zorunluluğu getirdi. Kendi bölümünde bu saati dolduramayanlara, üniversitenin başka bölümlerinden ders atanacağı bildirildi.
‘Öğrenciler arayıp sınıfta başka hoca olduğunu söyledi’
Ancak süreç bununla sınırlı kalmadı. Yaz döneminde yaklaşık 20 akademisyen “bölüm kapandı” bahanesiyle ya da hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarıldı. Yeni akademik yılın başlamasından kısa süre sonra ise yeni bir işten çıkarma dalgası başladı. Bazı öğretim üyeleri, derslerinin sistemden kaldırıldığını fark ederek işten çıkarıldıklarını öğrendi.
Bir akademisyen yaşadıklarını şöyle anlattı: “Saat 12.00’de dersim vardı, sabah sistemde ders görünmüyordu. Mail attım ama yanıt gelmedi. 11.00’de öğrenciler arayıp sınıfta başka bir hocanın olduğunu söyledi. Dekan yardımcısı gelip sınıfın kapısında sözleşmemin feshedildiğini bildirdi.”
Kesin sayı bilinmemekle birlikte, son dönemde 50’nin üzerinde akademik ve idari personelin işine son verildiği ifade ediliyor.
Akademik özerklik yerini fişlemeye bıraktı
Üniversitede her fakültede farklı biçimlerde mesai ve denetim baskısı uygulanmaya başlandı. Ders saati olmasa bile sabah 9.15’ten sonra gelen öğretim üyeleri odalara çağrılarak uyarılıyor. Akademik izin günleri kaldırıldı; tüm öğretim üyelerinden her gün kampüste olmaları isteniyor. Personel kartları üzerinden dijital takip sıkılaştırılırken, araştırma görevlilerine yönelik “gecikenler listesi” oluşturulup gruplara gönderiliyor. Bu uygulamaların, “her adımın izlendiği” bir gözetim duygusu yarattığı belirtiliyor. Akademisyenler, “her an işten çıkarılma” endişesiyle hareket ettiklerini, idareyle açık biçimde konuşmaktan çekindiklerini dile getiriyor. Bazı bölümlerde işten çıkarılan idari personelin görevleri, akademisyenlere devredilmiş durumda. Bir öğretim üyesi tabloyu şöyle özetledi: “Üniversite kâr edemediğinde ilk hedef emekçiler oluyor. Akademik üretim, özgür düşünceyle değil yöneticilerin keyfi kararlarıyla ölçülüyor. Oysa üniversite bir şirket değil, kamusal bir emek alanıdır.”
‘Üniversiteler maliyet hesabı yapan şirketler değildir’
Türkiye genelinde birçok vakıf üniversitesinde olduğu gibi İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde de son dönemde öğrenim ücretleri yüzde yüz oranında artmıştı. YÖK’ün kontenjanları arttırması ve sınava giren öğrenci sayısının düşmesi sonucunda birçok bölümde doluluk oranları oldukça düştü. Bu tablo karşısında alınan “tasarruf önlemleri”nin bedelini ise akademisyenler, idari personel ve öğrenciler ödüyor. Bir başka öğretim üyesinin ifadesiyle: “Üniversite kâr edemediğinde ilk önce emeğiyle çalışanları hedef alıyor. Akademik üretim, düşünsel özgürlükle değil, yöneticilerin keyfi takdirleriyle ölçülüyor. Bu hak gasplarına karşı üniversitenin maliyet hesabı yapan bir şirket olmadığını hatırlatmalıyız”
(Evrensel)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et