NATO savaş örgütünün kanlı bilançosu
Öncesinde BM ve başka koalisyonlar üzerinden yaptığı askeri müdahaleler, ABD’nin dünyadaki tek hegemon kalmasının verdiği güçle doğrudan NATO adıyla yapılmaya başlandı.
Fotoğraf: Jim Bourg / ABD Dışişleri Bakanlığı
Emek Deniz EFE
İstanbul Teknik Üniversitesi
Önümüzdeki yaz düzenlenecek olan 36. NATO zirvesinin Ankara’da olmasının ışığında NATO’nun aslında hiç de masum bir yapılanma olmadığı, savaş suçları işleyen ve bünyesinde barındırdığı ülkelerin (bilhassa ABD’nin) sermaye gruplarının emperyal emellerine hizmet eden bir savaş örgütü olduğunu konuşmalıyız. NATO’nun ana bileşenleri; “komünizmin yayılışına” karşı kurdukları NATO’yu ve üyelerini, içişlerinde ve dışişlerinde bu fikir doğrultusunda birleştirmiştir.
Soğuk savaş yıllarındaki NATO faaliyetleri
1953’te Kore’de başlayan sıcak çatışmada BM, Güney Kore’yi desteklemiş; uluslararası bir koalisyon da Güney Kore saflarında savaşa katılmıştır. BM’nin bu savaşa taraf oluşu ise BM güvenlik komisyonunun 5 daimî üyesinden 3 ünün NATO üyesi olması ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin BM de temsil edilmemesini protesto eden Sovyetlerin oylamaya katılmaması sonucu komisyon NATO üyesi ülkelerin direktifiyle askeri müdahale kararı aldı. Türkiye’nin NATO’ya girebilmek için savaşa asker göndermesi aslında BM kararı olarak alınan koalisyon kararının NATO’nun askeri kanadının oluşturulmasının adımları olduğunu açıkça gösteriyor. Bu durum, Kuzey Kore’nin tek taraflı saldırısı olarak sunulup uluslararası platformlarda kabul ettirilmeye çalışılsa da, tarihte yaşananların derinine inmek gerekir.
1953 ve öncesi Amerikan birliklerin gözetimi altında olan Güney Kore Devleti komünist olduğundan şüphelendikleri topluluklara karşı polis ve paramiliter gruplar aracılığıyla saldırılar düzenliyordu. Bu siyasi saldırıların en büyüklerinden biri 30.000 kişinin hayatını kaybettiği “4.3 Jeju katliamı” olarak tarihe geçen olaylardır. ABD, idaresi altında gerçekleşen bu olaylara göz yummuş ve parçası olmuştur. Güney Kore’nin bu katliamcı ve baskıcı politikalarına rağmen NATO ittirmeleriyle BM tarafından desteklenmesi; insan hakları, düşünce özgürlüğü gibi kavramların NATO’nun gündeminde olmadığını gösteriyor. Zaten Kore Savaşı’nda No Gun Ri katliamında “yanlışlıkla” 200’e yakın mülteciyi vurduğunu yıllar sonra kabul eden ABD’nin başını çektiği kuruluştan da bu beklenirdi.
NATO’nun, bünyesindeki sermayelerin ihtiyaçlarına göre emperyalizmini dünyaya yayma politikaları Kore’de bir işçi sınıfı iktidarını engelledikten sonra gözünü Fransa sermayesinin sömürge ve pazar alanı olan Vietnam’a çevirdi. Viet Minh’in Fransız kolonicilere karşı yürüttüğü mücadele, ABD’nin müttefikini silah ve ekipmanla donatma çabasına rağmen başarılı oldu. Fransız emperyalizminin geri çekilerek bıraktığı boşluğu ABD emperyalizmi doldurarak Güney Vietnam’da kendi rejimini kurdu. Ardından ABD, Fransa çekilirken imzalanan antlaşmaya göre Vietnam’ın tamamında seçim yapılacağı maddesinin uygulanışına izin vermedi. Ardından Vietnam Savaşı patlak verdiğinde ABD, güneyi desteklemek için bölgeye asker yığdı. ABD’nin Kuzey Vietnam’ın kullandığı Ho Chi Minh yolunu işlevsiz bırakmak için gerçekleştirdiği hava harekatları, Kamboçya’da 100 bin sivilin ölümüne sebep olmuş ve Laos’u dünyanın en çok bombalanan ülkesi haline getirmiştir. Amerikan savaş makinesinin Vietnam’da işlediği 500 sivilin ölümüne sebep olan My Lai katliamı gibi savaş suçları ve halen çocuklarda çeşitli kas ve kemik rahatsızlıklarına yol açan portakal gazı kullanımıyla yürüttüğü kimyasal savaş; NATO’nun kurucu üyesinin komünizme karşı savaşta ne kadar vahşileştiğinin açık göstergesidir.
Sovyetlerden sonra sıra tüm dünyada
NATO’nun ilk askeri müdahalesi resmi olarak soğuk savaş sonrası Irak’ın işgali olarak gösterilse de NATO çatısı altında örgütlenen emperyalist ve kapitalist ülkelerin farklı isimlerle birleşerek anti-emperyalist ve komünist mücadeleye karşı işlediği suçlar bu savaş ittifakının ideolojisinin ve yöntemlerinin doğrudan sonucudur. Savaş ittifakı, Sovyetlerin dağılmasıyla beraber izlediği politikaları ve yöntemleri değiştirdi ve yeniden yapılandı. Bu sürece kadar “savunma” ittifakı görünümünü almak için BM ve başka koalisyonlar üzerinden yaptığı askeri müdahaleler, ABD’nin dünyadaki tek hegemon kalmasının verdiği güçle doğrudan NATO adıyla da yapılmaya başlandı.
Örgütün Yugoslav iç savaşına müdahalesi pek çok insan hakları topluluğunun üstüne raporlar hazırladığı bir konudur. Şu anki Sırbistan ve Kosova’da bölgede “barışı sağlamak” ve “katliamları durdurmak” adına yapılan hava harekatları yine katliamla sonuçlandı. Alınmayan önlemler ve sivillerin olabileceği bölgelerde yapılan kör gece bombalamaları savaş boyunca yaklaşık 500 sivilin ölümüyle sonuçlandı. Bu müdahaleler sırasında Çin’in Sırbistan büyükelçiliğinin de NATO tarafından bombalandığını ve ardından bunun bir hata olduğunu belirtilmesinin de bu saldırıların nasıl sivil ölümlerini dikkate almayan biçimde yürütüldüğünü göstermek için ekleyeyim.
Soğuk Savaş sonrası dönemde, NATO’ya karşı birleşik ve örgütlü bir antiemperyalist cephe kurulmamış olması nedeniyle ittifak içi emperyalist paylaşım çatışmaları gündeme gelmiştir. Fransa ve Almanya sermayesinin başını çektiği muhalefet, örgütün Amerikan sermayesinin ihtiyaçları doğrultusunda aldığı kararlfara karşı çıkarak bu paylaşımdan pay alım savaşına girmiştir. NATO içi bu kırılma 1. Körfez savaşında ortak hareket eden müttefiklerin 2. Körfez savaşında ortaklaşmamasıyla gün yüzüne çıktı. Irak’ın “kitle imha silahları” ürettikleri yönünde yayılan yalanlarla meşrulaştırılan işgale destek verdiler. Amaçlarını kitle imha araçlarını bulmak ve mevcut ırak yönetimini değiştirip ülkeyi “demokratikleştirmek” olarak açıklayan koalisyon kuvvetleri işgali tamamlayıp Saddam hükümetini devirdikten sonra ülkeden çekilmedi. Yeni bir devlet inşa etme adı altında Irak’ın işgalini sürdüren emperyalist güçler, ülkedeki yer üstü ve yer altı kaynaklarını yağmalamaya odaklandıkları için bölgeyi istikrarsızlaştırdılar. Bu gidişat Irak’ta mezhep çatışmasını provoke eden İslamcı militan grupların güçlenmesine sebep oldu. 2003 Irak işgalinde yaşananlar, NATO emperyalistlerinin müdahalede ortaklaştığı daha önce Afganistan’da ve sonra da Libya’da bölgeye barış ve “demokratik yönetim” getirme iddialarıyla girişilen maceraların gerçek sebebinin savaş sanayinin ve çeşitli sermaye gruplarının ihtiyaçları olduğunu açıklar niteliktedir.
Günümüze gelirsek, NATO içindeki sermaye gruplarının çıkar çatışmaları Rusya-Ukrayna savaşıyla beraber tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Rus emperyalizminin genişleme ve beraberinde dünyada yeni bir hegamon olma isteği karşısında ABD’nin isteği de dünyadaki hâkim emperyalist güç olarak kalmaktır. Bu gücünü enerji ve teknoloji gibi pazarlarda Çin’e ve Rusya’ya karşı kaybetmeye başlayan ABD’li sermaye grupları; Çin ile yakın ilişki içinde olan Rusya’yı zayıflatmak adına NATO’yu Rusya’ya doğru genişlettiler. Bunun arkasındaki ekonomik sebepleri sorgularsak ABD’nin asıl ticari alanda savaş verdiği Çin’in müttefiklerini zayıflatmak ve dünyada Amerikan emperyalizminin rakipsiz müttefikini silah ve ekipman olarak donatma çabasıkalması için çabaladığını söyleyebiliriz.
Bu savaşın başlangıcında NATO’nun içindeki öteki sermaye grupları (başını Almanya’nın çektiği) ise ABD’den son ana kadar farklı bir tutum alarak Minsk 2 Anlaşması’nın imzalanmasını ve askeri müdahaleye başvurulmamasını talep etmişlerdir. Dönemin Almanya Başbakanı Olaf Scholz savaştan önce Ukrayna’ya antlaşmayı uygulaması, Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerini tanıması için baskı yapmıştı ve Moskova’daki basın toplantısında verdiği demeçte topun artık ABD’de olduğunu ima etmişti. Rus emperyalizmini kendine tehdit gören ABD sermayesi, Zelensky’i Minsk antlaşmasını uygulamaması ve Donetsk Luhansk bölgelerine saldırıyı sürdürmesi yönünde ikna etti.
Son olarak, NATO üyesi ülkelerin İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım karşısında aktif destekçi konumunda olması, örgütün “Ortadoğu’da barış” retoriğinin samimiyetini sorgulatmaktadır. Kuveyt ve Libya halklarını “korumak” için müdahalede bulunan fakat bölgeleri istikrarsızlığa ve yağmaya açan NATO, ABD emperyalizminin kapı bekçisi olan İsrail devletinin sürdürdüğü soykırıma ses çıkarmayıp, altında örgütlenen devletler vasıtasıyla silah ve mühimmat sağlamıştır. Büyük sermaye gruplarının uluslararası çıkarlarını kollayan bu savaş örgütleri, barış ve insanlık için en büyük tehditlerdir. Savaşlarla para kazanan büyük sermaye gruplarının çıkardığı emperyalist paylaşım savaşlarının bitirilip dünyada kalıcı barışın sağlanması ancak işçi sınıfının ve ezilen halkların ortak mücadelesi ile mümkündür. Son söz olarak çağrımızı yineliyoruz: Tarihi insanlığa ve barışa karşı suçlarla bezeli NATO’dan çıkılmalı ve emperyalizmin bir başka ileri karakolu işlevini görmemizi sağlayan NATO üsleri kapatılmalıdır.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et