19 Mart 2020 00:30

Şimdiki zamanda bir distopya: Covid-19

Dünya ölüm ve bulaş korkusunun kol gezdiği bir karantina adasına döndü. Stokçuluk, fırsatçılık ya da ekonomik zikzaklar da cabası.

Fotoğraf: Issam Rimawi/AA

Halis ULAŞ
Halis ULAŞ

Distopya kelimesi Eski Yunanca’da “dys” öneki ve tópos kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Önek “dys” kötü, hastalıklı ya da anormal anlamını taşırken, “tópos” kelimesi ise yer anlamına gelmektedir. Dolayısı ile “distopya” kelimesini Türkçe’ye “kötü yer” olarak çevirebiliriz. Kelime ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılmıştır. Ütopik toplum anlayışının antitezi olarak kullanılan distopya kelimesi, olumsuz bir geleceği, kötü bir hayatı ifade etmek için kullanılır.

2019 yılının son günü Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarı ile ilişkili nedeni bilinmeyen zatüre olgularının sağlık otoriteleri tarafından bildirilmesiyle dünya yeni bir döneme girdi. Wuhan kentinde ortaya çıkan olgular hızlıca artmaya, ölümlere neden olmaya ve tüm dünyaya yayılmaya başladı. Dünya çapında ölümlere neden olan hastalığın etkeninin Corona ailesinden bir virüs olduğunun tespit edilmesi ile bu dönemin adı da belirlenmiş oldu, Covid-19 (Corona Virus Disease-2019) dönemi.

Salgın nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik çoğumuzda yoğun bir kaygıya neden oldu. Bir çoğumuz bu kaygıyı anlamlandırma çabası içinde bir neden, bir güvence aramaya başladık. İşte bu noktada virüs ile ilgili komplo teorileri birbiri ardına gelmeye başladı.  Kimilerine göre bu virüs biyolojik bir silah olarak üretilmişti, kimine göreyse uzaydan bir kuyruklu yıldız parçasının Çin’e düşmesi ile gelmişti. Salgının bir aşı fonuna para kazandırılması için bilerek çıkarılması da teorilerden biriydi. Komplo teorilerini destekleyen en ilginç dayanak ise Dean Koontz’un 1981’te kaleme aldığı Karanlığın Gözleri adlı romanından gelmekteydi. Çünkü bu romanda Wuhan kentinde ortaya çıkacak bir virüsün yaratacağı salgından bahsedilmekteydi.

Evet ortada tüm dünyaya yayılmış bir salgın var. Bugün itibari ile Covid-19’un dünya çapında 2097.251 Türkiye’de 191 kişiye bulaştığı; toplamda 8247, ülkemizde de 2 kişinin ölümüne neden olduğu açıklandı. Komplo teorilerinin kaygılarımıza bir anlam yaratma aşamasını çoktan aştık. Hastalığın bulaşma ve insanların ölümüne neden olması logaritmik olarak artarken, halen bir tedavinin ya da aşının geliştirilememiş olması ülkeleri çok sıkı önlemler almaya zorluyor. Şimdiye kadar sadece filmlerde izlediğimiz ya da kitaplarda okuduğumuz; evlerden, sokaklardan, şehirlerden hatta ülkelerden çıkış yasakları ile karşı karşıya kaldık. Dünya ölüm ve bulaş korkusunun kol gezdiği bir karantina adasına döndü. Stokçuluk, fırsatçılık ya da ekonomik zikzaklar da cabası. Dünyanın en kalabalık turistik yerlerinden Roma’daki tedirgin edici tenhalık, Venedik kanallarında yeniden balıkların görülmeye başlaması ya da petrol tüketiminin azalmasına bağlı atmosferde hava kirliliğin azalması, yaşadığımız zamanın ötesinde gerçekleşen bir distopyanın okuyucusu ya da izleyicisi olduğumuz yanılsamasını yaratsa da aslında hepimiz etimizle kemiğimizle bu gerçekliğin özneleriyiz.  

Bu nedenle etimizi, kemiğimizi ve ruhumuzu bu salgına dayanıklı hale getirebilmek için bilimsel gerçeklikten beslenerek gerekli tüm önlemleri almalı, aldırtmalı ve enseyi karartmamalıyız. 

Reklam