09 Ocak 2020 01:01

İran: dünden bugüne

Sokaklar öğrencilerin ve işçilerin sloganları ile inliyordu. Öğrenciler önemli rol oynuyor, işçi grevlerinde yer alıyor, fabrika eylemlerinde işçilerle yürüyorlardı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

E. Ava

1976 İran devrimi sürecinde üniversiteliler, liseliler ve ortaokul öğrencileri örgütlü bir şekilde “ya ölüm ya da halk için feda” sloganlarını saltanata karşı dile getiriyorlardı. Hızlıca gerçekleşen devrim süreci, saltanatın yıkımı sonrasında hareketin İslamcı karakter kazanması bugüne kadar on binlerce gencin ölümüne sebep oldu.

UZUN SÜRE SONRA KIRILAN SUSKUNLUK

İran’ın geneli önceden de inançlı kesimlerden oluşuyordu fakat İslam Devrimi diye adlandırılan bu devrim, bunu daha da yaygın hale getirdi; yasaklarla, yasalarla ve 8 sene süren İran–Irak savaşı bu eğilimi kabarttı. Irak-İran savaşında cihat dayanak gösterilerek 14-15 yaşındaki çocuklar, üniversiteli gençler sınıra gönderildi, “şehitlik” söylemleri üzerinden halka savaşın gerekliliği ajite edildi. Aslında bu savaş İran rejiminin ayakta durmasının garantisi oldu. Siyasi örgütlenmeler, siyasi faaliyetler, sendikal çalışmalar yasaklandı.

Uzun bir durgunluğun sonunda 2008 yılında cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde mevcut iktidarın (Ahmedi Nejad) karşısındaki herkes reformist adayın kazanacağını düşünüyordu. Bu aday da şeriatı destekliyordu fakat bununla beraber bazı reformları da savunuyordu. Halk da mevcut iktidardan yaka silktiği için karşısındaki aday öne çıkıyordu. Ancak seçimi diğer aday kazanınca özellikle gençler sokağa çıktı. Eylemlerin asıl öznesi üniversite gençliğiydi. Aylarca süren eylemlerde 112 kişi hayatını kaybetti ve tutuklananlar 8-10 yıl arası hapis cezasına mahkûm oldu. Bu hareket reformist liderlerin geri çekilmesi ile bastırıldı. Ama uzun zaman sonra yükselen bu eylemlerin kırılamayan tabuları ve suskunluğu kırmayı başardığını söyleyebiliriz.

HER FAKÜLTE ÖZELİNDE, FARKLI BİÇİMLERDE GENÇLER BİR ARADA

2008 sonrası 2016’ya kadar çok nadir ayaklanmalar görünse de işçi hareketi oldukça zayıf ve örgütsüzdü. Gençlik açısından ise; İran’da tüm baskı politikalarının sonucu dinden bıkmış bir nesil büyümekte idi. Üniversiteler de oldukça örgütsüzdü. Siyasi faaliyet yürütmenin yasak olduğu İran’da İran dışından bazı örgütler üniversitelerde yer etmeye çalışıyordu ancak içeriden olmadan bu zor ve ilerlemeyen bir çabaydı. 2008 sonrası üniversitelerde öğrenciler sık sık oluşumlar kurmaya başlamışlardı; her fakültede o fakültenin oluşumunda farklı profillerden ve farklı ideolojileri savunan gençler yer alsalar da oluşumlar bir örgütlenme ağı olarak kullanılmaya başlamıştı ve ortak talepler onları yan yana tutmayı başarıyordu. İran istihbaratı oluşumda öne çıkan gençleri hep tehdit altına alıyor, olur olmaz gerekçelerle ceza verip evine gönderiyordu ama gençlik haberleşme ağını kurmuştu. Haber ağı oluşturarak gizli bir örgütlenme sistemi vardı üniversiteler arasında artık.  

2015’e doğru üniversitelerde Marksist okuma grupları tekrar ortaya çıkmaya başlamıştı; dağılıp tekrar toparlanan oluşumlardan güncel konular üzerine beyannameler, açıklamalar yapılıyordu. Hükümeti baskısı öğrencilerin örgütlülüğü artsa da önüne bir set çekiyordu. Siyasi görüşü yüzünden yıldızlı öğrenci unvanı alanlar okuldan atılıyorlardı ve tekrar başka bir okula giremiyorlardı.

ÖĞRENCİLER VE İŞÇİLER REJİME KARŞI YAN YANA

İran rejimi uzun süre nükleer silah yapma amacıyla savaş sanayisine çok fazla para aktarımı yapmaktaydı. Ortadoğu’da çok baskın ve sırtı sağlamdı diyebiliriz fakat Donald Trump’ın ABD başkanı olmasıyla birlikte ABD ile ilişkileri sarpa sarmaya başlamıştı. ABD’nin güncel çıkarlarıyla bağlantılı olarak Obama dönemindeki dostça yaklaşımlar, maddi destekler ortadan kalkmıştı ve İran rejimi ile ABD’nin çıkarları çakışmaya başlamıştı. İran rejimine ABD tarafından ambargo uygulanmaya başlamıştı ve artık rejimin altından kalkamayacağı bir ekonomik kriz ülkeyi sardı. Yolsuzluklar, baskı, işsizlik, işten atılmalar ve işçilerin 8-9 ay ödenmeyen maaşları uzun bir direniş sürecini başlangıcı olmuştu. Açlık ve yoksulluktan sokağa çıkan bir halk vardı 2017’de. Ama artık reform istemiyorlardı; doğrudan rejimi hedef alıyorlardı. Bunların büyük kısmını da işçiler oluşturuyordu. Sokaklar öğrencilerin ve işçilerin sloganları ile inliyordu. 2017 eylemlerinde öğrenciler tüm dinamizmiyle önemli rol oynuyorlardı, işçi grevlerinde yer alıyorlardı, fabrika eylemlerinde işçilerle yürüyorlardı ve her fırsatta bu iki profil yan yana geliyordu. Eylemler inişli, çıkışlı devam etti. İşçilerin direnişleri hala sürerken bazı yerlerde kazanım elde ettiler.

2019’a geldiğimizde ise aralık ayında benzin fiyatının artışı ile patlayan eylemler her ne kadar bir anda gibi gözükse de yıllardır uygulanan baskıya karşı birikmiş bir mücadele ve direnişin sonucu gerçekleşti. 7 günde 370 kişinin (bazı haberlerde 1500 kişi olarak yayınlandı) ölümüne neden olan eylemler çok radikaldi. Birçok üniversitede öğrenciler işgal, boykot gibi protestolar gerçekleştirdi ve öğrenciler yeniden sokaklara döküldü. Uzun zamandır uygulanan baskı politikalarına karşı eski direnişlerin deneyimleriyle birlikte farklı bir alternatifin üniversite öğrencileri tarafından arandığını eylemlerde öne çıkan sloganlardan görebiliyoruz: “Kahrolsun emperyalizm, yaşasın sosyalizm”, “Ne askeriye, ne emlakçı, yaşasın özgür üniversite”, “Öğrenci, işçi birliktir”

Önemli merkezleri hedef alarak ilerleyen eylemler altta bir örgütlenme ağının olduğunu bize gösteriyordu çünkü kendiliğinden gerçekleşemeyecek kadar koordinasyonluydu. Birlik Direniş Konseyi’nin* çok etkin rol oynadığı barizdi. Haberleşme ağları internet erişiminin kesilmesine rağmen yeni yollarla kurulmuştu. Yazılan mektuplar ve yayımlanan videolarda gençler taleplerini vurguluyorlardı. Tahran, Tebriz, Şiraz, Babol, Tahran Güzel Sanatlar ve birçok üniversitede öğrenciler eylemler sırasında sabahladılar ve okulu terk etmediler. 5500 tutukludan haber alınamaması herkesi daha da öfkelendirdi. Öğrencilerin eylemlerdeki azmi ve kararlığının yüksek olduğunu söylesek de bu kararlı duruşu zayıflatabilecek olanın bir alternatif sorunu olduğundan bahsedebiliriz. Bundan sonraki süreçte Birlik Direniş Konseyi üniversitelerdeki ayrı haber ağlarının birbirine bağlanması ve hareketin yürütülmesi için İran rejimini devirmek ve demokratik bir devrim yapmak için güçlü bir alternatif olsa da rejimin değişimine öncülük edecek ve sosyalist bir devrimi örgütleyecek devrimci partinin varlığı açısından eksiktir.

ABD’NİN MÜDAHALESİNE HAYIR

KASIM Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi çeşitli tepkiler, tedirginlikler uyandırsa da çeşitli üniversitelerden gelen mektuplarda gençler İran halkı değil ABD tarafından bir müdahale gerçekleştirilmesini eleştirerek “Kendi kaderimizi ABD’ye bırakmayacağız” diyorlar.

*İran’daki farklı rejim karşıtı kesimlerin, farklı demokratik hareketlerin bir araya geldiği konsey.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Uzağımızda ölüm

SONRAKİ HABER

Hamas, Trump'ın "Ortadoğu Planı"na karşı çıkacaklarını açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa