Gençliğin geleceksizlik çıkmazı: Staj mı, geleceksizlik mi?
Artık staj bulabilmek bile öncesinde torpil bulabilmeyi gerektiriyor, kölelikten farksız çalışma koşulları için bile torpile ihtiyaç var.
Fotoğraf: Ron Lach/Pexels
Dokuz Eylül Üniversitesi
Beyza DURMAN
2024-2025 öğretim yılının sona ermesiyle beraber, üniversite hayatımızın en büyük kaygılarından biri haline gelmiş olan staj meselesi, yeniden hararetli biçimde tartışılmaya başladı. Geldiğimiz noktada, gençliğin üniversite deneyimiyle tanıştığı ilk seneden itibaren kafa yormak zorunda bırakıldığı bir konu haline gelen staj, öğrencinin eğitim hayatını ne derece besleyeceği ve iş hayatına hazırlarken ne gibi niteliklerle donatacağı temelinde tartışılmıyor. Bu gibi tartışmaları yürütebilmek için öncelikle nitelikli bir eğitim ve öngörülebilir bir geleceğin sağlanması şüphesiz en acil ihtiyaçlarımızdan biriyken, bugün bizler ucuz işgücü beklentisini karşılamak için yetiştiriliyoruz.
Stajyerler en temel ihtiyaçlarından mahrum
Staj arama sürecine dair deneyimlerini sorduğumuz öğrenciler ve yeni mezunlar, bu sürecin bile ne kadar yıpratıcı olduğunu uzun uzun anlatıyor. “Artık staj bulabilmek bile öncesinde torpil bulabilmeyi gerektiriyor. Ücretsiz staj bile olsa, araya tanıdık sokman bekleniyor. Senden beklenen resmen kölelik, onun için bile torpile ihtiyacın var.” şeklinde konuşan bir sıra arkadaşımız meselenin özünü ortaya koyuyor.
Başka bir öğrenci arkadaşımız ise staj için teklif edilen ücretlere değiniyor ve şaşkınlığını dile getiriyor: “Ödenecek ücreti sorduğumda şaka mı yapılıyor diye tekrar sordum. 5 bin TL vereceklermiş. Üstüne bir de esnek çalışma saatlerine uyum sağlanması bekleniyor.” Daha yeni mezun olduğunu söyleyen öğrenci, “Kiram 20 bin TL, iki kişi kalıyoruz. Değil geçinmek, barınmamı bile karşılamayacak bir ücreti rahat rahat teklif edebiliyorlar.” diyerek özellikle yeni mezunlar için koşulların ne denli ağır olduğundan bahsediyor. Bugün gençlerin sürüklendiği ağır rekabet koşulları içerisinde staj başvurusu süreci, esnek çalışma modeli ile uyumlu bir biçimde ucuz işgücü olarak çalışmak için binlerce gencin sıraya girdiği bir süreç haline geldi. Öte yandan, gençlere iş hayatı öncesinde deneyim kazandırmak amacıyla uygulanması gereken staj programları, geldiğimiz noktada gençlerden, stajda alması gereken eğitimleri staj öncesinde tamamlamış ve iş deneyimi kazanmış bir şekilde, tam zamanlı bir çalışan gibi çalışmalarını bekliyor.
Kayda değer bir iş tecrübesi bile sağlanamıyor
Staj sürecine dair deneyimlerini sorduğumuzda ise öğrenciler, özellikle kamu kurumlarında karşılaşılan niteliksiz staj koşullarına dikkat çekiyor. Ulusal Staj Programı’na başvurarak kamu kurumunda stajını yapan bir öğrenci, “Günlerim neyle ilgili olduğunu bile bilmediğim dosyaları ayıklamakla geçiyor. Pek bir şey öğrendiğim söylenemez. Soru sormaya kalktığımda da çoğunlukla azarlanıyordum.” şeklinde bahsediyor. Bu yönüyle, kamu kurumlarında öğrencilere verilen eğitim, iş hayatına başladığında yaptığı işe nasıl yabancılaşacağına dair bir ön gösterime dönüşüyor. Başka bir arkadaşımızsa, “Verilen ücret zaten çok düşük. Staj gerekçesiyle KYK yurdunda kalabiliyorum ama aradığımda hangi yurdun nöbetçi olacağının belli olmadığı, küçük yurt nöbetçi olursa yer kalmayabileceği söylendi. Haftalarca kalacak yer bulmak için uğraştım.” şeklinde deneyimini açıkladı. Staj döneminde KYK yurdunda kalan bir başka öğrenci ise okul döneminde ücretsiz olan yemekhane yemeklerinden yaz döneminde ücret alınmaya başladığından bahsediyor: “Bunun böyle olduğunu bilmiyordum, yemekler de ücretli olunca harcamam daha da arttı.”
Bu düzen, gençliğin iş hayatı ve öncesinde birbirine yalnızca “rakip” olarak gösterildiği, geleceksizlikle boğuştuğu vahşi bir düzendir. Bugün Türkiye gençliği, Erdoğan iktidarının sermayeye kâr kapısı olabilmek için kendilerini sürüklediği ağır sömürü koşullarını dönüştürebilmek istiyorsa, önünde duran en önemli sınav yaşadıkları gelecek kaygısının doğrudan politik olduğunu tespit ederek ortak bir mücadele pratiği ortaya koymaktır. İktidar tarafından sistematik olarak üretilen geleceksizlik ve güvencesizliğe karşı yan yana mücadele ettiği bir 19 Mart süreci deneyimiyle birlikte gençlik, sistemin temel çelişkisinin emek-sermaye çelişkisi olduğunu görebilmiş, tartışabilmişse de emek mücadelesinin aktif katılımı olmadan bu koşulların kökünden dönüştürülemeyeceğinin farkında olmalıdır.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et