06 Ocak 2020 14:35

"Ayşe Tuba Arslan cinayetinde devletin tüm kurumları sorumlu!"

Ayşe Tuba Arslan, 23 kez şikayetçi olduğu eski eşi tarafından öldürülmüştü. Avukatları ihmaller zincirini 61 sayfalık raporla ortaya koydu: Devlet Ayşe’yi saldırganın merhametine bırakmış.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Gizem ÖRNEK
İstanbul

11 Ekim 2019 günü Eskişehir’in en işlek caddelerinden Atatürk Bulvarı’nda, herkesin gözü önünde, eski eşi Yalçın Özalpay’ın satırlı saldırısına uğrayan ve 44 gün boyunca verdiği yaşam savaşını kaybeden Ayşe Tuba Arslan’ın ölümü geride pek çok tartışma bıraktı.

Evliliği boyunca şiddete uğrayan ve bin bir zorlukla boşandığı halde şiddet ve tehditlerin devam etmesi nedeniyle tam 23 kez eski kocası hakkında şikayetçi olan Arslan, yaşamını yitirdiğinde de çantasından 23. dilekçesi çıkmıştı. Artık isyan eden Arslan dilekçesinde “Ölmemi mi bekliyorsunuz” demişti. İhmaller zinciri 61 sayfalık bir raporda tüm açıklığıyla orta serildi. Rapor; devletin tüm kurumlarının bu cinayetten sorumlu olduğunu, Ayşe’nin adeta katilin merhametine terk edildiğini gösteriyor!

Ayşe Tuba Arslan cinayeti davasına müdahil olan avukatlar Pınar Çelik Arpacı, Betül Duman, Neriman Ersin, Fatma Girgin, Funda Güney, Heval Yıldız Karasu ve Ceren Koçak’ın bir komisyon oluşturarak Arslan’ı göz göre göre ölüme götüren sürece ilişkin ayrıntılı bir rapor açıkladı. Raporda Ayşe Tuba Arslan’ın şikayetleri karşısında savcılığın defalarca uzlaşmaya zorladığı, şiddet ve tehditlere ilişkin delillerin yeterince toplanmadığı, polis ve Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) memurlarının ihmalinin 6284 Sayılı Koruma Kanunu ve İstanbul Sözleşmesinin gereklerinin yerine getirilmediği, mahkemelerin diğer başvuruları ve olayları gözetmeden kopyala-yapıştır önlemlerle karar verdiği ortaya çıktı.

KARAKOL, MAHKEME, ŞÖNİM, BAKANLIK...

Raporda, Ayşe Tuba Arslan’ı ölme götüren ihmaller zincirinde dikkat çeken noktalar şunlar: 

Arslan’ın can güvenliği bakımından tehlikede olduğu konusunda adli makamların bilgisi olduğu ve onlarca başvuruya rağmen gerekli ve yeterli önlemlerin alınmadığı ortaya çıktı. Arslan için koruma kararları verildi ama kararların uygulanması konusunda hiçbir kurum görevini yerine getirmedi. ŞÖNİM tarafından bu tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takip edilmedi. Kolluk, koruma kararının uygulanması için gerekeni yapmadı. Aile Mahkemesi, etkili çözümleri seçmedi, kopyala-yapıştır kararlar dışındaki şiddeti önleme amaçlı GPS donanımı, elektronik kelepçe uygulaması gibi yollara başvurmadı. Tedbir kararları Yalçın Özalpay tarafından ihlal edilmesine karşın mahkeme sorumluluğunu yerine getirmedi. Arslan ile Özalpay arasındaki birçok davada yargılama çok uzun sürdü. Ceza davalarında hâkim sadece önündeki tek bir olay üzerinden inceleme yaptı. Arslan her başvurusunda diğer dosyalardan da bahsetmesine rağmen, sistematik şiddet görmezden gelindi. ŞÖNİM’de koruma kararlarının ve bunların infazına ilişkin bir dosya bulunmadığı, bu takibin tek dosya üzerinde yürütülmediği ortaya çıktı. Ceza davalarının birçoğu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bildirildi ancak Bakanlık avukatları dosyayı takip etmedi. İstanbul Sözleşmesi gereğince şiddet söz konusu olduğunda arabuluculuk ve uzlaştırma açıkça yasak olmasına rağmen dosyalar uzlaştırma bürosuna sevk edildi. Bu durum yeni saldırılara zemin hazırladı.

DEVLET AYŞE’Yİ SALDIRGANIN MERHAMETİNE BIRAKMIŞ

Avukatlar, tüm bu ihlal ve ihmaller zinciri düşünülerek Ayşe Tuba Arslan davasının Türkiye’nin AİHM tarafından mahkûm edildiği Nahide Opuz davasına benzediğine ve devletin yükümlülüklerini yerine getirmediğine dikkat çekti, “Ulusal makamların, Nahide Opuz davasında olduğu gibi Yalçın Özalpay’ın ölüm tehditleri karşısında tamamen pasif kaldığını ve Ayşe Tuba Arslan’ı saldırganın merhametine bıraktıkları görülmektedir” dedi.

Yetkililerin kadına yönelik şiddeti engelleme, soruşturma, kovuşturma ve cezalandırma konusunda gerekli özeni göstermediği hallerde, devletin sorumlu tutulması gerektiğini vurgulayan avukatlar, “Ayşe Tuğba Arslan, Nahide Opuz gibi -en azından- hayatta kalamamıştır. Devlet, Ayşe’yi koruyamamıştır” dedi. Türkiye’nin Nahide Opuz davasında yükümlülüklerini yerine getirmediği için toplam 38 bin tazminat zorunda kaldığını, aynı zamanda AİHM’de “kadını korumadığı için” dünya tarihinde ceza alan ilk ülke olduğunu hatırlatan avukatlar, Türkiye’nin sarsılan itibarını geri kazanmak için 2011 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’ne imza attığını ama bu sefer de sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmediğini vurguladı.

KORUMA KARARLARI UYGULANMAYACAKSA NEDEN VERİLİYOR?

Raporda Ayşe Tuba Arslan’ın defalarca yaptığı başvurularda yaşadıklarına ilişkin anlatımları dikkat çekiyor. Ayşe, bu başvurularda sürekli ısrarla takip edildiğini, tehdit edildiğini, şiddete uğradığını, yalnız başına sokağa çıkamadığını, kimi takipler ve şiddet olayları yüzünden kimi zaman etraftaki insanlardan destek isteyerek evine ulaşabildiğini anlatıyor. Koruma kararlarının uygulamadaki yetersizliği Ayşe’nin şu cümleleriyle ortaya seriliyor:

“Koruma kararına rağmen bana fiziksel şiddet uygulamaya devam ediyor, Yalçın Özalpay’dan korkuyorum, yalnız dışarı çıkamıyorum, işe bile babamla gidip geliyorum, babam olmadan yakaladığı an hakaret ve tehditlerde bulunuyor, kezzap atarım seni öldürürüm diyor, can güvenliğim yok, defalarca şikâyet etsem de sonuç alamadım, koruma kararının uzatılmasını talep ediyorum.”

BAŞKA AYŞE TUBA’LAR OLMAMASI İÇİN NE YAPMALI?

Avukatlar, ilgili kurumların, yani adalet mekanizmasının doğru işleyebilmesi ve benzer olayların bir daha yaşanmaması için önerilerini ise özetle şöyle sıraladı:

ŞÖNİM’lerde denetim sağlanmalı, önleyici tedbir kararları tek dosya üzerinden yürütülmeli, merkezlerde çalışanlara bu konuda eğitimler verilmeli. 6284 sayılı kanunda ‘şiddete uğrama tehlikesi’nden bahsedilmiş, bu tehlikenin de ne tanımından ne de nasıl değerlendirileceğinden bahsedilmemiştir. Riskin varlığı için somut veriler arama gereği, kanunun uygulanmasını geciktiriyor. Kanunun uygulanmasında kolluğun keyfi davranmasının önüne geçmek için risk değerlendirmesi konusunda bir düzenlemeye ve kolluğun eğitimine ihtiyaç var. Her karakolda 6284 sayılı kanundan doğan işlerle ilgili ayrı bir birim kurulmalı, bu dosyalarla uzman olan bu kadrolar ilgilenmeli. Bu birimlerde toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin oluşturulması için de eğitimler verilmeli. Kadına yönelik şiddet suçlarında uzlaştırmaya sevk işlemlerine derhal son verilmeli.6284 sayılı yasada pek çok önleyici ve koruyucu tedbir olmasına rağmen Aile Mahkemeleri standartlaşmış tedbir maddelerine hükmediyor. Mahkemeler her somut olaya uygun şekilde tedbir kararları vermeli. Elektronik kelepçe, GPS takip sistemi gibi teknik takip yöntemlerinin uygulanması konusunda karar verilmesi ve bu kararların uygulanması için yeterli ekipmanın sağlanması gerekli. Her adliyede kadına yönelik şiddet konusunda uzmanlaşmış yeterli sayıda savcı görevlendirilmeli. Birimler arasındaki irtibatın sağlanması, şikâyete konu eylemin bir devamlılık arz edip etmediğinin, saldırıların sayısının, sıklığının tüm birimlerce bilinmesi, gerekli önlemlerin en doğru şekilde tespit edilebilmesi için kadına yönelik şiddet dosyalarında tüm portalları ortaklaştırılmalı ve ekran uyarı sistemini sağlayacak bir teknik alt yapı hazırlanmalı. ŞÖNİM’lerde gerekli personel istihdamı sağlanmalı, cinsiyet eşitliği eğitimi almış ve kadın hakları alanında deneyimi olan avukat istihdam edilmeli. Kadına yönelik şiddet dosyalarında adli yardım kapsamında avukat ataması yapılmalı. Kadına yönelik şiddet suçlarında sanıklar hakkında haksız tahrik ve iyi hal indirimleri uygulanmamalı. Özellikle Aile Mahkemelerinde görev yapan hâkimler olmak üzere tüm ceza mahkemesi hakimlerine İstanbul Sözleşmesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin oluşturulması için üniversitelerle koordineli eğitimler verilmeli.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Kız arkadaşını darbedip yurttaşların aracını süren saldırganın tahliyesine itiraz

SONRAKİ HABER

Sağlık Bakanı'ndan koronavirüs açıklaması: Şu ana kadar sadece 1 hastada şüphe bulduk

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...