26.07.2025 10:30 / Güncelleme: 11:45

Prof. Dr. Aslıhan Aykaç anlattı: Turizm sektörü büyüyor, sömürü katmerleniyor

“Türkiye turizmini sektörün katma değeri yüksek ürünlerinden biri sayarsak, yabancı sermaye de yerli sermaye de payını alıyor, devlet görünen ve görünmeyen gelirleriyle bu döngüden nasipleniyor.”

Prof. Dr. Aslıhan Aykaç anlattı: Turizm sektörü büyüyor, sömürü katmerleniyor

Fotoğraf: DHA

Dilan Temiz
[email protected]


İstanbul – Türkiye’de turizm sektörü, 1980’li yılların başından itibaren, neoliberal ekonomi politikaları ile birlikte ekonomik büyümenin öncü sektörlerinden biri olarak görülüyor. Başta Turizmi Teşvik Kanunu olmak üzere devlet destekli biçimde büyütülen turizm, aynı zamanda sosyal ve siyasal dönüşümleri de yansıtıyor. Sektörün sermaye ve devlet açısından bu denli öncelenmesinin iki sebebi ise döviz girişi ve emek yoğun bir sektör oluşu.

Türkiye turizm ekonomisinin tarihsel gelişimini, devletin sektöre yaklaşımını, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri ve özellikle son yasa değişikliğiyle gündeme gelen işçilerin hak kayıplarını Ege Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslıhan Aykaç ile konuştuk.

Turizm, devlet ve sermaye tarafından önceleniyor

Türkiye’de turizm ekonomisi uzun yıllardır büyüyen ve çeşitlenen bir alan. Bu büyümenin tarihsel arka planını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektör hangi dönüm noktalarında, nasıl bir dönüşüm geçirdi?

Turizm sektörü 1980’lerden itibaren Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri haline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri turizm sektörünün düşük sermaye yatırımı gerektiren bir alan olması. Aynı zamanda Türkiye’nin coğrafi konumu ve doğal kaynaklarının turizm gelişimi için elverişli olmasıydı. Bu durum neoliberal politikaların büyüme odaklı yaklaşımıyla uyumlu bir biçimde devletin arazi tahsisleri ve kredi teşvikleriyle fırsata çevrildi ve 1990’ların sonunda Türkiye dünyada turist sayısı ve turizm gelirleri sıralamasında ilk beş ülke arasında yer almaya başladı. Dolayısıyla son kırk yılda turizmin Türkiye ekonomisinde merkezi bir konumda olduğunu, düşük sermaye yatırımına ihtiyaç duyması ve emek yoğun bir sektör olması nedeniyle hem devlet hem de sermaye kesimi tarafından öncelendiğini söylemek yanlış olmaz.

""

"Ahbap çavuş kapitalizmi belirleyici"

Türkiye’de turizm sektörü büyürken yalnızca küresel dinamiklerin değil, devlet politikalarının da belirleyici olduğunu söylediniz. Bu bağlamda devletin ve siyasal iktidarların sektöre yaklaşımını, özellikle teşvik ve arazi tahsisi politikalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Sektörün son 20-25 yıldaki büyümesi yalnızca neoliberal politikalarla açıklanamaz. Küreselleşme süreciyle birlikte artan insan hareketliliği, iletişim ve ulaşım teknolojileri sayesinde daha uzun mesafelerde daha ucuza seyahat etme imkanı turizm piyasasını küresel ölçekte büyüttü. Türkiye de bu büyümeden daha fazla pay alabilmek adına yerli tur operatörleri ağı, daha büyük tesisler, özellikle her şey dahil sisteminin sektördeki hakimiyeti ve devletin altyapı yatırımları ile turizm arzını artırma yolunu seçti.

Ancak burada tek belirleyici olan artan küresel turizm talebi değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisini karakterize eden ahbap çavuş kapitalizmi ve yandaş sermayenin Türkiye turizm piyasasına hakim olma eğilimi. Kültür ve turizm bakanının aynı zamanda Türkiye’nin en büyük tur operatörünün sahibi olması en gözle görünen örnek ama tek örnek değil. Aynı zamanda teşvik ve tahsislerin dağılımını da mercek altına alırsak burada belirli bir sermayeye odaklanan hızlı bir biçimde sivrildiğini gözlemleyebiliriz.

"Yabancı sermaye de payını alıyor"

Turizmin ekonomik büyümenin lokomotiflerinden olduğunu söylediniz, sektör gelirleri de yıllar içinde artış gösterdi. Ancak bu artışın toplumsal bölüşümüne baktığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Turizm pastasından kimler ne ölçüde pay alabiliyor?

Yıllık verilere baktığımızda TÜİK 2023’ten 2024’e turizm gelirlerindeki yıllık artışın yüzde 8.3 olduğunu açıklamış. 2023 yılı itibarıyla turizmin GSYİH içindeki payı da yüzde 4.7 ile pandemi öncesi seviyelere yaklaşmış. Bu basit değerlendirmelere bakarak turizm ekonomisinin sürekli büyüme eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz. Yabancı yatırımcı açısından bakıldığında da Türkiye hem doğal kaynakları hem üç tarafının deniz olması hem de ucuz insan kaynağı nedeniyle tercih edilecek bir destinasyon. Yabancı tur operatörlerinin Türkiye’deki varlıkları da bunun bir kanıtı. Dolayısıyla Türkiye turizmini sektörün katma değeri yüksek ürünlerinden biri olarak sayarsak, yabancı sermaye de yerli sermaye de bundan payını alıyor, devlet görünen ve görünmeyen gelirleriyle bu döngüden nasipleniyor. İdeal bir durumda büyüyen bir sektörde işçilerin çalışma koşullarının, ücretlerinin ve yan haklarının da iyileşmesi gerektiğini, özellikle turizm gibi emek yoğun hizmetler sektöründe hizmet kalitesinin sektör için önemli olduğu göz önüne alındığında işçilerin adil çalışma koşulları ve uluslararası çalışma standartlarında istihdam edilmesini bekleyebiliriz; ancak mevcut gelişmeler bunun tam tersi yönde bir seyir izliyor.

"İşçilerin patrona karşı pazarlık gücü düşük"

Meclisten geçen yasa değişikliğiyle, turizm sektöründe çalışan işçilerin haftalık izin haklarında ciddi bir ‘esnetme’ye gidildi. Bu da bahsettiğiniz ‘çalışma koşullarının tersi yönde bir seyir izlediğini’ doğruluyor. Bu bağlamda işçilerin 10 gün aralıksız çalışıp 11. gün izin kullanması yönündeki düzenlemeyi nereye oturtabiliriz?

Bu düzenlemede o kadar çok yanlış var ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. İlk olarak bu kadar emek yoğun bir sektörde çalışanların dinlenme hakkının geciktirilmesi emeğin yeniden üretimi ve insana yakışır koşullarda çalışmasına aykırı bir durum. İşverenlerin esneklik olarak tanımladığı bu gecikme turizmin özellikle yüksek sezonda emek sömürüsünü artırmasına fırsat tanıyor. İşçinin yazılı onayının alınacağı söylense de böyle bir beklenti sektördeki çalışan profili ve turizm emek piyasasındaki rekabet dikkate alındığında gerçek dışı. Açıkça söylemek gerekirse çalışanların büyük bir kısmı sezonluk çalışıyor, hatta bu işlere ulaşmak için memleketlerinden ayrılıyor ve mevsimlik olarak göç ediyor. Sektörde sendikalaşma oldukça düşük düzeyde. Bunun üstüne azımsanmayacak bir kesimin de kayıt dışı ve düzensiz çalışan olduğunu eklersek, turizm sektöründe çalışanların patronlara karşı direnme veya pazarlık gücü oldukça düşük. Burada sadece otel çalışanlarını, tur operatörlerinde çalışanları düşünmeyelim; bütün yeme-içme sektörü, eğlence mekanları, ulaşım sektörü de turizme dahil.

Sizce bu düzenleme bir hazırlık mı, haftalık tatil hakkının gasbını Türkiye’nin emek rejimi çerçevesinde nasıl değerlendirmek gerekir?

Turizmde çalışanların tatil hakkının ertelenmesine dair düzenleme AKP iktidarının emek rejimi için çok tipik, beklenen bir yaklaşım. Türkiye’nin yine öncü sektörlerinden inşaat sektöründe de iş cinayetleri, kayıt dışılık, emek sömürüsü her gün haberlerde yer alırken en ufak bir düzenleme yapılmıyor. Tersaneler ve gemi söküm sektörlerinde benzer sorunlar görülürken, madenlerde iş cinayetleri, meslek hastalıkları artık sıradanlaşırken hiçbir düzenleme yapılmıyor. Evet, neoliberal düzende devlet görece özerkliğini kaybeder, sermaye ve emek arasındaki ara bulucu konumundan vazgeçer; ancak Türkiye’de gözlemlenen durum bunun çok daha ötesinde, devletin fiilen emek sömürüsüne ve hak ihlallerine alan açmasına kadar varıyor. Bugün turizm işçileri için yapılan düzenleme, yarın inşaat işçileri, öbür gün sağlık çalışanlarına da yayıldığında neler olacak?

Üçüncü bir açıdan bakıldığında bütün dünyada emek rejimleri iş-yaşam dengesi, haftada dört iş günü, küresel ısınma ve iklim değişikliğini dikkate alan yenilikler üzerinde çalışırken Türkiye’nin emeği bu kadar baskılayan, sömürüye bu kadar alan açan kararları kabul etmesi sorunlu bir durum. Tarihsel olarak ucuz emek arzıyla dünya ekonomisine eklemlenen Türkiye, böyle bir emek rejimiyle, sömürünün önünü açan bu yasal düzenlemelerle insana yakışır iş ve yaşam standardından uzaklaşıyor, az gelişmişlikten bir arpa boyu yol almıyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.01.2026 18:16

Altın ve gümüşte sert düşüş yaşandı

Altın, yüzde 10,03 gerileyerek ons başına 4 bin 854,65 dolara indi. Bu düşüş 1983’ten bu yana en sert günlük düşüş olarak kayda geçti. Gümüşte de kayıp yüzde 30'u aştı.

Altın ve gümüşte sert düşüş yaşandı

Fotoğraf: ANKA

03.02.2026 13:40

İHD İzmir Şube: Mültecilerin özgürlük hakkı ihlal ediliyor

İHD İzmir Şubesi, Suriyeli Muhammed Salih Halil ve Vays Halil’in polis tarafından işkence ve hakaretle karşılaştığını duyurdu. Dernek, mültecilere yönelik ayrımcı uygulamalara son verilmesi ve etkin soruşturma yapılmasını talep etti.

İHD İzmir Şube: Mültecilerin özgürlük hakkı ihlal ediliyor

Fotoğraf: Evrensel

03.02.2026 02:06 / Güncelleme: 05:18

'Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı' konulu genelge Resmi Gazete'de

Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı (2026-2030) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete'de yayımlandı.

"Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı" konulu genelge Resmi Gazete'de

Fotoğraf: Julian/Unsplash

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!