01.10.2025 06:29

‘Çiçeklenmeler’in Yazarı Melisa Kesmez: Kadınları hep yan yana hayal ediyorum

Yazar Melisa Kesmez ile hayatı ve arzularını yeniden keşfetme yolculuğuna çıkan Türkan’ın hikayesini anlattığı “Çiçeklenmeler”i ve kadın hikayelerini konuştuk.

‘Çiçeklenmeler’in Yazarı Melisa Kesmez: Kadınları hep yan yana hayal ediyorum

Melisa Kesmez ve Çiçeklenmeler kitap kapağı

Zeynep Algedik
[email protected]


Ankara — Hayatın küçük ayrıntılarındaki dile gelmeyen anlamları keşfe çıkaran hikayeleriyle çağdaş edebiyatın dikkat çeken isimlerinden Melisa Kesmez, 2018’de kaleme aldığı Nohut Oda ile 65. Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı’na layık görülmüştü.

Yeni kitabı Çiçeklenmeler ise, Türkiye’de “aile yılı” ilanının ve artan kadın cinayetleri ile cezasızlık tartışmalarının gölgesinde, hayatında kendi yönünü belirleme şansı bulamamış bir kadının yeniden filizlenme sürecini okurlara sunuyor. Kesmez ile hem Çiçeklenmeler’i hem de bugünün kadınlarına ve toplumsal varoluşlarına dair düşüncelerini konuştuk.

‘Yaşlanmayı düşündüğüm bir dönemde yazdım’

Çiçeklenmeler’de Türkan’ın; eşinin ölümünün ardından kendi hayatına belki de ilk kez dönüp baktığını ve hayatını yeniden inşa etme sürecindeki sancılarını görüyoruz. Çiçeklenmeler’i yaratma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Çiçeklenmeler aklıma önce Türkan’la düştü. Ben bir hikayeye genelde böyle başlıyorum. Yazmaya başlamadan önce o yumağın içinde bir ipin ucunu tutuyorum. Bir aralık kapı buluyorum, itip içeri giriyorum. Ömrünün büyük kısmını kenarda bekleyerek geçirmiş, duygularını halının altına süpürmüş, layıkıyla mutlu olmamış bir kadın geldi aklıma. Türkan’ı çok uzun süre gezdirdim yanımda. Etrafta ona benzeyen kadınlara baktım. Adı da yoktu başta. Sanırım iki sene böyle geçti.

Zamanla ona bir ev, bir evlilik hayatı, bir aile ördüm. Ne yapsam da Türkan’ı yerinden etsem, yoldan çıkarsam diye düşündüm sonra. Bir masaya tekme atıp onu devirmek gibi bir şey olsun istedim hayatında. Bütün ezberi bozulsun. Bir de galiba Türkan gibi bir karakterin benim kırklarımın ortalarına denk gelmesi bir tesadüf değil. Böyle bir dönemde Türkan’ı anlamaya çalışmak anlamlıydı benim için. Ben Türkan değilim, onunla özdeşlik kurmadım ama onu anlayacak bir yaştaydım.

‘Akışını değiştiremediğimiz şeyler var’

“Çiçeklenme” metaforu bir yandan kırılganlığı, diğer yandan bir dönüşümü çağrıştırıyor. Sizce kadınların iç dünyasında yaşadığı bu dönüşümler, toplumsal hayatta nasıl karşılık bulabilir?

Şunu söylemek çok klişe ama klişelerin kesinlikle bir gerçeklik payı var: Olayların bazen kendi işleyişine güvenmek gerek galiba. Doğal olan, şeylerin yer değiştirmesi, kaosun düzene, düzenin kaosa dönüşmesi. Küçük hayatlarımızda bizi delirten pek çok şey var, başımıza durmadan bir şeyler geliyor ve bunlar olurken acımızı bir kenara bırakıp “Doğaya güvenmeliyiz” falan diyerek sakin kalmak ve olanlara her zaman bilge bir yerden bakmak kolay değil, kabul, ama günün sonunda sahiden de bazı şeylerin çaresi yok gibi. Bahar hep geri gelir. Ama sonra da kış geri gelir. Akışını değiştiremediğimiz şeyler var. Kendimizi insan olarak çok abarttığımızı düşünüyorum.

‘İyi ki kız kardeşlik diye bir şey var’

Güçlü bir gözlemle yola çıkan anlatımlarınız ve küçük detaylardan derinlikli hikayeler yaratmanızla da tanıyoruz sizi. Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz kitabınızda da kadın karakterlerinizde bunu görebiliyorduk. Kadın olmayı nasıl gözlemliyorsunuz bugünün koşullarında?

Kadınların dünyasından yazmayı çok seviyorum. İyi bildiğim bir yer orası. Anlattığım kadınlara bakınca sanırım kadınlık tahayyülüm az çok kendini belli ediyor: Her şeye rağmen kuyruğu dik tutmayı bilen kadınlar yazıyorum ekseriyetle. Kalpleri yer yer kırık, umutları da neredeyse tükenmiş gibi ama yine de pes etmiyorlar. Sıklıkla komikler, kendileriyle dalga geçmekten geri durmuyorlar. Yaşama inanıyorlar. Ama galiba en çok birbirlerine inanıyorlar. Kadın dayanışması hep var. Öte yandan bugün kadın olmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Güzellik baskısı, gençlik baskısı, ahlaklı olma baskısı, edepli davranma baskısı, iyi anne ve iyi eş olma baskısı… İyi ki kız kardeşlik diye bir şey var.

Hikayelerinizde kadınlar arasında özel bir dayanışma da göze çarpıyor. Ancak aile içindeki kadınlar arasında bir o kadar mesafe görebiliyoruz…

Önemli bir yeri var dayanışmanın benim için. Ben kadınları birbirlerinin yanında dururken hayal ediyorum hep. Kadınların birbirini tuttuğu, birbirinin sırtını pat patladığı anlar yazmayı seviyorum. Kadınların ilişkileri karmaşıktır. Orada çok fazla duygu dolaşır. Kanlı savaşlar da olabilir sevinçli kavuşmalar da. Ama günün sonunda iki kadının birbirini anladığı bir yer hep var benim için. Bir fırtına kopsa da havanın bir noktada durulduğu, iki insanın oturup “Tamam, anlıyorum seni” dediği bir yer varsa, oraları kurcalamak bana çok iyi geliyor.

‘Mümkün olduğunca erken yaşta otoritesi sorgulanmalı’

Eserlerinizde aile ve içindeki çatışmalı durumu ele alışınızın sebepleri neler?

Aile bir yazar için mükemmel malzemelerle dolu bir yer. Bin çeşit ilişki, bin çeşit tuhaflık, bin çeşit çatışma ama bir o kadar tatlılık ve kucaklanış. Gerçek hayatta aileyi, insanı her nasılsa öylece kabul edip, sarıp sarmalayan, dışarıda işler karışınca dönüp geleceği bir yer gibi hayal ediyorum. En azından bu canavar dünyada biraz böyle bir yer olmalıydı aile dediğimiz şey. Ama sanırım bundan ziyade çoklukla insanın kişiliğini baltalayan, orijinalliğini zedeleyen, kafasını karıştıran bir yapı. Mümkün olduğunca erken yaşta otoritesi sorgulanmalı. Kan bağına inanan biri değilim. “Gerçek” aileniz sizin için işlemiyorsa, insan her zaman onlardan vazgeçip kendi insanlarını bulabilir, bulmalıdır.

‘Aile kutsal değildir’

2025’in Türkiye’de “aile yılı” ilan edilmesi, artan kadın cinayetleri ve cezasızlık politikaları kadınların gündeminde. Bu tür politikalar kadınların yaşamını nasıl etkileyecek sizce?

Eğer aileyi korumak ve güçlendirmek istiyorsan kadını ve çocuğu korumak, kadını ve çocuğu desteklemek zorundasın. Örnekler sıralamaya gerek yok, Türkiye’de kadınların ve çocukların sıklıkla karşılaştığı durumlar ve resmi otoritenin bu durumlar karşısındaki tavrı ortada. Aile kutsal değildir. Buna inanmıyorum. Aile bilakis çoğu durumda kutsallığı sorgulanması gereken bir yapıdır. Aile bireye güvenli, sevgi dolu, destekleyici bir ortam sunan, böyle olması beklenen bir sosyal yapıdır sadece, işlemiyorsa dağılmalıdır, ama herkesin haklarını gözeterek. Ailenin başkaca da bir görevi ya da değeri olduğunu sanmıyorum. Herkesin aile kurması lazımdır gibi bir baskı olamaz, bir kediyle de aile olabilir insan, yalnız da kalabilir, çocuk da yapmayabilir. Bu karar kişinin kendisinden başkasını neden ilgilendirsin? Edebiyatın ise kadın hikayelerini dönüştürücü bir işlevi olduğunu düşünmüyorum, daha doğrusu edebiyata böyle faydacı bir yerden bakamıyorum ben, ama anlatılmayan hikayeleri anlatmak, sessizin sözü olmak belki de yeterlidir dönüşüm için.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!