Marmara’da yeni dönem: ‘Başıbüyük’ten ‘Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’ne
19 Mart’a neden olan türden saldırıları arttırarak devam edeceğini gösteren Saray yönetimi bu bakımdan kendi önlemlerini daha fazla yasak, baskı ve şiddet yoluyla almayı hedefliyor.
Fotoğraf: @OgrenciSen_/Twitter
Fidan Çelik
Marmara Üniversitesinde yeni dönem başladı. Henüz dönem yeni açılmışken, önümüzdeki dönemin her bakımdan daha çetin geçeceğini düşündürten pek çok gelişme yaşanıyor. Bu durum elbette dünyada ve ülkede giderek keskinleşen koşullarla bir bütün içinde gelişiyor. 19 Mart’a neden olan türden saldırıları arttırarak devam edeceğini gösteren Saray yönetimi bu bakımdan kendi önlemlerini daha fazla yasak, baskı ve şiddet yoluyla almayı hedefliyor. Üniversitede iktidarın ekonomik ve siyasal baskısını bir bütün olarak uygulamaya koymayı hedefleyen üniversite yönetimi, atanan yeni rektörle birlikte bayrağı devralmış oldu.
Öğrencilere 8 bin 500 TL kitap masrafı
Yemekhanenin yüzde 80 zamla ve azalan porsiyonlarla açılması, üniversitenin en büyük kampüsünde bir kütüphanenin bile olmayışına kadar pek çok soruna eklenen yeni problemler üniversite yönetiminin öğrencilerin ihtiyaçlarına dönük adım atmaktan tamamen uzak olduğunu gösteriyor. Hazırlık sınıflarında 8 bin 500 TL’lik kitap masrafını zorunlu tutan dekanlığın bina girişine anlaşmalı yayınevi standı açması yeni dönemin akıllara kazanan ilk fotoğrafı oldu. Yüksek kira talebiyle kapatılan kantinler, kantini bile olmayan üniversiteye ilk iş anlaşmalı banka ofislerinin kurulması ise bir diğeri.
Üniversite öğrencilerinin ihtiyaçları neye göre belirleniyor?
Bir saate varan ring bekleme sıralarında en sık konuşulan konu ise giderek artan eğitim masrafları. Teknopark açmak üzere girişimlerde bulunan üniversite yönetiminin öğrencilerin zorunlu dersleri için gereken bilgisayar laboratuvarlarının yetersizliğinden mutlaka haberdar. Ancak Eski Rektör Erol Özvar’ın öğrencilerin Başıbüyük olarak anmakta ısrar ettiği kampüse ‘Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’ adını koymasının ardından YÖK Başkanlığına atanması gibi, üniversiteye dair öncelikler öğrencilerin ihtiyaçlarına ve isteklerine göre belirlenmiyor. Kampüsün hiçbir üniversite bileşenine sorulmadan taşınmasının, eski yerleşkesindeki rantın kiminle nasıl bölüşüleceğinin adı ‘Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’ oluyor. Okulun ilk haftası hızlıca örgütlenen aile 10 yılı çalıştayı da düşünüldüğünde, üniversite yönetiminin önceliklerinin Saray yönetiminin organik bir parçası olarak hizmet etme kapasitesine göre belirlendiği anlaşılır. Marmara Üniversitesinin Saray yönetimiyle olan yakın teması bu bakımdan üniversite hayatına da doğrudan yansıyor.
‘OHAL’ talimatı şimdiden bir gözdağı
Dolayısıyla bir bütün olarak üniversiteyi Saray yönetiminin çıkarlarına hizmet edecek bir şekilde dizayn etme girişimleri Marmaralıların üniversite yaşamını daha da zorlaştıran, haklarını daha fazla ezen bir biçimde gelişiyor. OVP’yi son sürat uygulamak üzere daha fazla antidemokratik uygulamaya ihtiyaç duyuyor ve duyacak. Üniversitedeki sivil polis varlığının hissettirilir biçimde arttırılması, ÖGB ile ortaklığı, x-ray cihazlarının kalıcı hale getirilmesi ise bu adımların önlemi, sağlaması. YÖK’ün dönem açılırken üniversitelere dönük OHAL talimatının içeriğindeki “terör iltisaklı örgütlenmeler” vurgusu da bütün bu koşullara karşı mücadele etmek isteyen tüm öğrenciler için soruşturmaların ve şiddetin önden uydurulmuş kılıfı. 19 Mart sonrası bedel ve gözdağı amacının yanı sıra, “parasız, bilimsel demokratik eğitim” mücadelesinin soruşturulmasının ön hazırlığı aksi yönde adımlar ağırlaştırılacağı için yapılıyor. Ancak temel haklara ve taleplere yönelik saldırıların ‘hükümet istifa’yı da içeren şekilde doğrudan politik taleplerle buluşması, fitili ateşlenen bir bomba gibi üniversite yönetimlerinin kucağında duruyor. Fitilin ne denli uzun ya da kısa olduğu belirleyici değil. Ancak daha fazla yasak, baskı ve hak gasbına karşı Marmaralıların ne yapabileceği sorusunda belirleyici olan, hangi düzeyde örgütlü yanıt vereceğidir. Gelişen itirazların “kalıcı birlikler” e dönüşerek örgütlenmesi, sorunlara karşı birlikte hareket etme alanlarının genişlemesi belirleyicidir. Atanmış rektörün öğrencileri yok saydığı düzeyde sarstığı meşruiyetini, yasaklarla ve baskıyla ayakta tutma planına karşı geliştirebileceğimiz en sağlam temel bu belirleyicilikle oluşuyor. Daha fazla örgütlenerek yanıt vermek, tek seçeneğimiz.
Sorunlar nasıl aşılacak?
Birlik olmanın yol yöntem ve araçlarını zenginleştirmek için kuşkusuz daha fazla yan yana gelmeye, birlikte kafa yormaya ihtiyaç var.
Talep etmek, hatta talepleri hayal etmek üzerindeki bu çekingenlik, bu karamsar mütevazılık dağılmalı. Ama elbette bu duygu ve tutum ne kendiliğinden oluyor ne de kendiliğinden ortadan kalkacak. Koşullarımız ve taleplerimizi merkezine alan “Nasıl değiştirebiliriz” tartışmasının yanıtlarına ihtiyacımız var. Bu ise doğası gereği tek başımıza yapabileceğimiz bir iş değil. Gerçek yanıtlar ancak tartışmalarla sınanmış, bir arada istikrarlı sürdürülen tartışma ve buluşmalarla olgunlaşmış süreçlerden çıkabilir. Nasıl değiştireceğiz, hangi adımı atalım sorularının, kulüp toplantılardan amfilere dolaşmasıyla, kalıcı birliklerin uygun biçimler yoluyla örgütlenmesiyle başarılabilir.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et