Levent Üzümcü: ‘Şöhretinizi bana karşı kullanmanıza asla izin vermem’ mantığı
İzmir Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü yeni sezona ‘Cadı Kazanı’ ile sezona perde diyeceklerini anlatırken, bugünün Türkiye’sini de değerlendiriyor.
Fotoğraf: Aliye Ceylan
Ramis Sağlam
[email protected]
İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının (İzBBŞT) genel sanat yönetmenliğine geçtiğimiz yıl ağustos ayında getirilen Tiyatro ve Sinema Oyuncusu Levent Üzümcü ile İzmir Şehir Tiyatrolarındaki bir yılını ve önümüzdeki dönemi konuştuk. Üzümcü ile samimi bir ortamda gerçekleşen sohbetimizde tiyatro ile bağlantılı olarak güncel politika vardı.
Ekonomik zorluklar tiyatroyu vurdu
Genel sanat yönetmenliğinize gelmenizin üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yılı değerlendirebilir misiniz?
Öncelikle bütün oyuncuların, teknik ekibin çalışanların mutlu olabilmesini hedefledim. Bunu gerçekleştirebilmek için oyun yapmanız gerekiyor yani ortada bir iş olmalıydı. Geçtiğimiz yıl 5 farklı projeyle yeni bir soluk kazandırmaya çalıştık. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal konjonktüre baktığımızda özellikle de belediyelerle ilgili yaşanan sıkıntılar var. Hem siyasi hem de ekonomik sıkıntı olduğunda durum çok daha ağır oluyor. Sonunda burası bir kooperatif bu kadar çok borcu olan ve borçlularının kapıda eylem yaptığı bir şehirde tabii ki kültür sanata harcanması düşünülen bütçe de sorun oluyor. Tiyatroda her oyuna dekor, kostüm, her oyuna özel koreograf gerekiyor. Sonuç olarak tiyatro para isteyen bir sanat dalı. Burası bir kooperatif yani halkın verdiği vergilerle çalışan bir tiyatro. Bir bütçesi ve o bütçeye uyma zorunluluğu var. Bazı oyunların dekorunu, kostümlerini kısmak zorunda kalıyoruz.
Günümüzün politik sürecine denk düşen bir oyun ‘Cadı Kazanı’
Bu yıl öne çıkacak dediğiniz oyun hangisi?
Sadece bir yönetici olarak kalmak yerine, kafamda çok öncesinde kurarak bu noktaya geldiğim mesleğime kendimi tekrar hazırlamak zorunda kaldım. Bu dönem “Cadı Kazanı”nda oynuyorum. Benim buraya geliş amacımı gerçekleştirebilme yollarından bir tanesi sahne üzerinde olmam gerektiğini de fark ettim. Taşın altına bir parça elimi değil tüm bedenimi soktum.
Geçen yıl Ayşe Barım’ın tutuklandığı günlerde bu oyunun çalışmalarına başlamıştık. Ne acıdır ki röportajımız tekrar tutuklandığı günlere denk düştü. O tutuklanma üzerine bunun kararını vermiştik. “Cadı Kazanı” oyunu ABD’nin Salem kasabasında 1600’lü yılların sonlarına doğru engizisyonun hüküm sürdüğü bir dönemde geçiyor. Delil olmadan herhangi bir ispat olmadan sadece söylentiler üzerine insanların darağacına götürülmelerini anlatıyor. Arthur Miller’in korkunç bir düzen eleştirisidir. Miller’in bu oyunu yazma nedeni McCarthy dönemiydi. Herkesin çok iyi bildiği McCarthy dönemi tam bir komünist avı dönemiydi. Bu dönemde Rosenbergler elektrikli sandalyeye götürülmüştü.
‘Buz gibi bir korku imparatorluğuydu’
McCarthy dönemi sanatçılar ve aydınlar üzerinden bir hizaya sokma dönemi diyebilir miyiz?
Bu yaşananlar buz gibi bir korku imparatorluğuydu. Aslına bakarsanız sanatçılara yönelmelerinin asıl nedeni popüler oldukları içindi. Kime bulaşabilmeyi göze aldığınız çok önemlidir. Amerikan sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Charlie Chaplin ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. Yine bu dönemde sinemanın en önemli isimleri sinemadan uzaklaştı. Gomidas Vartabed bundan farklı mıydı? O da yapılan zulmü vahşeti gördükten sonra dünyanın görmüş olduğu en büyük müzisyenlerinden biri ömrünün son 18 yılında piyano çalmadı, beste yapmadı, şarkı söylemedi ve konuşmadı bile. Yapılmak istenen insanların çok iyi bildiği göz önünde bulunan sanatçılara ben onu bile dövüyorum seni mi dövmeyeceğim. Ona bile vuruyorum sana mı vurmayacağım dedikleri baskıcı bir dönem.
‘Benim elimi öpmüyorsunuz ben sizinle uğraşırım’
Yani bir menajerin bir devleti yıkabilmesi gücü var mıdır? Ya da bir gazetecinin cumhurbaşkanını tehdit edebilme gücü var mıdır? Normal koşullarda böyle bir şey yapsa güler geçersiniz. Ama aslında şu yapılıyor, şöhretinizi ben verdim. Benim iznimle şöhret oldunuz. Ben sizin yolunuzu açtığım için şöhret oldunuz. Benim elimi öpmediniz, bana saygı göstermediniz. Benim o kanalların sahiplerini patronlarını hizaya getirdiğim yerlerde seyirciden aldığınız destekle o kanallarda kendinizi gösterdiniz. Ama o kanallarda kendinizi göstermenize neden olan sadece seyircinin verdiği destek değil aynı zamanda benim o kanalın sahibine onu çalıştırma demememde. Sizinle uğraşmadım ama şimdi siz benim elimi öpmüyorsunuz ben sizinle uğraşırım mesajı veriliyor. Sizin kazandığınız şöhreti bana karşı kullanmanıza asla izin vermem. Bu kadar basit mantık içerisinde geçiyor bu. Sanat dünyasının böyle bir önemi var. O zaman Arthur Millerlarla, Marlon Brandolarla uğraşabilme pervasızlığını kendilerinde buldular. Para kazanmaya devam etmek istiyor musun? Yurt dışında ev almak, yurt dışında kendine hayat kurmak istiyor musun? Ülkede kazandığın parayla yarının hesabını yapmadan yüzde 85’inin açlık sınırında maaş aldığı bir ülkeden söz ediyoruz.
‘Repertuvar seçiminde kamu tiyatrosu sorumluluğu ile davrandık’
Bir yıllık süreçte istediğiniz repertuvarları hayata geçirebildiniz mi?
Kamu tiyatrosu, özel tiyatroların bile cesaret edemeyecekleri oyunları dünya standartlarında, şartlara en uygun biçimde sahnelemelidir. O yüzden kamu tiyatrosu özel tiyatroların girmeye cesaret edemediği Shakespearelere, Çehovlara girme, o edebiyat ve tiyatro eserlerini seyircisiyle buluşturma cesaretine sahiptir. Kamu tiyatrosu dediğimiz yerde küçük bütçeli işler de olmalı. Ama aynı zamanda en az beş yılda bir Shakespeare klasiği oynaması gerekir. Komedyasını, tragedyasını bir antik tiyatro oyununu sahnelemesi gerekir. Ben beş yıl önce oynadım diye bakamazsınız. Günümüz Türkiye’sinde özel bir tiyatronun Çehov oynayarak para kazanabilmesi pek mümkün değildir. Sizin burada kamu tiyatrosuna yakışır eseri izleyiciyle buluşturmanız önemlidir. Tabii ki ödenekli tiyatro kurumları kâr etme yeri değildir. Belki o tiyatro oyununa harcadığımız parayı gişedeki gelirimizle karşılayamayabiliriz ama bunun kültürel karşılığı yani sanatın ekonomisi başka bir şeydir. Kültür ve sanat faaliyetinde bir yönetimin belki de beş yönetim sonrası için yatırım yapması ve bunu sürekli hale getirmesi gerekiyor.
‘Geçtiğimiz bir yıl içinde izleyici sayımız arttı’
İzmirli tiyatroseverlerle buluştuğunuzu düşünüyor musunuz?
Oyun günlerimizi artırmamızın da etkisiyle geçmiş yıllarla kıyasladığımızda seyirci sayımızda inanılmaz bir artış var. Burada geçmiş zamanda yapılan tiyatro şöyleydi böyleydi demek için söylemiyorum. Daha fazla seyirciye ulaşabilmek için daha çok turne yapmaya başladık. Daha fazla insana ulaşmak için sahne sayımızı artırmaya turne sayımızı fazlalaştırmaya çalışıyoruz. Bergama’da çok güzel bir sahne açıldı. Bergama’ya turnelere gidiyoruz. Ödenekli bir tiyatro olduğumuz için her sahnede oynayamıyoruz. Oynadığımız oyunların o sahneye girebilmesi için minimum ışık, minimum sahne ebatlarına sahip olması gerekiyor. Ses düzeni yine aynı şekilde bunlar çok önemli belirleyiciler. Bu arada Bursa’da il dışı turnemiz oldu. Önümüzdeki dönem Eskişehir, İstanbul’a gideceğiz.
17 Ekim’de ‘Çok Tuhaf Soruşturma’ ile Karşıyaka Sahnesi açılıyor
Bu sezonda hangi oyunları izleyeceğiz?
Temelde parasızlık nedeniyle birçok oyunu kaldırmak zorunda kaldık. Oyuncumuz var, yönetmenimiz var, dekorumuz, kostümümüz yok. Yani bir kamu tiyatrosunda devamlı küçük bütçeli oyun yapılamaz. Neler izleyeceğiz “Cadı Kazanı” dışında ekim sonunda. Sizin aracılığınızla bir müjde olarak Ekim’in 17’sinde “Çok Tuhaf Soruşturma” ile Karşıyaka Sahnemizi açacağımızı duyurayım. Her ayın son iki haftasında Şehir Tiyatroları oyunlarıyla Hikmet Şimşek’te olacağız. Ramazan içinde Karagöz Hacivat gölge oyunu çalışması yapacağız. Gölge oyununu bulduğumuz her yerde oynayacağız. Okul Aile Birlikleri ile iş birliği yaparak okullara gitmek istiyoruz.
‘Sinemayla tiyatronun karşılaştırması tam bir kapitalist yansıma’
Sinema tiyatroyu öldürecek mi tartışmasına nasıl bakıyorsunuz?
Televizyon dizilerinden sanatsal bir şey çıkartmamız belki plastiğinde mümkün. Eğer para bulabilirlerse insanların bağımsız film platolarında ne kadar başarılı işler yaptıklarını görüyoruz.1990’lı yıllarda temel tartışmalardan biri 1950’lilerden sirayet eden sinemanın tiyatroyu öldüreceği yönündeydi. Postmodern akımıyla birlikte gelen ve sanatın kendi içine girdiği bir büyük devinimin içinde elimizde bu kaldı. Peki, sinema tiyatroyu öldürür mü? Tiyatro ne olacak? Pandemide sinema konusuzluk nedeniyle bir masal alemine döndü. Uçanlar, kaçanlar garip garip robotlar bir sinema dünyası oldu elimizde kalan. Şu an İran sineması hâlâ çok daha güzel filmler yapıyor. Fakat kaç kişiye hitap ediyor.
‘Tiyatro dimdik ayakta ve her geçen gün seyircisi artıyor’
Tiyatro dimdik ayakta ve her geçen gün tiyatro seyircisinin sayısı artıyor. Drama tiyatro, tiyatronun getirdiği özgürlük tiyatronun anlattığı şeylerin etkisinin anında olması seyirciye direkt dokunuyor. Sahneye çıktığınızda seyirciyle adeta tenis maçı yapıyorsunuz. Metronomun temposunda seyirciyle bir alışveriş içindesiniz. Sinema 1900’lerin başından beri var. Şahane yapıtlarıyla, önce sessiz sinemasıyla, siyah beyaz filmleriyle müzikallere giden süreçte sonra daha sosyolojik konulara doğru ilerledi. Sinemayı mükemmel bir sanat dalı olarak görüyorum. Sadece bu kategoride sinemayla tiyatronun karşılaştırması kategorisinde geldiğimiz nokta tam bir kapitalist yansımadır. Şu anda dünyada yaşadığımız ekonomik ve siyasal krizlerin nedeni kapitalizm. Çünkü karşımızda ölmüş olan bir sistem var.
Son eklemek istediğiniz mesajınız var mı?
İzmir Şehir tiyatroları hem seyircisiyle hem de sanat icar edenleriyle bir bütün. İzmir Şehir Tiyatroları seyircisinin, sanatçısının evidir. Buraya gelen seyircilerimiz kesinlikle misafir değil ev sahibidir. Bizi geçen dönem olduğu gibi bu dönemde de yalnız bırakmamalarını istiyoruz.
Evrensel'i Takip Et