Kıyının ‘gurbetçi’ işçileri: ‘Yazlık’, güvencesiz, örgütsüz
Otelde de tersanede de aynı tablo: Geçici, güvencesiz, örgütsüz işçilik ve artan sömürü. Kıyılar farklı ama emek rejimi ortak.
Fotoğraf: Evrensel
Murat Uysal
[email protected]
İstanbul – Her yıl yaz aylarında Türkiye’nin iki kıyısında da benzer bir işçi hareketliliği yaşanıyor. Bir yanda Antalya, Bodrum, Marmaris gibi turizm merkezlerine doğru yönelen turizm işçileri; diğer yanda Tuzla, Yalova gibi tersane havzalarında yoğunlaşan geçici tersane işçileri… Bu iki kıyı, farklı sektörlerde faaliyet gösterseler de benzer sömürü ilişkilerinin farklı yüzlerini barındırıyor.
Tersaneler de oteller gibi, mevsimsel ya da dönemsel işçilikle ayakta duruyor. Her ikisi de ülkenin farklı bölgelerinden gelen işçilerin emeğiyle dönüyor. Tersanede ‘Eskisi gibi gemi gelmiyor, kalifiye işçiye gerek yok” deniyor, otelde ise “Müşteri kalitesi düştü” bahanesiyle aynı cümle kuruluyor. Tersane işçisi taşeronun sağladığı sağlıksız evlerde kalıyor, otel işçisi şirket lojmanlarında barınıyor. Her iki işçi de geçici bir ihtiyaca karşılık geliyor, sezon sonunda geri dönüyor, yarına dair ortak bir söz kuramıyor.
Aralarındaki benzerlik sadece barınma koşulları ve ücret politikalarıyla sınırlı değil. En temel ortaklık, her iki işçi kitlesinin de örgütsüz bırakılması. Ne sendika ne bir birliktelik... Tersanede olduğu gibi otellerde de sorunlar bireysel temaslarla çözülmeye çalışılıyor.
Meclisten geçen ve turizm işçilerini haftalık izin hakkından mahrum bırakan yeni düzenleme, aslında bu sistemin sürekliliğini sağlayan adımlardan sadece biri. Otellerde, tersanelerde, sahilde ya da kıyıda; aynı ucuz emek rejimi farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Adı değişse de öz aynı kalıyor: Geçici, güvencesiz, örgütsüz ve daha fazla sömürüye açık bir işçilik modeli.
‘Para biriktirme’ umudu yok oldu
Antalya’nın Kemer ilçesinde bir otelin lojmanında görev yapan Ali, çalışanların kaldığı odaların düzeniyle ilgileniyor, temizlikten personele yer ayarlamaya kadar pek çok işi üstleniyor. Günde 8 saatlik, üç vardiyalı bir düzen içinde çalışıyor. Yıllardır sektörde olan biri olarak yaşanan dönüşümleri anlatıyor.
Ali’ye göre, artık turizm sektörü işçiler açısından cazip bir alan değil. Mevsimlik işçiliğin çekiciliği azalmış durumda. Geçmişte yazın birkaç ay çalışıp para biriktirme umuduyla otellere yönelen işçiler, bugün düşük ücretler ve artan geçim sıkıntısıyla karşı karşıya. Ortalama bir garson ya da kat görevlisi 29-32 bin lira arasında ücret alıyor. Usta aşçılar 40-45 bin lira civarında ücret kazansa da bu pozisyonlardaki işçi sayısı oldukça sınırlı.
Aynı işi yapıyorlar, daha az kazanıyorlar
Otellerde yalnızca Türkiye’den gelen işçiler değil; Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi ülkelerden getirilen göçmen işçiler de çalışıyor. Aynı işi yapmalarına rağmen göçmen işçilere daha düşük ücretler ödeniyor. Örneğin, Türk bir garson 29 bin lira kazanırken, aynı pozisyondaki bir göçmen işçi 25-26 bin liraya çalışıyor. Bu durum hem işçiler arası rekabeti körüklüyor hem de patronların maliyetleri aşağı çekmesini sağlıyor.
Geçmişte bazı işçiler sezon sonunda kenara para koyabilirken, artık bu da mümkün değil. Ücretler düşük, ülkedeki kriz derinleşmiş durumda. Müşteri profilindeki değişim de emekçileri doğrudan etkiliyor. Bahşiş neredeyse yok olmuş durumda. Rus turistler çoğunlukta, Türk turistlerin sayısı ise artmış. Ancak çoğu borçla tatile geliyor, otel dışına çıkmıyor.
Ali’nin gözlemlerine göre, sektörün işleyişi tümden değişmiş durumda. Kalifiye personele ihtiyaç duyulmadığı söyleniyor. Otel patronları, düşen müşteri kalitesini ileri sürerek usta işçilerin yerini düşük ücretli, deneyimsiz işçilere bırakıyor.
Sektörde sendikal örgütlenme neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. Eskiden sendikayla tanışıklığı olan eski çalışanların yerini hak mücadelesinden uzak, kısa vadeli çalışma hedefi olan genç işçiler almış. Bugün sorunlar genellikle bireysel ilişkiler üzerinden çözülmeye çalışılıyor. Şefle görüşme, başka otele geçme gibi yöntemler, toplu çözüm arayışlarının önüne geçiyor.
Tatili tatil yerinde geçirip tatil yapamamak
Antalya’da çalışan 29 yaşındaki Ferhat da bu sistemin bir parçası. İstanbul’da garsonluk ve komilik yapmış, ancak yüksek kiralar nedeniyle barınamaz hale gelmiş. Bu yazı borçlarını biraz olsun kapatabilmek için Antalya’da geçiriyor. Aylık 30 bin lira kazanıyor, bu ücret borçlarını ödemeye yetmiyor belki ama hiç değilse kira ödemiyor. Tatil anlayışı da yalnızca denize girmekten ibaret. Orada bir mekana gitmeye ya da bir etkinliğe katılmaya hevesi olsa da parası yetmiyor. “İstanbul’da çalışıp biriktirerek bu denize bile giremezdim” sözleri, yaşadığı çelişkiyi ortaya koyuyor.
Ferhat gibi pek çok işçi için bu sektör son durak değil, ara durak. Geçici olarak ayakta kalmanın yolu. Ali’nin tanımıyla buraya gelenler, “Hiçbir yerde tutunamayanlar.” Psikolojik sorunları olanlar, geçim sıkıntısı çekenler, yaşadığı şehirde kalamayanlar...
Tersane ve turizm iş kolunda sendikalı işçi oranı
Tersanelerle oteller arasında kurulan bağ, Türkiye’nin ucuz emek rejiminin sürekliliğini gözler önüne seriyor. İzin hakları gasbedilen turizm işçisiyle, taşeron evlerde barınan tersane işçisinin kaderi aynı çizgide buluşuyor. Her parçası sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmiş emek rejiminde ortak sorunlara karşı geliştirilen bireysel çözümler sistemin devamlılığını sağlıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, 2025 temmuz ayı itibarıyla Türkiye’de liman ve tersane iş kolunda toplam 123 bin 326 işçi çalışıyor. Bu işçilerin yaklaşık 22 bin 394’ü sendikalı olup, sendikalaşma oranı yüzde 18.16. Turizm, konaklama ve eğlence iş kolunda ise 1 milyon 281 bin 153 işçi bulunuyor. Bu işçilerin yalnızca 120 bin 35’i sendikalı. Sendikalaşma oranı yüzde 9.37. Tersane iş kolunda her 10 işçiden yaklaşık 2’si sendikalı iken, turizm sektöründe bu oran her 10 işçiden sadece 1’ine yaklaşıyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et