08.10.2025 17:26

Ortodoks iktisatçılar KKM’den neden bu kadar tetiklendiler?

Paranın enstrümantal kullanımının aşırılığa kaçması durumunda elbette enflasyonist risk vardır. Ancak bu sınır, bütçe açığı veya negatif reel faiz gibi soyut değişkenlerle ilgili değildir.

Ortodoks iktisatçılar KKM’den neden bu kadar tetiklendiler?

Fotoğraf: AA

Tansel Güçlü [1]

Kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasının tamamıyla kaldırılmasıyla birlikte ortodoks iktisatçılar hızla bu aracın kaldırılmasının ne kadar olumlu olduğu ve bu “beladan” (yüksek faiz bedeliyle olsa bile) kurtulmanın ne kadar iyi olduğuna dönük rasyonel ve ortodoks yönelimli açıklamalar yapmaya, yazılar yazmaya başladılar. Ortalık adeta panayır yerine döndü. KKM ve parasal sistem içerisindeki yeri ve ortodoks iktisatçıların iddialarıyla ilgili iki parçadan oluşan uzun bir yazıyı daha önce kaleme aldığım için burada buna ayrıntılı biçimde girmeyeceğim[2]. Ayrıca “ulusal düzeydeki” kapitalist para sistemi ve merkez bankalarının bu sistem içerisindeki rolünü anlattığım Evrensel’de yayımlanmış yazımı da burada tekrar hatırlatmayı gerekli görüyorum[3].

Ortodoks iktisat ve enflasyon

Ortodoks iktisat enflasyonla baş etmek adına para politikası merkezli reçeteler üretir. Maliye politikası veya bir diğer ifadeyle devlet harcamaları para politikasına “yardımcı olacak” bir pozisyonda ona eşlik etmelidir; özetle harcamalar kısıtlanmalıdır. Hem para politikası hem de maliye politikası tarafında sıkılaştırma enflasyona karşı çözüm olarak öne çıkar. Faizle enflasyon arasında bir ödünleşim olduğu varsayılır, buna çözüm olarak da yüksek faizler yoluyla parasal sıkılaştırma öngörülür. Teori en baştan emekçi sınıfı enflasyon tanrısına kurban eder. Türkiye gibi geç kapitalistleşen ülkeler için de kurdan enflasyona geçişin yüksek olduğu düşünüldüğünden, kurda istikrar sağlamak adına yine temel olarak faizlerin artırılması gerekliliği öne çıkarılır. Diğer her türlü potansiyel politika araçlarına dair tartışma ise ortodoks paradigmanın varoluşu gereği kategorik olarak dışlanır.

Sıkılaştırmacı mantık temel olarak iki teorik arka plandan hareket eder. İlk olarak enflasyon parasal büyüklüklerle ilgilidir. İkincisi ise devlet veya özel sektör fark etmez, harcamaların yapılabilmesi için tasarruflara ihtiyaç duyulur ve bu tasarrufların artırılması gerekir. Devlet vergilerden harcarken, (emekçi hane halkları dahil) özel sektör de tasarruflardan harcamalarını karşılar, bankalar “çoğunlukla” bu tasarruflara aracılık işlevi görürler. Dolayısıyla faizlerin düşüklüğü de kamunun açık vermesi de bu bakış açısından otomatik olarak enflasyonist kabul edilir. Çünkü (sırasıyla dar ve geniş) para arzındaki artış enflasyonu artırır. Bu yaklaşım, devletin (de) tasarruf etmesi gerekliliğine dayandığından, sıkılaştırmacı paradigma elbette ki sosyal harcamalardan kesintileri önceler; ancak ortodoks iktisatçılarımız bu kısmı sessizlikle geçiştirmeyi veya en iyi ihtimalle meşruiyet kaygılarından dolayı yüzeysel itirazlarla sınırlı tutmayı tercih ederler.

Enflasyonist şoklar ve para arzı

Ancak gelgelelim büyük çoğunlukla tersi geçerlidir. Covid kapanmaları sonrasında navlun fiyatlarının hızlı artışıyla küresel ölçekte enflasyonist bir şok ortaya çıkmıştır. Aynı dönem içerisinde, Türkiye için ilk olarak 2021 sonundaki düşük faiz politikasının aniden uygulanmaya başlandığı dönemde kur şoku yaşanmıştır. Sonrasında 2022 Şubat’ında Rusya-Ukrayna savaşının başlaması tarım merkezli bir küresel şok daha yaratmıştır (KKM de bu savaş öncesi dönemde devreye girmiştir).

Bu süreçte kur yoluyla veya doğrudan ithal mal fiyatlarının döviz cinsinden artışıyla tetiklenen şoklar fiyat artışlarını hızlandırmıştır. Bu süreç içerideki gelir üzerine çatışmayı tetiklemiş ve bekleneceği üzere kur artışının ötesinde enflasyonist bir dinamiği harekete geçirmiştir. Bu dinamik çatışma fiyat artışları sarmalında ifadesini bulmuştur. Burada fiyatlar içerisinde kârların artışı ilk zamanlar oldukça belirgindi. Nihayetinde nominal para talebindeki artış bu fiyat artışlarının ivmesi tarafından sürüklenmiş, bir başka ifadeyle nominal para arzındaki artış enflasyonun ardından gelmiştir. Belirleyiciliğin yönü bu şekildedir. Dolayısıyla bazı iktisatçıların sıklıkla geniş para arzı grafiklerine bakıp da enflasyonun sebebini parasal büyüklüklerin artışında görmesi düpedüz hatalıdır ve açıklanmaya muhtaçtır.

Bir diğer hatalı kabul de faizlerin tasarrufların büyüklüğünü etkileyeceği varsayımıdır. Özellikle gelir ve servet dağılımı bozuldukça para politikası etkinliğini yitirir, kişilerin tasarruf ve harcama kararları faizlerden giderek daha az etkilenmeye başlar. Faizlerdeki değişiklik sadece tasarrufların kanalize olduğu varlık veya harcamaların yapıldığı metaların kompozisyonunu değiştirir, tasarrufların ve harcamaların miktarlarını değil. Tasarrufların miktarı gelir (ve gelir dağılımı) tarafından belirlenir. Faizlerin artışıyla emekçi hane halkları daha çok borçlanırken ve talep ettileri metaların kompozisyonunu değiştirirken, tasarruf eğilimi yüksek kesimler de tasarruf kompozisyonlarını değiştirir.

KKM’nin teknik rolü

Peki, KKM deneyimi nasıl bir teknik durum yaratmıştır? Burada faizlerden bağımsız olarak kurdaki dalgalanmayı ortadan kaldırarak kura bir istikrar kazandırdığı, hatta bu konuda faizlerden daha etkili olduğu söylenebilir. Faiz artışlarının olduğu dönemle öncesini dolar endeksiyle kıyasladığımızda bu daha da açık görülebilir. Ayrıca dolar endeksi diğer yabancı paralarla doların değerini dolar/TL kuru ile kıyaslama imkânı vermesi bakımından da diğer ülkelerin kur politikalarının istikrar sağlayıcı işlevleriyle kıyaslama olanağı sağlar. KKM’nin bu açıdan politika faizinin düzeyinden bağımsız olarak işlevli bir teknik araç olduğu anlaşılmaktadır, dolayısıyla bir anlamda faiz politikasını kurdan bağımsızlaştırabilme olanağını verir. Bu imkan, faizler üzerindeki artış baskısını azaltarak emek-yanlı bir ekonomik programda kredi politikalarının ülke içinde kritik sektör ve kesimlere yönlendirilmesine olanak sağlayabilir. KKM döneminde kurun dünyanın geri kalanından ayrışabildiğini görebilmemiz, bu aracın başka koşullarda teknik olarak kullanılabilirliğine dair de güçlü bir ipucu sunmaktadır.

""

KKM ödemeleri ve enflasyon

Bir diğer önemli nokta da bu istikrarı kazandırırken ödemelerin hazine dışı yollarla yapılması ve bunun da enflasyonist dinamiğe katkı sunmamasıdır. KKM’deki kur farkı (mevduat faizlerini aşan kısmı) TCMB tarafından ödeniyordu. Bu ödemeler sürekli yenilenerek arttı ve vadeler boyunca bu hesaplardaki tasarruflar harcama olarak ekonomik döngüye girmedi, reel olarak da kazanç sağlamadılar. Daha da önemlisi bu ödemeler yerleşiklerin döviz talebini durdurdu, yerine belirli vadelerde döviz cinsinden TL getiriyi hesap sahiplerine garanti etti.

KKM hesaplarındaki miktarlar artarken, enflasyonun dövizden daha hızlı arttığı dönemlerde bu birikimler reel olarak eridi ve yer yer negatif servet etkisi yarattı. Yani enflasyona sebep olmadılar, aksine ondan etkilendiler. Bu ödemeler kamu tasarruflarından veya vergilerden yapılmadığı gibi tek başına enflasyona da yol açmadı, buna mukabil olarak kurdaki istikrara da ciddi bir katkı sundu.

Bu rezerv para cinsinden yapılan nominal ödemeler enflasyondan bağımsız olarak bankacılık sistemine girdiler, hesap sahiplerinin varlık değerleri de bu enflasyonla reel olarak hemen hemen sabit kalmış oldu. Bankacılık sistemine giren merkez bankasının rezerv (itibari) parası da iktidarın kendince hedeflediği kısa vadeli faizleri tutturmak amacıyla tahvil ihracı gibi çeşitli yollarla ya geri emildi ya da mevcut enflasyonist süreç nedeniyle reel anlamda önemini yitirdi. Ancak bu kısım, zaten ekonomi politikasının sınıfsal olarak tasarlanmış ve eleştiriye açık boyutunu oluşturuyor. Yoksa sisteme, bütçe açığı başta olmak üzere çeşitli kanallardan giren rezerv parayı geri çekmenin farklı finansal yolları her zaman mevcut. Dolayısıyla, sisteme giren merkez bankası yükümlülüğünün nominal büyüklüğünün (itibari para ya da ortodoksların deyimiyle M0) artması, tek başına KKM’ye karşı çıkmak için yeterli bir argüman sayılamaz.

Ortodoksinin sınırlarında açılan gedikler ve sol heterodoks eleştirinin imkanları

Enflasyonist şokun kaynağı kurdaki sıçrama iken içerideki enflasyonu sürdüren olgu, gelir üzerine çatışma dinamiğine iktidarın hâkim sermaye bloğu etrafındaki müdahale biçimidir. Burada KKM’nin oynadığı teknik rol sınırlıdır ve enflasyonun kök sebebini teşkil etmez. Aksine fonksiyonel bir para ve maliye politikasının sıkılaştırmacı olmayan emek yanlı bir tasarımının mümkünlüğünü gösterir. Bu uygulama ile para yaratımının ekonomi politikası tasarımında kullanılabileceği açıkça görülmektedir. Bu anlamıyla KKM’ye içkin bir karşıtlığa gerek olmadığını belirtmek gerekir. Söz konusu karşıtlığın kaynağı ise, ortodoksinin iddialarinin aksine, politika tasarımının emekçi sınıflar lehine olabilecek potansiyellerini açığa çıkarma riskidir.

KKM’nin ortodoks iktisatçılar için tetikleyici olmasının nedeni, iki temel varsayımı çürütmesidir: İlki, enflasyonun (her zaman her yerde) parasal bir olgu olduğu iddiasının geçersizleşmesi, en azından istisnai bir durum olduğunun açığa çıkmasıdır. İkincisi ise kamu harcamaları başta olmak üzere tasarruf-finansman kısıtının (hele de sermaye söz konusu olunca) söz konusu olmadığının ortaya çıkmasıdır. KKM özelinde bu açık biçimde gözlemlenmiştir. Bu durum, para ve maliye politikalarının fonksiyonel olarak yeniden tasarlanabileceğini, emekçi sınıfları koruyabileceğini ve enflasyonla daha etkin mücadele imkanının halihazırda bulunduğunu göstermektedir. Ortodoks paradigmanın para arzı ve harcama korkusuyla çizdiği sınırların ötesinde, gelirler politikasını da mücadelenin asli bir unsuru haline getiren fonksiyonalist, anti-enflasyonist maliye politikası tasarımı, ortaya koyduğu potansiyeller ölçüsünde, sıkılaştırmacı paradigma açısından bir gedik açmaktadır. Bu konuda sol-heterodoks iktisatçıların kendilerini ortodoks eleştiri biçiminden ayırması ve bayrakları karıştırmamaları beklenir ve şarttır.

Sonuç

Paranın (yaratımının) enstrümantal kullanımının aşırılığa kaçması durumunda elbette enflasyonist risk vardır. Ancak bu sınır, bütçe açığı veya negatif reel faiz gibi soyut değişkenlerle ilgili değildir. Harcamaların enflasyonist şok yaratıp yaratmadığının temel sınırlardan biri olmasında elbette bir sakınca yoktur, hatta gereklidir. Ancak bu sınır kendi parası cinsinden borçluluk oranlarıyla veya farazi bir bütçe dengesi varsayımıyla ve hatta (artık asgari ücretin doğrudan belirlediği) genel ücret düzeyleriyle ilgisizdir. Böylece emekçi sınıfların sırtına yüklenen sıkılaştırma paradigmasını aşarak, enflasyonu azaltıcı ve gerekirse bütçe açığı veren sol-heterodoks tahayyülden fonksiyonel müdahaleler gündeme getirmek mümkün olabilir. Paraya sadece bir “miktar” olarak değil, heterodoks iktisadın öngördüğü üzere fonksiyonel bir enstrüman olarak yaklaşmak gerektiği açık hale gelecektir. Ancak böyle bir eleştiri biçimi geliştirdiğimizde para ve maliye politikasının dahil olduğu bütün politika tasarımları da sınıfsal eleştirinin konusu haline gelmekle birlikte alternatifleri tartışmayı açmak mümkün olabilecektir.

Buradan hareketle devlet bütçesini emekçi hane halkı veya kapitalist şirket bütçesi gibi denkleşmesi gereken muhasebesel büyüklükler olarak düşünmemek gerekir; devletler kendi yarattıkları para biriminden harcama yaparlar. Muhasebe denkliği gereği devlet sektörü, özel sektör ve dış ticaret dengelerinin toplamı sıfır olmak zorundadır (Minsky-Godley denklemi)[4]. Devlet sektörünü dengeye getirme çabalarının kendisi emekçi hane halklarının da dahil olduğu özel sektörün tasarruflarını düşürücü yönde etkide bulunacaktır (Eğer dış ticaret dengesini sabit kabul edersek). Dolayısıyla ekonominin diğer sektörlerinden ayrı düşünülebilecek dengelenmesi gereken bir “kamu bütçesi” yoktur. Bu çarpık algı, neoliberal tahayyülün ve ortodoksinin bir dayatması olarak varlığını sürdürmekle birlikte maalesef kendini solda konumlandıran iktisatçılar arasında da yaygın şekilde karşılık bulmaktadır.[5]

{{517746}}

{{566997}}

Dipnotlar:

  1. ^ Munzur Üniversitesi, Finans ve Bankacılık Bölümü
  2. ^ Tansel Güçlü, “KKM ve politika tasarımı üzerine tezler ve antitezler: Heterodoks bir yaklaşım (I),” Praksis Güncel, 14 Kasım 2023, https://www.kisa.link/OqaoC Tansel Güçlü, “KKM ve politika tasarımı üzerine tezler ve antitezler: Heterodoks bir yaklaşım (II),” Praksis Güncel, 17 Kasım 2023, https://www.kisa.link/ylaSU
  3. ^ Tansel Güçlü, “Kapitalist parasal sistem ve para çarpanı meselesi üzerine: Birkaç not,” Evrensel, 7 Mayıs 2024, https://www.kisa.link/lhrvc
  4. ^ Marc Lavoie, Post-Keynesian Economics: New Foundations, 2. Baskı (Cheltenham: Edward Elgar, 2022), s. 281.
  5. ^ Bu bilinç bulanıklığının ve ortodoks iktisadın sahte gerçekçiliğinin aşılması için heterodoks iktisadın araçlarının sol çevrelere nüfuz etmesi oldukça elzem görünüyor. Bu konuda daha çok yol almalıyız. Ancak o da başka bir yazının konusu olsun.
(Evrensel)

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.01.2026 21:18

Son yağışlardan sonra İSKİ baraj doluluk oranlarını açıkladı

İSKİ’nin 31 Ocak 2026 verilerine göre İstanbul'daki barajların doluluk oranı yüzde 28,24'e yükseldi. Yağışlarla artış yaşansa da bazı barajlarda seviyeler kritik düzeyde. Yaz ayları için risk devam ediyor.

Son yağışlardan sonra İSKİ baraj doluluk oranlarını açıkladı

Fotoğraf: Ekin Şafak Arslan/Wikimedia Commons CC BY-SA 4.0

01.02.2026 18:39 / Güncelleme: 20:45

Sunucu taşıma işlemleri nedeniyle web sitemizde teknik sorunlar yaşıyoruz

Sunucu taşıma işlemlerimiz nedeniyle web sitemizde geçici teknik aksaklıklar yaşanıyor. Bu aksaklıklar nedeniyle okurlarımızdan özür dileriz.

Sunucu taşıma işlemleri nedeniyle web sitemizde teknik sorunlar yaşıyoruz

evrensel.net

01.02.2026 01:58

Adalet Peşinde Aileleri Platformu'nun anma programı iptal edildi

Adalet Peşinde Aileleri Platformu, 6 Şubat depremleri anmasının Valilikçe hukuka aykırı biçimde iptal edildiğini açıkladı. Keyfî karara karşı hukuki başvuru yapılacak; anma Pazarcık’ta düzenlenecek.

Adalet Peşinde Aileleri Platformu'nun anma programı iptal edildi

Fotoğraf: ANKA

01.02.2026 18:29

Tunç Soyer'den Cemil Tugay’a yanıt: İzmir polemik değil hizmet bekliyor

Tutuklu eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Cemil Tugay’ı iftira atmakla suçlayarak "İzmir polemik değil hizmet bekliyor” dedi.

Tunç Soyer'den Cemil Tugay’a yanıt: İzmir polemik değil hizmet bekliyor

Tunç Soyer (solda) Cemil Tugay (sağda)

01.02.2026 16:34

Galatasaray, Kayserispor’u ağırlıyor

Süper Lig lideri Galatasaray, 20. haftada Kayserispor’u konuk edecek. Sarı-kırmızılılar, kazanması halinde Fenerbahçe ile puan farkını maç fazlasıyla 6’ya çıkarmayı hedefliyor.

Galatasaray, Kayserispor’u ağırlıyor

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!