04 Mayıs 2020 03:37

Müzisyen Hüsnü Arkan korona günlerini anlattı: Asıl dünyayla karşılaştık

“Balkon Söyleşileri”nin ilk haftasında Hüsnü Arkan konuğumuz. Arkan korona günlerinde nasıl vakit geçirdiğini, sanatsal üretimine nasıl devam ettiğini ve bu süreçte yaşadığı sorunları konuştuk.

Fotoğraf: Uğur Civ

Paylaş

C. Hakkı ZARİÇ

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını devam ediyor. Sanatçıların evlerine çekildiği bu dönemde kültür sanat etkinlikleri dijital ortama taşındı. Sosyal medyada film, oyun ve sergilerin gösterimleri yapılıyor, festivaller düzenleniyor, söyleşiler yapılıyor. Salgın günlerinde yazar, şair, müzisyen ve oyuncularla evlerinde nasıl vakit geçirdiklerini, sanatsal üretimlerine nasıl devam ettiklerini ve bu süreçte yaşadıkları sorunları konuştuk. “Balkon Söyleşileri” başlıklı dizimiz mayıs ayı boyunca okurlarımızla buluşacak. 

Bir yanıyla şarkılarını dile getirmemiz gerekiyor Hüsnü Arkan’dan bahsederken ama bir yanıyla da romanlarından. Evde kalmayı uzun yıllardır kendi bir yaşam disiplini haline getirmiş Arkan; gelecek zamanın dünyanın paydaşları arasında çetin ve acımasız geçeceği düşüncesinde. “Herkesin kendini kurtardığı bir dünya, insanın varlığını tehdit eden bir dünyadır” diyor söyleşinin ilerleyen satırlarında. Salgından önce oturduğu masanın başında olmaktan şikayetçi değil ama dünyanın yaşadıklarından endişe duyarak dayanışmaya çağırıyor bizi.

Eve kapandığımız pandemi günlerinde ne gibi sorular soruyorsunuz kendinize? Evden bakınca işe gitmek veya dışarıda olmak zorunda olanları görebiliyor musunuz, bu durumun sizdeki karşılığı nedir?

Melih Cevdet’in bir lafı var, “bu dünya aslına çok benziyor” diye; ya da mealen böyle bir şey, tam hatırlamıyorum. Bugünlerde sık sık bu aklıma geliyor. Virüs dediğimiz şey de şairin sözünü ettiği o asıl dünyaya ait bir şeymiş gibi geliyor bana. Asıl dünyayla karşılaştık. Eskisi ona benziyordu ama tam olarak değil. Şimdi birtakım şeyleri anlamaya çalışıyoruz. Doğanın bir parçası olduğumuzu, dayanışmak gerektiği filan. Becerebilecek miyiz bilmiyorum. Bunun kişilerde, kalabalıklarda yarattığı travmanın herhalde çok sonra farkına varacağız. Sorularımız, sorunlarımız artacak. Bütün milletlere, bütün dinlere, bütün sınıflara saldıran bir şeyle karşı karşıyayız. Ama en çok da çalışmak, sokağa çıkmak zorunda olanlara saldırıyor. “Evde kal” deniyor ama milyonlarca insanın evde kalması mümkün değil. Türkiye nüfusunun yarısından fazlası günlük yaşıyor. Ziraat yapanlar, işçiler, sağlık çalışanları hastalığa yakalanmayı göze almadan hayatlarını nasıl sürdürecekler? Bizim sektörde on binlerce insan çalışıyor. Şarkıcılardan bahsetmiyorum, performansların arka planında, yapım işlerinde koşturan arkadaşlardan bahsediyorum. Hiçbir teminata sahip değiller. 

Vaktim olsa da okuyup yazsam, diye içinizden geçirdiğiniz işler için evden zaman ayırabiliyor musunuz? İstilasına maruz kaldığımız zamanı kendiniz için kullanabiliyor musunuz?

Zaten evde çalışan biriydim, zaman da okuyup yazmak içindi; bu konuda benim için değişen bir şey olmadı. Tek fark şu oldu; konser veremiyoruz. Buradan kalan zamanı da değerlendirmem gerekiyor. Bekleyen projelere el atıyorum, film izliyorum, olup bitenleri takip ediyorum.

Dünya büyük ve korkunç deneyim yaşıyor, bunu nasıl, hangi araçlardan izliyorsunuz? Nerelere bakıyor kimlerin düşüncesini merak edip okuyorsunuz?

Sosyal medyadan izliyorum. Bu dönemin parlayan yıldızları herhalde işinden edilip de dijital medyaya kayan gazeteciler olacak. Birçoğuna hayranlık duyuyorum. Öte yandan düşüncesini hiç merak etmediğim insanlar da var. Bazen maruz kalıyoruz. Hiç olmadığı kadar haber okuyup dinliyorum. Artı Tv, Medyascope, sizin gazetenin de içinde olduğu buna benzer mecraları izliyorum.

Edebiyat ve sanatı takip ediyor musunuz? Ediyorsanız korku veren zamanla nasıl bir bağ kurarak etkileniyorsunuz?

Ne yazık ki siyaset dışındaki günceli biraz geriden takip ediyorum. Yani üç beş yıl önce çekilen filmleri filan bilmem. Biraz vaktim oldu, birkaç Angelapoulos ve birkaç Lübnan filmi izledim. Hepsi de güzeldi, derinlikli filmlerdi. Bunun dışında uzun süredir, iş icabı Ortaçağ Anadolusu tarihi okuyorum. Bu okumaları bitirme fırsatı buldum. Bir de tabii, her aşamada klasik müzik dinliyorum. Eve kapanmışlık duygusuyla ilgili bir sıkıntım yok. Kırk yıldır böyle yaşıyorum. Yani bu konuda benden kötü bir laf duyamazsınız. Ama tabii ki ölüm korkusunu içimizde hissediyoruz. Bu kötü bir şey değildir. Tam tersine, halkın, çalışanların bunu hissetmesi gerekir. Kendi yaşamımıza, kendimizin ve yakınlarımızın ölümüne uzak olmadığımız bir yerdeyiz. Dayanışmayı, talep etmeyi acilen öğrenmek zorundayız.

Sosyal medya kullanımı ve paylaşımları fena halde arttı, bu durum sizin için de geçerli mi? Zamanı endişeden arındırıp üretken kılabiliyor musunuz?

Bu artışın farkındayım ama ben eskisinden daha fazla kullandığımı sanmıyorum. Elde bir iş varsa zaman kaybıymış gibi geliyor. Ancak bazı şeyleri de paylaşmak gerekiyor.

Bu süreç geçtikten sonra sokağa çıktığınızda neler yapmak istiyorsunuz? 

Sevdiklerimle, arkadaşlarla bir arada olmayı özledim tabii. Konser günlerinin koşuşturmasını da özledim. 

Son günlerde yazdığınız ya da çizdiğiniz herhangi bir şeyin bir kısmını bizimle paylaşır mısınız?

Dört yıldır uğraştığım romanı bitirme fırsatı buldum. Bunun dışında şarkı yazmaya, yayınlamaya devam… Evrensel çalışanlarına kolaylıklar diliyorum.

"SALGINDAN ÖNCEKİ GİBİ GEÇİYOR; MASA BAŞINDA"

Evde bir gün nasıl geçiyor? Pencereden baktığınızda dışarıda ne görüyorsunuz?

Salgından önceki gibi geçiyor; masa başında… Dışarda ve içimizde bir belirsizlik var. Türkiye’nin bir yanı hep karanlıktadır, sorunlar hep çözümsüzdür ama bu defa hayatımızı kökünden sarsan bir şeyle karşılaştık. Soru sormadan kabul ettiğimiz gerçeğin aslında neye benzediğini gördük. Buradan dersler çıkarır mıyız, hayatımıza dair sorular sormayı, itiraz etmeyi öğrenebilir miyiz bilmiyorum. 

"HER ŞEYİN ESKİSİNDEN İYİ OLACAĞI ANLAMINA GELMİYOR’

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, diye yazılıyor sürekli. Sizce nasıl olacak? 

Tabii ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ama bu her şeyin eskisinden iyi olacağı anlamına gelmiyor. Dileklerimizle gerçeklik arasındaki farkı anlamak zorundayız. Performans her şeydir. İnsanlar, özellikle çalışan insanlar, bu salgından sonra nasıl bir dünya talep edecekler, devletlere hangi soruları yöneltecekler, değişim için, söz hakkı sahibi olmak için güçleri ve uygun araçları var mı? Bunları bilemiyorum. Hamasi sözlerle de bu işin altından kalkamayız. Bildiğimiz bir tek şey var; herkesin kendini kurtardığı bir dünya, insanın varlığını tehdit eden bir dünyadır. Önümüzdeki beş on yılın dünya halkları için, çalışanlar için, bugüne dek görülmemiş bir sıkıntı yaratacağını söylemek herhalde falcılık sayılmaz. Dünyanın sahiplerinin zenginliği paylaşmak isteyeceğini hiç düşünmüyorum. Salgının Afrika’da, Latin Amerika’da, yoksul ülkelerde yaratacağı sorunları henüz konuşmuyoruz bile. Onlar bir yana, bu konudaki iyileşme, şu anda en iyi ihtimalle yalnızca bazı Batı Avrupa ülkelerinin dert edebileceği bir şeymiş gibi geliyor bana.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Ülker işçisi Hakan Yaman Kovid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi

SONRAKİ HABER

İstanbul Valiliği: Sokağa çıkma kısıtlamasında 4 bin 242 idari işlem yapıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa