24 Şubat 2020 04:04

Dul bırakan hastalığı: Silikozis

"Silikozis yalnızca kot taşlama işçilerinin hastalığı değil, granit, maden işçilerinin, diş teknisyenlerinin de hastalığı."

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Kemal ÖZCAN
Tes-İş Yatağan Şube Yöneticisi

Kum, denilince hepimizin aklına hemen deniz, güneş, tatil gelir...

Artık bu ülkede kum denince aklımıza silikozis sonucu ölümler de gelmeli.

Silikozis bir akciğer hastalığı. Silika (SiO2) adı verilen maddenin uzun süre solunması sonucu gelişen kronik bir akciğer hastalığı. Maden işçileri arasında bir dönem ‘dul bırakan hastalığı’ olarak anılmıştır. Kumlama hastalığı da denir.

Kot kumlama işine girersin, sonra askere gidersin, çürüğe çıkarılınca öğrenirsin hastalığını, köyüne döner, ölürsün. Kot kumlamada çalışan işçilerde görülen bir meslek hastalığı. Kaçak atölyelerde kot kumlama yapanların ölümcül hastalığı. Normalde kumlama yapılan yerlerin havalandırılması gerekirken, bunlar tam tersine kum kaybolmasın diye her tarafı kapatıyorlarmış. Saf kum olduğu için değerliymiş. 12 saat ve daha uzun saatler boyunca çalışıyorlar. 15- 25 yaş arasında gençler, ölenler de bu yaşlarda.

Bu dünya tarihinde az görülen bir olay. Kot kumlamaya bağlı gelişen silikozis hastalığı, dünyada ilk kez Türkiye’de görüldü. Doktorlar bu durumla ilk kez 2004 yılında tanıştı. Kot kumlamaya bağlı silikozis, 2005 yılından bu yana çeşitli ulusal ve uluslararası tıp kongrelerinde konu oldu. Hasta sayısı çoğaldıkça doktorların bu konudaki bilgisi ve duyarlılığı arttı. Bakanlık, 2007 yılında kot kumlamayı da önlem alınması gereken işkollarına ekledi. Yine doktorların çabasıyla konu 2007 yılında 3-4 kere televizyon programlarında ve gazetelerde yer aldı. Bu yayınlar pek çok kot işçisinin yaşadıkları tehlikeden haberdar olmasını sağladı.

DÜNYADA MAKİNEYLE TÜRKİYE’DE ELLE

Kot kumlama işi dünyanın çeşitli yerlerinde makineler ile yapılırken, ülkemizde ve gelişmekte olan başka ülkelerde, emek maliyetlerinin cazip olması sebebiyle, insanlık dışı koşullarda, merdiven altlarında, sosyal güvenceden yoksun işçiler tarafından yapılmaktadır.

Kotlar beyazlıyor, hayatlar kararıyor. Solunum cihazına bağlı yaşıyorlar, ölenin cihazı diğerlerine kalıyormuş. Türkiye’de 2007-2016 tarihlerinde toplam 839 hastaya silikozis teşhisi konulmuş. Yani sadece kot taşlama işinde değil, birçok alanda olabiliyor. Hastalığa yakalananların yüzde 31’i metal, yüzde 26.5’i kot kumlama, yüzde 13’ü diş teknisyenliği, yüzde 10’u taş, mermer ve kum sektörü, yüzde 8’i seramik ve yüzde 5’i cam sektöründe çalışıyor.

Silikozis yalnızca kot taşlama işçilerinin hastalığı değil, granit, maden işçilerinin de hastalığı.

Diş teknisyenlerinin, diş protezlerimizi hazırlarken, silikozis olup öldüklerini biliyor musunuz?

Kot kumlama hastalığı silikozisten Bingöl-Karlıova ilçesi Taşlıçay köyünde, 13 yılda 16 kişi hayatını kaybetmiş, 110 kişi ise hastaymış. Aynı evden 8 kardeş bu hastalığın pençesinde.

Silikoziste görülen başlıca belirtiler, solunum güçlüğü, göğüste sıkışma, solunum yetersizliği ve zorluğu, taşikardi ve siyanozistir. Öksürük, çoğunlukla sabahları veya dinlenme sonunda solunum zorluğunun şiddetine bağlı olarak görülür. Göğüste sıkışma ve öksürükten sonra kanlı balgam gelir. Uygun koşullarda yap(tır)ılmayan kot kumlama, göz göre göre cinayettir.

Mesela Serdal Dündar İstanbul’da kot pantolon taşlama işine 16 yaşında başladı ve 4 yıl boyunca 7 gün, günde 12 saat çalıştı, 11 yıl solunum cihazına bağlı yaşadı. 30 yaşında memleketi Bingöl’de hayatını kaybetti. Ardında 5 ve 7 yaşlarında iki engelli çocuk ve 8 aylık hamile bir eş bıraktı.

Tedavisi ve geri dönüşü yok!

SİLİKOZİS ÇİNE’DE DE YAYGINLAŞTI

Burnumuzun dibindeki Aydın’ın Çine ilçesindeki madenlerde de aynı hastalık yaygınlaştı. Çineli maden işçileri korumasız çalışma ortamı nedeni ile bu hastalığa yakalanmış ve işveren tarafından türlü bahaneler ile işlerine son verilmiş.

Öyle ki işçilerin periyodik muayenelerinde çekilen akciğer filmleriyle ortaya çıkan hastalık, işçinin kendisinden gizlenerek, işçi işten çıkarılıyor. Hasta olduğundan habersiz. İşsiz kalan silikozis hastası işçi başka bir madende iş buluyor. Aydın Çine’deki feldspat ve kuvars madenlerinde çalışan işçiler silikozis olduklarını iş başvuruları sırasında öğreniyor. İşçi hasta olduğunu böyle anlayabiliyor.

Çine’deki 25 maden de 6 bin civarında işçi çalışıyor. İşverenler bu madende kullanılması gereken maliyeti 1500 lira civarında olan maske yerine 10 liralık maskeler dağıtıyor. Çine’deki madenlerde durum çok vahim. Gencecik işçiler tedavisi olmayan bu silikozis hastalığına yakalanıyor.

Buna sebep olan işverenler utanmadan bu insanları işten çıkarıyorlar. Hem de çaktırmadan. Sağlık taraması yapan doktorlar neden sessiz kalıyorlar? Nerede o Hipokrat yeminleri? Ne demek işçinin hastalığını işçiden saklamak!

Tüm kötülüklerde ilk olduğumuz gibi bu hastalıkta da dünya üzerinde ilk görülen ülke unvanına sahibiz. Büyük ülkeyiz, ekonomide çağ atlıyoruz, Almanya bizi kıskanıyor ama silikozis illeti bu ülkenin gerçeği. Yasaya göre sorumluluğu bulunan başta işveren olmak üzere, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bunun hesabını vermelidirler. Uygun kişisel koruyucu donanımları verildi mi, verildiyse kullanıp kullanmadıkları denetlendi mi? Uygun koruyucu maske gibi önlemlerle belki de hasta olmayacaklardı.

İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR

Emekçilerin canını okuyorlar. Canlı canlı, dirhem dirhem öldürüyorlar. Çine’de bir insanlık suçu işlenmektedir. Çine feldspat ve kuvars madenlerinde çalışan işçiler hem çalışma koşullarının iyileştirilmesi, hem de iş güvencesi ve sağlıklarının korunması için acilen örgütlenmelidirler. Türkiye’de işçiler birleşmezse, örgütlenmezlerse, sendikaları gerçek manada çalıştırmazlarsa daha bizler çok ölümlere üzülürüz.

Sendikalaşmak şart! Sadece işten atılanlar değil, çalışanların da bu konuda bir şeyler yapması için. Sadakaya muhtaç köle bir toplum yaratıldı. Bu kölelerin kendisini sömürenlere karşı çıkma güçleri kalmadı. Bu yüzyılda hâlâ Silikozis’ten konuşuyoruz. Sağlık kontrolü yapılırken hasta olduğu ortaya çıkanların işine son verilir verilmez, muhtemelen yerleri yeni gelenlerle doldurulmuştur.

Bu ülkede işçiler kendi değerini anlayıp birlik olmadıkça, sendikalar güçlenmedikçe hiçbir şey değişmeyecek. Patronlar ve sistem için senin, benim, onun hayatı sadece bir rakamdan ibarettir.

Şenol Girgin 10 yıl madenlerde çalıştıktan sonra bu hastalığa yakalanıyor. En son Eğitim Madencilikte 2 yıl çalıştıktan sonra doktor çağırıyor ve ‘seni işten atacağız’ diyor. 25 yıldır madende çalışan Uğur Aydoğdu, patronu tarafından hastalığı gizlenip, ekonomik kriz gerekçe gösterilerek işten çıkarıldığını söylüyor.  Başka bir yere yaptığı iş başvuru için sağlık raporu çıkardığında hasta olduğunu öğreniyor.

Feldspat ve kuvars madenleri camın ve seramiğin hammaddeleri. Aralarında Eczacıbaşı, Çanakkale Seramik, Kaltun Maden AŞ, AK Maden AŞ ve Belçikalı Maden tekeli OMM’nin de bulunduğu çok sayıda fabrika üretim yapmakta.

Bu fabrikalardaki üretim ilişkilerinin ortak özelliği, hiçbirinde sendikal örgütlülüğün olmayışı ve bir işçinin ortalama çalışma süresinin 7 ila 10 yıl olması. İşverenler 6 ayda bir akciğer filmi çektirip, çoğunu sendikasız ve sigortasız çalıştırdıkları işçilerin, gözden çıkarılanlarını işten de çıkarıp sorunu ört bas ediyor.

Çine’deki maden işletmeleri, Silikozis hastalığını gizliyor. Patronlar hasta ettikleri işçiyi kapının önüne koyuyor. Ellerine üç beş kuruş tazminat verip kapı dışarı ediyorlar, insanları sefilliğe mahkum ediyorlar. Çok uzun ömürleri olmuyor ama solunun cihazına bağlı bir hayat sürdürüyorlar.

2011 yılında kabul edilen torba yasada sigortalı olmayan ve silikozis hastalığı nedeniyle, meslekte kazanma gücünü en az yüzde 40 kaybedenlere, Sosyal Güvenlik Kurumunca aylık bağlanabiliyor. Aylık almaktayken ölen silikozis hastasının eşine ve çocuklarına da aylık bağlanabiliyor.

SENDİKANIN AYAK SESLERİ BİLE YETTİ

Tabi hastalığı önleyici tedbirler değil bunlar. Geçtiğimiz ay CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül ve Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer soru önergesi ve araştırma önergeleriyle maden işçilerinin yaşam mücadelesini Meclise taşıdılar. Muhalefetin Meclise taşıdığı hiçbir konuda müspet bir sonuç alındığını görmedik ama gündeme taşınmış oldu. Sonuç olarak bu madenlerde çalışan işçiler mutlaka ama mutlaka işkollarında örgütlü sendikalarda örgütlenmek zorundadırlar.

Bu işkolunda faaliyet gösteren sendikaların da hiç vakit kaybetmeden buna el atmalılar. Türk-İş’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikasının çabasını duyuyoruz. Sendikanın ayak sesleri bile çalışma koşullarının düzeltmeye yetmiş. Bazı işverenler bu fabrikaya sendika girmesin, ne isterseniz verelim demeye başlamışlar. Bundan sonra sendikaya üye oldukları için işten atılan maden işçilerinin haberlerini duyarız artık.

Hoş kalın, inançla ve dirençle kalın!

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Caner’in arkadaşları da aynı koşullarda çalışıyor

SONRAKİ HABER

Manisa'da 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...