İşçiler sendikaların aidatlarıyla kurulan otellere erişemiyor: Aidatla otel, hayalle tatil, yıllarca sıra
Aidatlarla inşa edilen sosyal tesisler yalnızca küçük bir kesime hizmet veriyor. Tatile gitmek işçiler için borç, ek mesai, kurayla şans bekleme demek.
Hasan Can Bilici
[email protected]
Özlem Songül Abayoğlu
[email protected]
İstanbul – Yaz aylarında dinlenmek, birkaç gün de olsa şehirden uzaklaşmak, serin sulara girmek milyonlarca işçi için halen ulaşılmaz bir ayrıcalık. Geçim sıkıntısı, borç yükü, enflasyon altında ezilen ücretler ve artan tatil maliyetleri, “yıllık izin” kavramını çoğu işçi için evin balkonuna ya da memleket tarlasına hapsediyor.
Oysa birçok işçi sendikasının Türkiye’nin dört bir yanında otelleri, sosyal tesisleri var. Bu otellerin bir kısmı aidatlarla inşa edilmiş; bir kısmı ise satın alınarak sendika bünyesine geçmiş. Kimi zaman sendikaların gelir kaynaklarından biri olarak işletilen bu tesislerin bir diğer amacı, sendika üyelerinin uygun fiyata tatil yapabilmesini sağlamak. Yani fiyat olarak en uygun seçenek olacak sendika otelleri de işçiler için kağıt üzerinde bir olanak.
20 senede bir otelde kalma ‘şansı’
Bir işçi sendikasının bir şubesine dört şehirde bulunan tesisleri için temmuz ayı boyunca yalnızca 100 üyelik kontenjan ayrıldığı ifade ediliyor. Sendikanın toplam 37 şubesi olduğu düşünülürse, her aya ortalama 3 bin 700 kişilik bir kapasite düşüyor. Yaz sezonunun 4 ay sürdüğü varsayıldığında, bu otellerde yıl boyunca tatil yapabilecek toplam kişi sayısı yaklaşık 14 bin 800 oluyor. Oysa sendikanın 290 binin üzerinde üyesi bulunuyor.
Bu tablo, sendikalı bir işçinin, sadece bir haftalık tatil için bile yıllarca sırada beklemesi gerektiğini gösteriyor. Üstelik bu “en iyi ihtimal.” Gerçekte odaların tamamının dolmadığı ya da bazı üyelerin tekrar tekrar bu imkandan faydalandığı da hesaba katıldığında, erişim daha da zorlaşıyor.
Kimi sendikalarda ise otel başvuruları kura yoluyla belirleniyor. Ancak kuraya girmek bile işçiler için çoğu zaman bir umut değil, formalite. Yüz binlerce üye arasında şansını zorlamanın, artan masraflar karşısında anlamı kalmıyor.
"En son 11 yıl önce tatil yaptım"
Maltepe Belediyesinde kamyon şoförlüğü yapan bir Genel-İş üyesi işçi, yıllık iznini bile dinlenerek geçiremiyor. 20 yıldır çalışıyor ama 11 yıldır tatil yüzü görmemiş: “En son eşimle evlendiğimizde tatile çıkmıştık. O da bir haftalık, küçük bir tatildi. O günden beri hiç tatile gitmedim.”
İki çocuk babası ve evdeki tek çalışan. Tüm ek ödemelerle birlikte eline geçen para ayda 47 bin lira. Ancak bu para ne birikim yapmasına ne de yıllık izinlerini tatille değerlendirmesine yetiyor: “İzin günlerimde minibüsçülük yapıyorum ya da fazla mesaiye kalıyorum. Kredi kartı borçlarımız var, sürekli döndürüp duruyoruz. Tatile çıkmak istesem çoluk çocuk en az 120-130 bin lira gerekiyor. Bu parayı bulmak mümkün mü? Tatil bizim için borç demek. O yüzden hiç düşünmüyorum.”
Sendikanın otelleriyle ilgili olarak da benzer bir umutsuzluk hakim: “İndirimliymiş ama borçlar var. Başvuru yapmadım. Zaten gidemezdim. Hayalimdeki tatil mi? Antalya otelleri değil. Karadeniz turu yapmak isterdim. Bağ evinde birkaç gün kafa dinlemek. Ama o da sadece bir hayal işte.”
"Karavanla gidiyoruz ama masraf orada da bitmiyor"
Kadıköy Belediyesinde mühendis olarak çalışan başka bir Genel-İş üyesi işçi ise otel masraflarını karşılayamadığı için karavan tatiline yönelmiş. Ancak karavan da her yıl büyüyen bir yük haline geliyor:
“Bu yıl en az 10 bin lira benzin, 5 bin lira köprü geçişleri… Karavanın elektronik aksamı bozuluyor, parçalar yurt dışından geliyor. Kur zaten yüksek. Karavanda yemek yapıyoruz ama alışveriş, kamp yeri derken yine en az 30 bin lira gidiyor. Bayramda ailemin yazlığına gittik. Beş gün kaldık, benzin, yol, yemek derken 15 bin lira harcadık. Tatil artık sadece plan değil, ciddi bir hesap işi. 65 bin lira maaş alıyorum ama tatil yapmak lüks.”
Sendikanın otelinden yararlanıp yararlanmadığını sorduğumuzda cevabı net: “Hiç başvurmadım. Kura var ama kime çıkıyor bilmiyoruz. Sıra gelmez diye düşünüyorum. Zaten böyle işler bazen yöneticilerin çevresinde döner. Biz sadece izleriz.”
"Otelde kalan duymadım, izin de çalışarak geçiyor"
Cerrahpaşa’da çalışan ve Öz Sağlık-İş’e üye olan bir sağlık işçisi ise tatile gitmeyi değil, dinlenmeyi bile başaramadığını söylüyor. Üç çocuk babası ve eşi çalışmıyor. En büyük çocuğu 9, en küçüğü 2 yaşında. 21 gün izni var, ama bu süreyi ailesinin tarla işlerine yardım ederek geçiriyor: “En son tatile evlendiğimde gittim, 10 yıl oldu. O da küçük bir tatildi. Şimdi tatil yapabilmem için en az 65-70 bin lirayı gözden çıkarmam gerek. Bu da iki aylık maaş demek. Ya da 12 taksit borca girmek…”
En son yatan maaşı 36 bin lira. Kamuda sözleşmelerin hâlâ imzalanmadığını, geçen yılın zammıyla maaşların çoktan eridiğini söylüyor: “Toplu ödeme yapsalar da yetmiyor. İki yılın biri zaten hep beklemekle geçiyor. Ailesinden destek alabilen, ya da evde ikinci maaş olanlar belki tatil yapar. Ama bizim için mümkün değil.”
Sendika otelleri sorulduğunda da benzer bir tablo çiziyor: “Cerrahpaşa’da kimsenin gittiğini duymadım. Belki bir iki kişi gitmiştir. Ama kontenjan zaten çok kısıtlı.”
İzin süresinde bile çalıştığı için yorgunluğun bitmediğini anlatıyor: “İş koşulları ağır. Evde otursan da ilk gün strese giriyorsun. 21 gün bile tam izin kullanamıyoruz. Dinlenmek mümkün olmuyor. Tatil mi? Hayal. Üç çocukla dinlenebileceğin, eğlenebileceğin bir tatil yapmak için hem çok para lazım, hem de zaman.”
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et