15 Ocak 2020 05:00

​​​​​​​Rusya Uzmanı Kerim Has: Türkiye’nin attığı adımlar büyük risklere gebe

Rusya Uzmanı Kerim Has, Türkiye’nin riskli tercihlerinin, daha büyük risklere gebe olduğuna işaret ederek, bu zamana kadar Suriye’de düşülen hatalara yeniden düşüldüğüne dikkat çekti.

Hulusi Akar (solda) ve Mevlüt Çavuşoğlu (ortada) | Fotoğraf: Cem Özdel/AA

Paylaş

Çağrı SARI
İstanbul

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti sonrası, hem İdlib’de, hem Libya’da ara buluculuk görüşmelerinin başlamasına dair kararlar alındı. Hemen ardından çeşitli temaslar kuruldu. Sekiz yıl sonra Türkiye-Suriye yönetimi bir araya geldi, Libya’da arabuluculuk kararı alındı. Moskova’da Libya için kurulan masa Hafter tarafından terkedildi. 

Suriye ve Libya’ya ilişkin Moskova'da yaşanan diplomasi trafiğini sorduğumuz Rusya Uzmanı Kerim Has, Türkiye’nin riskli tercihlerinin, daha büyük risklere gebe olduğuna işaret ederek, bu zamana kadar Suriye’de düşülen hatalara yeniden düşüldüğüne dikkat çekti!

Suriye ve Libya’ya dair iki önemli gelişme yaşandı. İlkiyle başlayalım, Libya’da ateşkes için müzakere sağlanmasının görüşüleceği masadan Hafter’in kalkması ne anlama geliyor.

Hafter’in ateşkes metnini imzalamadan masadan kalkmış olmasının zannımca iki anlamı var. Birincisi, diplomasiye bir süre ara verileceği ve Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun Trablus’a yönelik yürüttüğü operasyonu hızlandıracağı söylenebilir. İkincisi, Moskova’nın ev sahipliğinde yürütülen “ince diplomasiden” ve 8 saatlik uzun müzakerelerden bir sonucun çıkmaması Kremlin’in ara bulucu statüsünün önemli ölçüde darbe alması demek. Muhtemel ki Rusya ile Hafter’i açıkça ve doğrudan destekleyen Fransa, BAE, Mısır vs. güçler arasında yeniden bir durum değerlendirmesi yapılacaktır. Zira Hafter’in bu ülkelerden gelen desteğe güvenerek masadan kalkmış olması ihtimali daha yüksek gibi duruyor. Ancak Rusya, Libya’da her halükarda güçlü olana desteğini de sürdürecektir. Bu da zannımca şu anlama gelir, kısa vadede ve söylem düzeyinde Kremlin, Hafter’e biraz mesafe koyabilir. Ancak, sahada askeri açıdan güçlü olan Hafter’in ilerleyişine kayıtsız kalamayacağı için fiiliyatta Wagner ve Rus paralı askerlerle Hafter’e resmen deklare edilmemiş desteğini sürdüreceği kanaatindeyim. Kremlin’in hızlıca Hafter karşıtı bir politika değişikliğine gideceğini veya Ankara’nın arkasında durduğu Serrac yönetimine askeri destek vermeye başlayacağını zannetmiyorum.

ANKARA ÜSTÜNDEKİ BASKI ARTIYOR

İkinci önemli gelişme Suriye ile Türkiye’nin ilk kez resmi olarak görüşme yapmış olması. Daha önce de görüşüldüğü biliniyordu ancak bu kez görüşme doğrulandı. Şimdi ne olacak?

Libya konusunda Kremlin, Ankara ile Hafter’in arkasındaki güçleri uzlaştıramadı ama Suriye meselesinde Ankara ile Şam’ı ilk defa bu kadar açıktan ve resmen masaya oturtabildi. Aslında daha önce de MİT Başkanı Hakan Fidan ile Suriye istihbaratının başı Ali Memlük’ün defalarca yüz yüze görüşme yaptıkları biliniyor. Ancak bu görüşmeler, ilk defa Moskova’daki son görüşmede resmi bir hüviyet kazandı. Zannediyorum, Rusya tarafı artık Ankara’dan, Esad rejimiyle ilişkilerinde somut ve nihai bir sonuca evrilecek normalleşme sürecini başlatmasını talep ediyor. Daha geçen hafta Şam’a gidip Esad ile görüşen Rus Lider Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Emevi Camii’ni ziyaret etmenin ilk koşulu olarak Şam ile barışmayı adres gösteriyor. Pek tabii, Türk ordusunun Suriye’de kontrolü altında tuttuğu bölgelerden çıkması noktasında da Ankara üzerindeki baskıyı artırıyor. Görüşmede Suriye Kürtlerinin konuşulduğu ve Ankara’nın pazarlık kozu olarak masaya YPG’yi sürdüğü de net. Rusya destekli Şam ise İdlib meselesi üzerinden Ankara’yı sıkıştırma gayretinde. Şam ile Kürtler arasında bir uzlaşmaya varılamaması, Türk ordusunun Suriye’deki varlığını uzatır. İdlib sorununda ise hararet zannımca öyle veya böyle her halükarda artmayı sürdürecek.

Türkiye “Darbeci Hafter” söyleminden “ara buluculuk” noktasına geldi. Erdoğan Hükümeti, bu sivri çıkıştan ara bulucu noktasına nasıl geldi? Neden geldi?

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikada “zoru gördüğünde” manevra ve söylem değişikliğine gittiği tek hadise Libya’daki Hafter olayı değil. Bundan önce de gerek uçak krizi sırasında Rusya ve Putin’e yönelik sert ifadeleri gerek ABD yönetimine dair ucu açık birçok suçlamaları gerekse Almanya’da Şansölye Merkel’e dair çıkışları sonrasında da birçok olayda defalarca bu tarz ani değişim ve dönüşümler yaşadığı biliniyor. Ancak, Hafter konusundaki “darbeci, meşru değil, terörist” gibi söylemlerini Moskova’daki Libya’ya dair ateşkes görüşmeleri sırasında değiştirmesinin asıl nedeninin Putin’in 8 Ocak’taki İstanbul ziyaretinde kendisini bu konuda uyarmasıyla ilgili olduğu kanaatindeyim. Nitekim ziyaretten Libya’da Türkiye ve Rusya’nın ortak ateşkes çağrısı çıkmıştı. Açıkçası şunu belirtmek gerekir ki, son aylarda Kremlin’e yakın Rus medyasında Ankara’nın Libya’daki silah ambargosunu drone sevkiyatı, zırhlı araç, füzesavar transferi de dahil olmak üzere deldiğine ve Suriye’den binlerce terörist ve cihatçı grubun Türkiye üzerinden hava ve deniz yoluyla Libya’ya aktarıldığına dair çarşaf çarşaf iddialar yayımlanıyor. Bu haberlerde ise bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi ile yakın çevresi suçlanırken Libya’ya silah ambargosunu deldiği iddia edilen bu kişilerin kontrolündeki silah ve diğer şirketler detaylıca masaya yatırılıyor. Dolayısıyla aynı uçak krizi sırasında Rusya’nın Ankara’yı suçlayıcı IŞİD dosyalarını BM Güvenlik Konseyine sunması ve kısa bir süre sonra Ankara’nın düşürülen uçak hakkında Moskova’ya özür mektubu göndermesi olayında yaşananlar gibi uyarıların benzerini Putin’in Libya meselesinde de yapmış olma ihtimali oldukça yüksek. Ancak sanırım, Rusya’nın da pek memnun olmadığı şekilde, Hafter’in ateşkesi imzalamadan Moskova’dan ayrılması sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hafter konusunda yeniden bir hafta önceki eski söylemine sert bir dönüş yapması da en azından şimdilik mümkün duruyor.

RUSYA LİBYA’DA HEGOMONİK GÜÇ DEĞİL

Rusya’nın hem Libya hem Suriye gündemini bir arada halletme çabasının bir anlamı var mı Libya’ya dair Rusya’nın planı ne sizce?

Rusya, Suriye’deki hegemon askeri ve siyasi güç; ABD’yle anlaşarak, Ankara’yı zorlayarak, İran’la koordineli çalışarak, Esad rejimini sahaya sürerek, Kürtleri ise korkutarak önemli kazanımlar sağlayabiliyor. Libya’da ise Rusya hegemon güç olmadığı gibi siyasi ve askeri açıdan sınırlı ve dolaylı bir varlığa sahip. Libya’da istediklerini kolayca elde edemeyebileceğini zaten Moskova’daki görüşmelerde de Kremlin yakından tecrübe etti. Sanırım, bu deneyimle birlikte Rusya, Libya’ya doğrudan müdahil olan bütün tarafların çıkarlarını daha detaylıca göz önüne alarak kendi stratejisini güncelleyecektir. Rusya’nın Libya’dan elini eteğini çekeceği kanaatinde değilim.

TÜRKİYE, LİBYA’NIN ÖTESİNDE DOĞU AKDENİZ’DEKİ ÇIKARLARINI TEHLİKEYE ATIYOR

Şimdi tüm bu Suriye ve Libya merkezli dış politikaya bakacak olursak, son gelişmeler kapsamın da Türkiye’nin elinde ne kaldı?

Aslında hem Suriye’de hem Libya’da en akılcı, temkinli ve dengeli politika yürütmesi gereken aktör Türkiye idi. Zira bu ülkelerle çok yakın stratejik, tarihi, kültürel vs. ilişkileri var. Ancak uzun süredir Suriye’de yapılan hataların benzerleri şimdilerde Libya’da yapılıyor. Halbuki aklıselim, Ankara’nın Libya’da tarafların hiçbirine bu ölçüde angaje olmadan ikisi arasında bir çeşit ara buluculuk siyaseti yürütmesi gerektiğini emrediyor. Ancak, tercih edilen politika son derece risklere gebe. Meşruiyeti diğeri kadar tartışmalı, sahadaki askeri gücü oldukça zayıf, uluslararası arenada arkasında alacalı bir siyasi desteğe sahip Trablus hükümetine bu ölçüde angaje olmak ve Hafter’e karşı Serrac yönetimine asker ve silah yardımında bulunmak, Türkiye’nin, Libya’nın ötesinde Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını da bütünüyle tehlikeye atabilecek riskler barındırıyor.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Domuz gribi belirtileri neler, virüse karşı ne yapılmalı?

SONRAKİ HABER

İptal edilen basın kartları yeniden kullanımda

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa