Yok edilmeye çalışılan tarih: İmroz ve Tenedos

Yok edilmeye çalışılan tarih: İmroz ve Tenedos

Eski adları İmroz ve Tenedos olan Gökçeada ve Bozcaada, Türkiye’nin yerleşime açık iki adası. Asimilasyon ve inkar politikalarından nasibini alan 2 adada yaşayan binlerce Rum’un yazılmamış hikayeleri, inkarın acılı sayfaları olarak duruyor.Lozan Antlaşması’yla 22 Eylül 1923 tarihinde Türkiye bağlanan iki Rum adası olan

Çağdaş Kaplan / Sadık Topaloğlu

Lozan Antlaşması’yla 22 Eylül 1923 tarihinde Türkiye bağlanan iki Rum adası olan İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) adaları, Türkiye tarihinde egemen kimliğin dışında kalan tüm farklı kimliklere karşı yürütülen asimilasyon ve baskı politikalarından en fazla nasibini alarak, kaybolan kültürün ve tarihin simgesi haline gelen yerleşim yerlerinden. Lozan Antlaşması’nın 13. ve 14. maddeleri gereğince ilk olarak özerklik statüsü tanınan 9 binden fazla Rum’un yaşadığı 2 adada, hayat 1960 yılında yapılan Londra Anlaşması sonrası Kıbrıs’ta Türk ve Rum yönetimleri arasında çıkan anlaşmazlıkla gelişen olaylarla değişmeye başladı. 1960 yılında Kıbrıs’ta yaşanan olayların hemen sonrasında bir anda adaların “özerklik statüsü” resmi olarak değiştirilmese de fiili olarak iptal edildi. Rumca eğitim yapan okullar kapatıldı, Rumların adadaki arazileri ise ya talan edildi ya da el konuldu. Topraklarından zorunlu olarak göç etmek zorunda kalan Rumların adada bıraktıkları gayrimenkulleri ile ilgili Türkiye hakkında açtıkları çok sayıda dava halen AİHM’de sürüyor. 1971 yılında askeri bölge ilan edilen adalardan baskı politikaları sonucu göç etmek zorunda kalan Rumlar, daha sonra yapılan yasal düzenleme sonrası tekrar doğdukları yerleri ziyaret etmek istediklerinde ise bu kez de pasaportla giriş yapmak zorunda kaldı.

HER ŞEY LONDRA ANLAŞMASI’YLA BAŞLADI

İmroz Adası’na giderek 5 yıl boyunca İmroz’un asimilasyon politikaları sonucu kaybolan tarihi ve insanları üzerine araştırma yapan ve araştırmalarını ve fotoğraflarını kitaplaştıran Fotoğrafçı-Yazar Murat Yarkın, köy isimlerinin dahi Türkçeleştirildiği İmroz’ da yaşayan ve yaş ortalaması 70’in üzerinde olan 200 Rumla görüşerek, asimilasyon, baskıya maruz kalan Rumların hikayesini görsel ve yazımsal olarak günümüze aktardı.

O dönemde 2 adada yaşanan asimilasyon ve baskıya şahitlik eden insanların döneme ilişkin konuşurken kelimelerini özenle seçtiklerini dile getiren Yarkın, baskının ve zulmün psikolojisinin adada yaşayan Rumların konuşmalarından anlaşılabileceğine işaret etti. Gökçeada ve Bozcaada da yaşayan Rumların 1960’yıllara kadar ada yönetiminde özel otonom bir yapı içinde olduklarını, sadece dış işlerinde Türkiye’ye bağlı olduğunu hatırlatan Yarkın, Rumların bu dönem içerisinde ana dillerinde eğitim yapma hakkına, kendi mahalli polis güçlerini oluşturmaya ve Rumlardan oluşmuş bir idari yapıyı kurma haklarına sahip olduklarını söyledi. Kendi içinde barajı olan, kendi elektriğini kendi üretebilen Gökçeada’da tarihin ise 1960 yılında yapılan Londra Anlaşması sonrası Kıbrıs’ta Türk ve Rum yönetimleri arasında çıkan analaşmazlıkla gelişen olayların ardından değiştiğini ve sistemin Rumlara bilinçli bir asimilasyon ve baskı politikası ile yönelmeye başladığını kaydetti. O süreçle beraber Rumlara karşı baskının ve zulmün başlatıldığını söyleyen Yarkın, “Bunun sonucu Rumların tarım arazilerine el konuluyor. Bölgenin en büyük geçim kaynaklarından birisi hayvancılıktır; ama adadan bir kilo etin bile satış amacıyla dışarı çıkartılması yasaklanıyor. Adada bulunan 7 köyün ismi Türkçeleştiriliyor. Yarım gün Rumca eğitim yapılırken Rumca yasaklanıyor” dedi.

1960 yılında patlak veren Kıbrıs olayları sonrasında adalarda yaşayan Rumları yıldırmak ve göç ettirmek için başlatılan bir diğer önemli operasyon ise Gökçeada’ya kurulan, özel mahkumların yerleştirildiği cezaevi oldu. Yarkın, Sinadü köyünde kurulan cezaevinin ardından yaşamın adada Rumlar açısından değiştiğini belirtiyor. Yarkın, sivil bir yerleşim bölgesi olan bir adada manidar bir şekilde yapılan cezaevinin, o tarihten itibaren Rumlar için baskı, tecavüz, hırsızlık, talan ve birçok baskı anlamına geldiğini belirtiyor. 1991 yılına kadar pasaport uygulamasının yürürlükte kaldığını belirten Yarkın, yaşanan zorunlu göçler sonucu adada yaşayan Rum sayısının ciddi bir şekilde azalmaya başladığını ifade ediyor.

‘BURADA YALNIZCA ÖLÜM VAR’

Yarkın, yürüttüğü çalışma sırasında konuştuğu bir Rum kadının da kullandığı “Burada yalnız ölüm var” sözünün ise, ada da yaşanan olayları anlatmaya yettiğini ve adada baskı sonucu yeniye dair bir şey bırakılmadığını söyledi.

Gökçeada'da çalışmalar yapan Çanakkale İHD Şube Başkanı Kenan Döner ise, yıllardır adada Rumlara yönelik uygulanan baskının günümüzde de devam ettiğini belirterek, “Rumlara karşı tahammülsüzlük o kadar hat safhalara ulaştı ki; oradaki Rumların mezar taşlarına bile tahammül edemez duruma geldiler. Bir gece Rumların bütün mezar taşlarını kırdılar. Oraya gidip kaymakama ve kolluk kuvvetlerine ‘Bunu kim yapmıştır’ diye sorduğumuzda ise sadece ‘Buradan birileri yapmamıştır’ cevabını aldık” dedi. (DİHA)

www.evrensel.net