06.09.2025 19:39

Boğaziçi kayyımı Naci İnci'nin yeniden atanmasını Prof. Dr. Mine Eder değerlendirdi: 'Nitelikli üniversite eğitimi hakkı yok ediliyor'

Boğaziçi Üniversitesinde kayyım rektör Naci İnci'nin yeniden atanmasını Akademisyen Mine Eder değerlendirdi: "İktidar Boğaziçi’ne 'çökmeye' devam ederken nitelikli eğitim yok ediliyor."

Boğaziçi kayyımı Naci İnci'nin yeniden atanmasını Prof. Dr. Mine Eder değerlendirdi: "Nitelikli üniversite eğitimi hakkı yok ediliyor"

Kolaj: Evrensel 

Nisa Sude Demirel
[email protected]


İstanbul — Boğaziçi Üniversitesinde dört senedir şiddet, baskı, sansür ve akademik kıyımla görevini sürdüren Atanmış Rektör Naci İnci; bugün Resmi Gazete'de yayınlanan kararla yeniden atandı. Üniversitede öğrenciler, akademisyenler ve emekçiler İnci'nin yeniden atanmasına tepki gösterdi.

Rektörlüğe aday olan ve güven oyu alan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde görev yapan Prof. Dr. Mine Eder; dört yıllık bilançosu kabarık Naci İnci'nin yeniden atanmasını Evrensel'e değerlendirdi.

Prof. Dr. Naci İnci’nin yeniden atanmasının sürpriz olmadığını ifade eden Eder, "Türkiye’de maalesef iyi yönetimin cezalandırıldığı, kötü yönetimin de ödüllendirildiği bir dönemdeyiz. Ocak 2021’den beri dilimiz döndüğünce bir üniversitenin böyle (akademisyenlerine, öğrencilere, mezunlarına ve hatta çalışanlarına rağmen) yönetilmemesi gerektiğini anlatmaya çalıştık. Gerçekten de bu tarihten itibaren kayyım yönetim tüm üniversite bileşenlerini karşısına alan, onu eleştiren herkese disiplin soruşturmaları açan, savcılara şikayet edip kriminalleştiren, kimseye danışmadan tepeden inme kararlarla, korku ve tehditle yönetmeyi tercih etti" dedi.

"Öğrenciler, akademisyenler, mezunlar, emekçiler itiraz ediyor"

Tüm üniversite bileşenlerinin duruma tepkili olduğunu vurgulayan Eder, örneklerini şöyle sıraladı: 

"1) Akademisyenler mutsuz; kuruma 100’den fazla “paraşüt” dediğimiz, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen yöntemlerle, kişiye özel ilanlarla birimin haberi bile olmadan akademisyenler inmeye başladı, liyakat dışı saiklerle bir sürü idari ve akademik kadrolar doldurulurken, itiraz eden tüm akademisyenlere düşman hukuku uygulandı, sözleşmeleri yenilenmedi, yükseltmeleri yapılmadı, mezunlar, emekli hocalar kampüse alınmadı, dersleri iptal edildi.

2) Öğrenciler mutsuz; sırf ortak alan ve makul fiyatlı kahve talep ettiler diye üzerlerine disiplin soruşturmaları yağıyor, kampüslerine bir pedofil davet edildi diye ve son olarak kampüslerinde 15 yaşında bir çocuk işçi çalıştırılıp katledildi diye protesto ediyorlar ve yine gözaltılarla uğraşıyorlar. Mutsuzlar çünkü yurt krizinin ortasında kampüs içindeki yurtlarından oluyorlar, kulüp mekanlarından ediliyorlar, plansız programsız şekilde inşaat gürültüsünde ders yapıyorlar. En üzücüsü seslerini asla duyuramıyorlar. Örneğin, kampüste Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü’nü güçlendirin, işlevsel hale getirin diye 1800 tane dilekçe toplamış öğrenciler, yönetimin umurlarında olmamış.

3) Mezunlar mutsuz, yerlerinden edildiler, yasaklılar, kampüse sokulmuyorlar.

4) Çalışanlar da tedirgin, kırılgan, her gün hangi keyfi karar gelecek uygulamak zorunda kalacağız diye düşünüyorlar.  Kısacası tüm bileşenler mutsuz ve huzursuz. Üniversitede inşaattan, bürokratik işleyişte her gün başka krizler yaşanıyor. Her yerde bir liyakatsizlik, her yerde aksamalar. Sorunlar ve hasarlar yumağı."

"Tercih sıralamaları düzenli olarak düşüyor"

Üniversite yönetiminde eşitler arasında işbirliğinin, ortak aklın ve karşılıklı güvenin önemine dikkat çeken Eder, "Sonuç olarak üniversitemiz maalesef tercih sıralamalarında düşüyor: Aileler durmadan soruyor, bölümünüzde kaç tane paraşüt var, dersler aynı nitelikte devam ediyor mu diye. Ayrıca sormazlar mı aileler 'Bu yönetim bir inşaat işçisinin öldüğü bir kampüste evladımı koruyabilecek mi?', 'Bir 15 yaşındaki bir çocuk işçinin öldüğü, bir katilin onca güvenliğe ve kameralara rağmen elini kolunu sallayarak girdiği kampüste evladım güvende mi?” diye.  Nasıl yanıt vereceksiniz bu sorulara? Kim verecek gerçekten bu geriye döndürülmesi imkansız hasarların hesabını?" dedi.

"Biz yine mücadelemize devam edeceğiz"

Bu yeniden atamanın Boğaziçi Üniversite’nin “muhalif” bir üniversite olarak kodlanması ve biat kültürünün yerleştirilmeye çalışılmasıyla ilgili olduğunun altını çizen Eder, şöyle konuştu: "Halbuki yok edilen, ülkenin değişik köşelerinden, her kesimden gelen pırıl pırıl öğrencilerin, ücretsiz ama nitelikli bir üniversite eğitimi alma hakkı. Siyasi iktidar Boğaziçi’ne “çökme” operasyonuna devam edecek belli ki, ama ortada yıllarca büyük emeklerle oluşmuş nitelikli bir üniversite kalmayacak. Tüm bu karamsar tabloya rağmen, Boğaziçi’ne yıllarca emek vermiş, nitelikli bir üniversite olmasına katkı sunmuş akademisyenler olarak bizler mücadelemize devam edeceğiz, tüm bileşenler de itirazlarını dile getirmeye devam edecekler. Kişiye özel ilanlara, hukuksuz gördüğümüz işlemlere dava açacağız. Yönetimde gördüğümüz sorunları kamuoyuyla paylaşacağız. Çünkü üniversiteler özgür ortamlardır, her sesin, her itirazın duyulması gerekir. Maharet, korkuyla, tehditle değil; diyalogla, karşılıklı rıza üreterek yönetmektir. Ama maalesef hem üniversitemiz hem de tüm ülke şu an bu noktadan çok uzakta."

{{569171}}

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!