20 Mart 2020 00:20

Peki, ama nerede bu Atlantis ve Mu kıtası?

Atinalılar “Avrupa’nın ve Asya’nın tümüne sefer açan büyük bir devleti” yenmişlerdir. Bu yayılmacı millet “Herakles Sütunları”nın ötesinden, Atlas Okyanusu’ndan gelmiştir. devletin adı Atlantis’tir.

Fotoğraf: Pixabay

Ahmet UHRİ
Ahmet UHRİ

Önemli olan bir sırrın olması değil bir sır varmış gibi davranabilmektir der Umberto Eco Foucault Sarkacı adlı romanında. Sır ya da komplo teorisi peşinde koşanlarla da dalgasını geçtiği bu romanında Tapınak Şövalyeleri’nden başlayıp 20.yüzyıla kadar gelir ve simyacıların çalışmalarından masonlara kadar her tipten insanı romanına bir eğlencelik nesne olarak yerleştirir.

Bu türden bir eğlenceliğin diğer yanını ise Atlantis ve Mu kıtalarını arayanlarla uzaylılarla bağlantı kuranlara kadar getirmek de olasıdır. Ben de birkaç haftalık yazıyı bu boş işlere harcayacağım. Zira Türkiye’de diğer konularda olduğu gibi bu konuda da bilgi kirliliği var.

Şimdi öyleyse gelelim şu Atlantis’in nerede olduğuna ya da öncelikle gerçekten var olup olmadığına. Peşinen söylemem gerekli ki Atlantis de Mu kıtası da ya da benzer şekilde ortaya atılmış ya da atılacak herhangi bir kanıtı olmayan görüşler de masal olmaktan öteye gidemez. Zaten arkeoloji eğitimi alıp da bir iki maceraperest ve düş gücü yüksek ya da kafası karışık kişi dışında Atlantis’in var olduğunu iddia edecek birilerinin bulunabiliyor olması kadar şaşırtıcı başka bir şey daha olamaz. Ancak belki, popüler olmak ya da sesini duyurarak bundan rant sağlamak isteyecek birileri her bilim dalında olduğu gibi arkeolojide de ortaya çıkabilir.

Düşüncemi daha iyi açıklayacağına inandığım aşağıdaki şu soruya bir yanıt arayalım. Eğer Atlantis diye bir yerin varlığına inanıyorsak, bu durumda neden Thomas More’un Utopia adlı ülkesinin varlığına ya da Campanella’nın Güneş Ülkesi’nin dünyanın bir yerlerinde bir zamanlar gerçekten var olduğuna inanmıyor da bunların sadece birer eğretileme olduğunu ve ileteceği mesajı en iyi şekilde aktarmak için yaratıldığını kabul ediyoruz. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için Nail Bezel’in hazırlamış olduğu ve yıllar önce Say yayınları tarafından basılan Ütopyalar ve Disütopyalar (Karşı Ütopyalar) adlı iki ciltlik kitaba başvurulabilir. Ya da birer disütopya örneği olan George Orwell’ın 1984 adlı eserini ve Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’ini sadece edebi değeri ve eğretileme açısından kabul ediyoruz? Soru saçma gelebilir ancak açıklamaya çalışacağım duruma en çok uyan örnekler bunlar. Zira Atlantis’in dünya literatürüne girişi MÖ 359-347 yılları civarında, Platon’un Sokrates ile öğrencileri arasındaki düşsel konuşmalarının iki diyalogunda (Timaio ve Kritias) ortaya çıkar. Bu konudaki en popüler yayın Kenneth L.Feder’e aittir. Feder, Connecticut’taki Central Connecticut State University’nin Arkeoloji bölümünde çalışmakta ve Arkeolojide Gerçek ve Sahte Bilimler gibi bazı yayınların sahibidir.

Konunun uzmanı Feder’den alıntılayarak söyleyecek olursak:

Timaio diyalogunun başında Sokrates bir gün önceki ‘mükemmel’ toplum konuşmasına değinir. Platon burada uzun yıllar önce yazdığı en ünlü diyalogu olan Devlet’e atıfta bulunmaktadır. Platon, Sokrates’e Devlet’te sunulan mükemmel hükümetin unsurlarını saydırır: Zanaatkârlar ve çiftçiler askeriyeden ayrılacaktır, askerler merhametli olacak, atletizm ve müzik eğitimi alacak, komün halinde yaşayacak ve altına, gümüşe ya da herhangi bir özel mülke sahip olmayacaklardır.

Sokrates varsayımsal tartışmalardan bıkıp öğrencilerine uygulamalı felsefe denilebilecek bir ödev verir. Devlet’te vazedilen kavramlara göre yaşayan bir toplumu haklı bir savaşa sokarak mükemmelleştirmelerini söyler.

Hocasının önerisini yerine getiren Kritias şöyle der: “O halde, Sokrates, garip ama gerçekten doğru olan şu hikâyeyi dinle.” Kritias bu hikâyeyi dedesinden (onun adı da Kritias’tır) dinlediğini söyler. Dedesi de babası Dropides’ten, o da Yunan bilgesi Solon’dan dinlemiştir. Solon ise MÖ 600 yılından hemen sonra bulunduğu Mısır’da Mısır rahiplerinden duymuştur. Mısırlı rahipler Solon’a ‘bütün kentlerin en iyi yönetileni’ olan eski Atina hakkında bir hikâye anlatmışlardır. Platon’un mükemmel devlet modeli işte zamanından 9300 yıl öncesinin bu eski Atina’sıdır. Rahipler Solon’a, eski Atinalılar’ın en büyük kahramanlık eylemini anlatırlar: Atinalılar “Avrupa’nın ve Asya’nın tümüne sefer açan büyük bir devleti” savaşta yenmişlerdir. Bu yayılmacı millet “Herakles Sütunları”nın ötesinden, Atlas Okyanusu’ndan gelmiştir. Ve bu büyük devletin adı Atlantis’tir. (Fagan-2002 Oğlak yay.)

Reklam