29.07.2025 10:00

Sinema salonlarında zaman geri sarıyor: Nostalji sığınağı mı, sektörel kriz mi?

2025’in başından bu yana Türkiye’de 30’dan fazla kült film yeniden sinema salonlarında gösterime girdi. Bu “geri dönüşlerin” arkasında hem duygusal hem ekonomik nedenler var.

Sinema salonlarında zaman geri sarıyor: Nostalji sığınağı mı, sektörel kriz mi?

Fotoğraf: Unsplash

Şeyma Akcan
[email protected]


Yerli sinema salonlarında son zamanlarda dikkat çeken bir eğilim var: Geçmişte çok izlenmiş, kült statüsü kazanmış filmlerin yeniden vizyona sokulması… Sadece 2025’in başından bu yana yaklaşık 30 kült film yeniden vizyona girdi. 2008 yapımı ‘Issız Adam’ın bu yaz sinemalarda yeniden gösterime girmesi bu eğilimin son örneği. Benzer biçimde ‘Babam ve Oğlum’, ‘Matrix’, ‘Inception’, ‘The Dark Knight’ gibi filmler de son yıllarda aralıklarla yeniden seyirciyle buluştu. Peki bu eski filmlerin tekrar sinema salonlarına dönmesi sadece nostaljiyle açıklanabilir mi? Yoksa bu tercih sinema sektörünün giderek derinleşen krizinin bir sonucu mu?

30’a yakın kült film, 2.7 milyon seyirci

2025 Box Office Türkiye verilerine göre; bu yılın başından beri 138 eski film yeniden vizyona girdi. Bunların 30’a yakını kült filmler, diğerleri ise bir ya da iki sene önce vizyona girmiş filmler. Yeni film sayısı ise 211. Senenin başından beri vizyona giren 349 filmi 15 milyona yakın kişi izledi. Bunlar arasında eski filmleri izleyenlerin sayısı ise 2.7 milyon. Seyirci sayıları ve gişe rakamlarına baktığımızda listelerin üst sıralarında çocuk filmleri yer alıyor.

Nostaljik duygularla seyirciyi salonlara çekmeyi amaçladığı düşünülen bu hamleler, bazı sektör temsilcilerine göre esasında sinema endüstrisinin yaşadığı yapısal tıkanıklığın bir göstergesi. Ekonomik krizin etkileri; artan bilet fiyatları, salondaki perde ve ışık gibi malzemelerin yenilenmemesiyle oluşan olumsuzluklar seyirciyi salondan uzaklaştıran temel nedenlerden bazıları. Bunun yanı sıra pandemi döneminde seyir alışkanlıklarının değişmesi dijital platformların çoğalmasına yol açtı ve seyirciyi bu platformlara itti. Uzmanlarla sinemanın ve sektörün durumunu, ekonomik krizin etkilerini ve salonların eski filmleri yeniden göstermesinin nedenlerini konuştuk.

Dijital platformların yükselişi

Kadıköy Sinemasının sahibi Funda Kocadağ, pandemiyle birlikte izleyici alışkanlıklarının köklü biçimde değiştiğini söylüyor: “İzleyici alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte dijital platformların çoğaldığı bir durum ortaya çıktı. Pandemi öncesi beyaz perde için çekilen filmlerin bir kısmı artık yalnızca dijital platformlar için çekilmeye başlandı. İzleyiciler sinemaya gidip sosyal bir ortamda film izleme deneyimi yerine evde film izlemeyi tercih eder oldu.”

Film Eleştirmeni Burak Göral da bu eğilimin kalıcılaştığını belirtiyor: “Evde yayılıp izlemek, durdurmak, telefonla oynamak, sonra devam etmek... Bu rahatlığa alıştı seyirci. Salonlara dönmesi için onu gerçekten sarsacak bir film gerekiyor. O da çoğu zaman gelmiyor.”

BirFilm’den Ersan Congar ise dijitalleşmenin ekonomik zorluklarla birleşerek seyirciyi sinema salonlarından uzaklaştırdığını ancak sinemanın yok olmayacağını ifade ediyor: “İnsanlar sinemaya gitmek yerine, istedikleri filmi bir süre sonra platformda izlemeyi tercih ediyor. Aslında bu platformlar sinemanın yerini almıyor, televizyon kanallarının yerini alıyor. Ama ekonomik sebeplerle sinemaya gidemeyen insanlar için de bir alternatif oluyorlar. Artık bir filmi sinemada kaçırmak, onu tamamen kaçırmak anlamına gelmiyor. Sinema 130 yıldır insanların hayatında var ve televizyon, video, DVD, platform gibi her tür alternatif mecraya rağmen her dönem var olmayı sürdürdü, yine sürdürecek. Ancak her yenilikte olduğu gibi biraz dönüşecek, değişecek...”

Üretimde gerileme, maliyetlerde artış

Bir yandan seyirci kaybı yaşanırken, diğer yandan üretim de daralıyor. Congar, bu durumu şöyle açıklıyor: “2020 öncesinde ana akım komedi ve melodramlar sinemaların lokomotifiydi. Bugün o filmler ortada yok; çünkü yapımcıları artık ağırlıklı olarak dijital platformlara içerik üretiyor. Enflasyon krizi, riski artırıyor, bu da üretimi zorlaştırıyor. Üretim azaldıkça kriz derinleşiyor.”

Congar ayrıca bilet fiyatlarına ilişkin, “Türkiye’de sinema salonları son beş yıldır ciddi bir dönüşüm ve daralma yaşıyor. Bilet fiyatları 2020’de ortalama 17 TL iken, 2025’te bu rakam 200 TL’yi aştı. Bir yandan maliyetler artarken, diğer yandan seyirci sayısı düşüyor. Süreçte dağıtımcıların ve yapımcıların da yönü değişti” diyor.

Göral da sektördeki yapım maliyetlerinin geldiği noktayı “kumar” olarak tanımlıyor: “Bir filmi sinemaya çıkarabilecek düzeyde çekmek bile en az 30 milyon liradan başlıyor. Zaten büyük bir risk olan vizyon süreci, artık yapımcı için neredeyse kumar haline geldi.”

Kocadağ ise teknik altyapı ve bakım maliyetlerinin döviz kuru nedeniyle sürdürülemez hale geldiğini belirtiyor: “Sinema bilet fiyatlarını ne kadar aşağıda tutmaya çalışsak da artan masraflar ve bakım maliyetleri bilet fiyatlarının yukarı çekilmesine sebep oluyor. Ne kadar özenli bakarsanız bakın sinemadaki ekipmanlar uzun saatler boyunca kullanıldığı için çabuk eskiyor veya servis ve bakım ihtiyacı oluşuyor. Bu parça ve hizmetlerin neredeyse hepsi maalesef yurt dışından ithal edilen ve dolayısıyla döviz kuruna endeksli olarak temin edilebilen ürünler. Bilet fiyatlarına yapılan artışlar bile bu maliyet artışlarını zaten karşılamakta yetersiz kalıyor.”

Kült filmlere sığınma: Strateji mi, panik mi?

Salonlar, yaz aylarındaki düşüşü telafi etmek için eski filmlerin büyüsüne başvuruyor. Kocadağ bu durumu şöyle açıklıyor: “Eski filmleri vizyona sokmak, dağıtımdan ziyade üretim açısından daha avantajlı. Dolayısıyla bu noktada daha az riskli de denebilir. Zira bu filmler daha önce vizyona girdiği için yapım maliyetini kurtarmak amacıyla bir gişe beklentisi olmayan filmler. Hatta biz de yakın zamanda Pulp Fiction, Baba serisi ve Charlie Chaplin filmleri gibi kült ve klasik birçok filmi tekrardan vizyon programına dahil ettik. Çok beğenilen filmler olması dolayısıyla yüksek gişe rakamları yapmış olmalarının yanı sıra bu filmleri sinemada izleme şansı olmayan gençlere beyaz perdede izleme fırsatı sunmak. Yaz dönemleri sinemaların izleyici sayılarının oldukça düştüğü bir zaman dilimi. Bu dönemi daha iyi değerlendirmek için de eski filmlerin büyülü gücünden faydalanılmakta.”

Göral, bu eğilimi eleştirerek şöyle diyor: “Dünyada kült filmler belirli bir yıl dönümünde, restore edilmiş versiyonlarla özel sunumlarla tekrar vizyona sokuluyor. Türkiye’deyse bu, biraz da panikle yapılıyor. Ne tutar diye aranıyor. Ancak her film çıkmamalı tekrar.”

Göral, seyircinin salonlardan uzaklaşmasının bir diğer nedeninin de salonların kendisi olduğunu söylüyor: “Salonlarda teknik sorunlar, karanlık projeksiyonlar, bakımsızlık, kötü izleme koşulları… Seyirci bunları yıllarca yaşadı ve uzaklaştı. Eskiden salonlar sıcaktı, gitmiyorduk. Şimdi sinemalar en serin yerler ama bu alışkanlık kırılmadı.”

Ne olacak bu sinemanın hali?

Türkiye, pandemi sonrası seyircisini geri kazanamayan ülkeler arasında. Congar bu durumu iki temel nedene bağlıyor: “Birincisi alım gücünün düşmesi; ikincisi ise 2017'de başlayan ve 2020 ile hızlanan SVOD (abonelikli dijital yayın) platformların yaygınlaşması.”

Göral ise geleceğe dair umutla birlikte uyarıda bulunuyor: “Festival alanlarında sektör bir araya gelmeli, üretim nasıl sürdürülebilir yeniden tartışılmalı. Film üretimi durursa, salonu da seyirciyi de kaybederiz.”

02.02.2026 20:40

İBB iddianamesinde 'iflas etti' deniyordu: Gülibrahimoğlu, AKP'li belediyeye arsa 'bağışlamış'

CHP’li Murat Emir, İBB iddianamesinde iflas ettiği iddia edilen Murat Gülibrahimoğlu’nun AKP’li Eyüpsultan Belediyesi’ne büyük yatırım yaptığını açıkladı.

İBB iddianamesinde 'iflas etti' deniyordu: Gülibrahimoğlu, AKP'li belediyeye arsa 'bağışlamış'

Murat Emir'in sosyal medya hesabından alınmıştır

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!