02.06.2025 10:00

Özel eğitim öğretmenliği: Belirsizlik, torpil, niteliksizlik…

Öğretmenliği yalnızca bir meslek değil, bu düzene karşı kolektif bir direnişin parçası ve bir mücadele alanı olarak görmek zorundayız.

Özel eğitim öğretmenliği: Belirsizlik, torpil, niteliksizlik…

Fotoğraf: Pixabay

Roşna Yalçın

Marmara Üniversitesi

 

Bugün üniversite kampüslerinde, sınıflarda sessizce bekliyoruz: Mezun olunca ne olacağız, nasıl yaşayacağız, hangi okullarda, nasıl koşullarda çalışacağız? … Bu soruların hiçbirine cevap bulamıyoruz. Her gün derslerde “eğitimin kutsallığı”, “geleceği inşa etme” gibi cümleler yankılanıyor. Ama bu cümleler sınıfların duvarlarına çarpıp bizlere geri dönüyor. Dışarıda bizi bekleyen tablo, içinde yetiştiğimiz eğitimin ne kadar niteliksizleştirildiğini, kamusal eğitim hakkının nasıl yok sayıldığını yüzümüze çarpıyor.

On binlerce okul, öğretmensiz; yüz binlerce öğretmen, senelerdir atama bekliyor. Bizler umutla mezun olmaya çalışırken karşımızda sadece belirsizlik, plansızlık ve torpil mekanizmaları var. Atamalar yetersiz, liyakat yok, yöneticiler siyasi torpillerle belirleniyor.

Eğitim her geçen gün daha fazla piyasaya açılıyor. Geçtiğimiz günlerde Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “İş dünyası ara eleman temininde güçlük çekiyor” açıklaması, çocukların okullardan uzaklaştırılarak sermayenin ucuz iş gücü talebini karşılamak amacıyla çeşitli çalışmalar yürütüldüğünü açıkça ortaya koyuyor. Bu çalışmaların uygulamalı bir örneği olan MESEM’lerde staj adı altında çalıştırılan çocuklar ölüyor.

Tek adam yönetimiyle eğitimde esnek, güvencesiz ve denetimsiz bir çalışma modeli inşa edilirken, aynı zamanda ideolojik bir dönüşüm de yaşanıyor. Bu sistemde eğitime, bilimsel düşünceye ya da nitelikli öğretime yer yok. Bunun yerine, yeni kuşakların dini ve dogmatik bir eğitimle yetiştirilmesi hedefleniyor. Eğitim alanında yaşanan dönüşüm iktidarım ideolojik hedeflerini neoliberal politikaların bir parçası olarak nasıl işlettiğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Tek adam rejimi, eğitimi hem piyasaya açmakta hem de gerici kuşatma altına almaktadır. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışı, yerini dini referanslarla şekillenen, itaatkâr bireyler yetiştirmeyi amaçlayan bir yapıya bırakıyor. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in geçtiğimiz günlerde sarf ettiği “Bazı aileler kız çocuklarını karma okullara göndermek istemiyor, gerekirse kız okulları açarız” sözleri bu dönüşümün açık ilanıdır. Bu söylem, yalnızca pedagojik değil; toplumsal cinsiyet eşitliği, laiklik ve anayasal haklar açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Karma eğitimi tartışmaya açmak, yalnızca bir “tercih” ya da “özgürlük” meselesi gibi sunulsa da gerçekte kamusal eğitimin temel ilkelerine yönelik ideolojik bir müdahaledir. Bu politikalarla eğitimi bilimsellikten, eşitlikten ve halktan koparıyorlar.

Eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı ses çıkaralım! 

Eğitim fakültelerinin içinde bulunduğu sessizlik; iktidarın rahatça adım atmasına, eğitimi piyasaya ve gericiliğe her geçen gün biraz daha teslim etmesine alan açıyor. Öğretmen adayları, yaşanan tüm bu dönüşümler karşısında en az bir buçuk yıl daha akademi denilen duvarların arkasına hapsedilirken öğrencilerden, okullardan, hayattan uzaklaştırılıyoruz. Oysa o öğrencilerin çoğu bugün okullarına aç gidiyor, bir öğüne ulaşmakta bile zorlanıyor. Eğitim hakkı her geçen gün daha da parçalanıyor. Bizler umutsuzluğu, belirsizliği ve geleceksizliği iliklerimize kadar hissediyoruz. Tam da bu nedenle öğretmenliği yalnızca bir meslek değil, bu düzene karşı kolektif bir direnişin parçası ve bir mücadele alanı olarak görmek zorundayız. Bu sistemin sessizliğimizden beslenmesine izin vermeyelim. Eğitimin ticarileştirilmesine, tek tipleştirilmesine ve niteliksizleştirilmesine karşı her kürsüden, her okuldan, her kampüsten ses çıkaralım. Çünkü bu sadece bizim geleceğimiz değil, toplumun ortak geleceğidir. Umudu ve dayanışmayı büyütelim!

(Genç Hayat)

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!