01 Mart 2020 03:50

Bir döneme damga vuran insan Muzaffer İlhan Erdost

Çok acı çektin, çok boyun eğdirmeye çalıştılar ama sen, fiziken olmasa da düşüncelerinle, yüreğinle, duruşunla dimdik gittin; Sosyalizme inancından ödün vermedin, güle güle Muzaffer abi...

Fotoğraf: Sultan Özer

Paylaş

Sultan ÖZER

Ölüm haberini aldığımda yüreğimde duyduğum sızıyı tarif edemem, daha 22 Şubat’ta Karşıyaka’da Şekibe Abla’nın cenazesinde yüzünü iki elimin arasına alıp, “Abiciğim nasılsın, seni gördüğüme çok sevindim” demiştim. 

Sonra zihnimden tanışmamız, yaptığımız haberler, 7 Kasım mezar başı anmaları film şeridi gibi geçti. 

Serpil Abla (Serpil Çelenk Güvenç) “Muzaffer abi rahatsızsın zor olur, sen gelme” demiş telefonda, ama Muzaffer abi, Şekibe Abla’yı yolculamaya tekerlekli sandalyede de olsa, beli bükülmüş de olsa gelmişti. Bizler onun sadece omurga rahatsızlığı olduğunu zannediyorduk, ailesi ve hatta ölümünden bir gün öncesine kadar kendisi de öyle zannediyormuş, meğer “kronik lösemi” imiş. 

Muzaffer İlhan Erdost adını, az buçuk 12 Eylül’ün ağır faturasını takip eden, insan hakları, sosyalizm inancı olan herkes bilir. Marksist klasikleri yayımlayarak Türkiyeli okurları bu klasiklerle buluşturan Sol Yayınlarının sahibi... Adeta beş parmağında beş marifet, yayıncı, yazar, şair, ressam, insan hakları savunucusu... Çok iyi bir baba, amca, eş, dost, arkadaş da aynı zamanda.

Defalarca röportajlar yaptık. Her 7 Kasım öncesi kardeşi İlhan Erdost’un öldürülmesine ilişkin gerçek bilgilerin paylaşılmasını isterdi. Kah kendisi arar, “Evrensel’de haber yap” derdi, kah biz “7 Kasım öncesi bir röportaj yapalım” derdik. KHK ile kapatılan Hayat TV’de İlhan Erdost’u anlatan bir de belgesel yayımladık. (Amansız hastalıktan kaybettiğimiz İlknur Yılmaz ile birlikte hazırlamıştık) 

Duyduğu onca acıya, bırakın yaşamayı dinlemenin bile zor olduğu o ölüme ilişkin bilgileri yeniden yeniden anlatır, insanlar bilsin, gerçekler saklı kalmasın isterdi. Zaman zaman sesi titrese, gözleri dolsa da bıkmazdı anlatmaktan. İlhan Erdost’un mezarını adeta çiçek bahçesi yapar, anmaya gideceklerle tek tek ilgilenir, araçlar ayarlar, kimseyi boşta bırakmazdı. Mezar başında okuyacağı metni de Mustafa Gazalcı’nın dediği gibi “adeta kuyumcu titizliği” ile hazırlar, bir harf, bir kelime hatası olsun istemezdi. 

DARBECİLERİN KOVANINA ÇOMAK SOKMUŞTU

Muzaffer abi, kardeşi İlhan Erdost ile kendi yayınları Engels’in “Doğanın Diyalektiği” adlı kitap gerekçe gösterilerek gözaltına alınmışlardı ki, kitapla ilgili yayın yasağı, toplatma kararı da yoktu. 

İki kardeş, yayınları ile 12 Eylül faşist darbecilerinin kovanına çomak sokmuşlardı. Onun için gözaltına alınıp, “derin uygulamaya” tabi tutuldular; tıpkı Metin Göktepe’nin, “gazeteciye özel muamele” denilerek dövülerek öldürülmesi gibi, iki kardeş de öldüresiye dövülmüş, kardeşi İlhan Erdost gözlerinin önünde öldürülmüştü. Gözaltı tutanağında yazan, “Hiçbir delil bulunmadığı takdirde, ‘derin uygulama’ yapılması” emri de, erlere dövmeleri için talimat veren astsubay Şükrü Bağ’ın “On yaşındaki bebeleri zehirlediniz, içerisi zehirlediklerinizle dolu. Sizin yüzünüzden bizim rahatımız yok!” sözleri de iki kardeşin neden gözaltına alındığını, dövüldüğünü anlatıyordu. 

“Dövmeyin” sözlerine karşı astsubayın, “Bir patlatılmadık hayâlarınız kaldı şimdi onu da patlatırlar,” sözleri de amacın öldürmek olduğunu gösteriyordu. 

İlhan Erdost’un “Küçük kızımı uyandırmaya kıyamadım, öpemedim, dövdürmeyin bizi” demesi de, Muzaffer Erdost’un yerde yığılmış kardeşinin belinden ameliyatlı olduğunu söyleyerek, “Onu dövmeyin, beni dövün” sözleri de dayağa engel olmuyordu. 

‘İLHAN İLHAN’ DİYE SESLENİŞ

Mamak’ta koğuşa götürüldüklerini, kardeşinin yüzünün kanlar içinde olduğunu ve kendisinin “Bir yudum su getirin diye bağırdığını”, kardeşinin ise “Midem bulanıyor, kusacağım” diyerek yere düştüğünü ve bir daha kalkamadığını bıkmadan, usanmadan anlattı yıllarca: “İlhan, ‘Midem bulanıyor, kusacağım’ diyerek yere düştü. Vahap diye bir çocuk var, tıp fakültesi öğrencisiymiş. O koşturdu, şekerli su istedi. Beni içeri aldılar o sırada. İlhan’ı iki ranzanın arasına yatırdılar, yığıldı zaten. ‘İlhan İlhan’ dedim, ses vermedi...”. 

Muzaffer abinin “İlhan İlhan” feryadı, sonrasında hem kendisine hem kitabevine ad oluyordu; Muzaffer İlhan Erdost, İlhan İlhan Kitabevi...

Muzaffer abi sadece kardeş acısı da yaşamadı, genç yaşta kendisi gibi yayıncı oğlu Barışta’yı, birkaç yıl sonra da hayat arkadaşı, yoldaşı, eşi Rana’yı kaybetti. 

Muzaffer abi için hep “sert” denir, insanlar onunla konuşurken, birlikte iş yaparken çekinirdi. Çünkü hata istemezdi yaptığı işte. Herkesin de kendisi gibi titiz, dikkatli, özenli olmasını isterdi. Ama belki 30 yıldır tanışırım, adeta ailemin bir parçası olmuştur, bir kez bile azarını işitmedim, hep son derece naif, son derece nazik oldu bana karşı. Galiba azarlamadığı bir isim de İlhan Erdost’un büyük kızı Türküler imiş. 

Çok acı çektin, çok boyun eğdirmeye çalıştılar ama sen, fiziken olmasa da düşüncelerinle, yüreğinle, duruşunla dimdik gittin; Sosyalizme inancından ödün vermedin, güle güle Muzaffer abi...

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Sınıra giden mülteciler geceyi yağmur altında geçirdi

SONRAKİ HABER

Tutuklu Gazeteci Aziz Oruç’tan mesaj: Meslektaşlarımı dayanışmaya davet ediyorum

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...