Kimin 'güvenliği' içindir bu NATO?
Dünyanın neredeyse her bölgesinde yerel sebep ve konumlarda ortaya çıkıyormuş gibi gözüken savaşların kökenini, küresel çıkar sahiplerinin amaçlarında aramamız gerekiyor.
Fotoğraf: TCCB / Murat Kula
Nehir ve Asil
Ankara Üniversitesi
Her kesimden genç NATO’ya kulak aşinalığına sahiptir; çoğu kez savunma, güç ve Türkiye’nin zarar görebileceği senaryolar üzerinden tartışılır. Bu yazımızda, NATO özelinde tarihi bilgiler ışığında farklı bir okuma yapacağız.
Emperyalizmin, tüm aygıtları ile varlığını sürdürmeye çalıştığı bu günlerde, savaşlar da gittikçe derinleşiyor ve bu da çeşitli istikrarsızlıkları daha açık ve vahşi bir biçimde ortaya koyuyor. İsrail’in Gazze’de durmadan sürdürdüğü soykırım, Ortadoğu’da kurulan IŞİD devşirmesi Colani rejimi, gelecekteki durumu belirsizliğini korumaya devam eden Rusya-Ukrayna savaşı ve Asya’da Hindistan-Pakistan çatışmaları başta olmak üzere dünyanın neredeyse her bölgesinde yerel sebep ve konumlarda ortaya çıkıyormuş gibi gözüken savaşların, küresel bir boyutu olmakla birlikte, sebeplerini de bölgelerin ötesinde küresel çıkar sahiplerinin amaçlarında aramamız gerekiyor.
Emperyalizm dünyayı teslim almaya çalışıyor
ABD; dünya geneline kurmaya çalıştığı hakimiyetini, dünyanın çeşitli bölgelerine istikrarsızlık ve savaş yayarak, başta işçi sınıfını bölmeye yönelik müdahaleler aracılığı ile birikimini sağladığı sermaye üzerinden devam ettiriyor. Bunu yaparken de kullandığı en güçlü aygıt NATO. 1949 yılında kurulan bu örgüt, savunma ve güvenlik üzerine çeşitli faaliyetler yürütüyormuş ve dünya barışını sağlıyormuşçasına bir algı yaratılsa da kuruluş döneminden itibaren günümüze kadar yalnızca ABD emperyalizminin çıkarlarını dünyanın her bölgesine işlemek, bunu da “savunma amaçlı” silah sanayisini genişletme üzerine devletlere baskı yaparak yapmıştır.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından etki alanını kurucu antlaşmasının belirlediği sınırlar ötesine genişletmiştir. 1999’da Sırbistan ve Kosova’nın NATO tarafından hava bombardımanına tutulması, “insani müdahale” adı altında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin onayı olmadan farklı ülkelere askeri müdahalelerde bulunabilmenin önünü açtı. Ayrıca örgüte üye devletler, örgüt üzerinden dünyaya emirlerini yağdıran ABD’ye gittikçe bağımlı hale geldiler. Türkiye ise Kore Savaşı’na asker göndererek kendisiyle ilgili olmayan bir çatışmaya dahil edilmiştir. Günümüzde NATO’nun en büyük 2.ordusuna sahip olan Türkiye, NATO üyelerinin askeri harcamalarını GSYİH’lerinin %5’ine yükseltmesi yönündeki talebe uyarak, savaşa ayırdığı bütçeyi genişletmeye devam ediyor. Böylece eğitim, sağlık ve kamu harcamalarına ayrılacak bütçe de savaşa, soykırıma ve bölgesel istikrarsızlıkların artmasına yönlendiriliyor.
Sonuç olarak NATO, işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile savaşını sürdüren emperyalizmin uşaklığını yapmak ve Türkiye’yi de buna dahil etmek üzerine çabalara girmiş bir savaş örgütüdür. Amacı Dünya’yı NATO’ya teslim etmek, emperyalizme ve sömürüye teslim etmektir. İşçi sınıfı önderliğindeki örgütlü mücadelemiz de emperyalizme teslim olmayı kabul etmeyecektir. Gençlik olarak, bize ayrılan bütçenin yetersizliği ile boğuşurken; savaşa değil eğitime bütçe anlayışıyla üniversitelerimizde, liselerimizde, çalıştığımız fabrikalarda Emek Gençliği saflarında örgütlenerek sesimizi en yüksekten duyurmak ve NATO karşıtı olduğumuzu göstermek bizlerin görevidir.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et