31 Aralık 2019 03:50

Yüzyirmimetrekare: Ağlamak açlıktan gelir

Kübra Yeter, Kendine Ait Tiyatro'nun "Yüzyirmimetrekare" oyununu değerlendirdi.

Fotoğraf: Kendine Ait Tiyatro

Paylaş

Kübra YETER

Hem genç ve dinamik hem de derdi olan yeni bir ekip KAT. Açılımıyla anmak gerekirse Kendine Ait Tiyatro! Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı eserine gönderme yaparak 2019 yılında kurulan tiyatro ekibi, Nazlı İnan’ın yönetmenliğini üstlendiği ilk oyunu Yüzyirmimetrekare’yle perdelerini açtı. Prömiyerini İnfiniti Sahne’de gerçekleştiren oyun iki kadının “erk”le ve erkleşmiş toplumla mücadelesini konu alıyor.

Gamze Arslan’ın “Ben Evlat Kız Evlat” ve Melike Uzun’un “İmzayı Anla(t)mak” isimli öykülerinden yola çıkılarak hazırlanan Yüzyirmimetrekare’nin oyuncu ekibini Dilan Parlak ve Nazlı İnan oluşturuyor. İkili hiç düşmeyen enerjileriyle seyirciyi bir an bile olsun oyundan uzaklaştırmıyor. Dilan Parlak, küçük bir kız çocuğunun en saf duygularını sakladığı dünyasına etkili bir yorum getirirken, Nazlı İnan da bir kadının kalabalıklar içinde nasıl da yalnızlaştırıldığını güçlü performansıyla seyirciye aktarıyor.

TEK MEKANDA İKİ FARKLI HAYAT

Oyun tek bir mekanda ve zamanda iki farklı hayatı işliyor. Bir yanda sevgisiz büyüyen ve “Bu ev yüz yirmi metre kare, mezardaki anneme yalnızlığımı kanıtlamak için oturuyorum burada” diyen bir kız evlat… Diğer yanda kocası, çocukları, kayınvalidesi tarafından ablukaya alınmış, çığlıklarını içine içine atan bir kadın… Yüzyirmimetrekare için, biriken, dolan ve sonunda da taşan bir öfkenin edebi hali desek yanılmış olmayız. Lirizmden gerçekliğe uzanan yer yer keyifli, yer yer hüzünlü bir elli dakika bekliyor seyirciyi. Günümüz toplumunda yaşayan her kadının kendinden izler bulacağı oyun, topluma yönelttiği atıfla birlikte dikkatleri üstüne çekmeyi başarıyor. Tam da metinde geçtiği gibi, genç bir kız olarak toplumun normlarına uymaya, evli bir kadınken kendine bakmaya gör, “hemen görürler bacağındaki kılı, saçındaki yağı.”

2019 yılını yavaştan geride bırakıp 2020’yi selamlamaya hazırlanırken her dönem olduğu gibi bu dönemde de kadın cinayetleriyle, türlü taciz, tecavüz ve şiddet haberleriyle devam ettik günlerimize. Bu yazı kaleme alındığı gün 408 kadının artık aramızda olmadığını biliyorduk. Kadını korumayan yasalar her gün bir arkadaşımızın daha ölümüne sebep oluyor. Devlet, çocukları kadınları korumak yerine, kadın mücadelesine ket vuruyor. İşte bu yüzden Yüzyirmimetrekare, sahnelendiği dönem itibarıyla da yer açıyor kendine. Oyunun etkili sahnelerinden birisi kız evladın komşu Saniye’yle olan hikayesi. Saniye, küçük kızı “or***u” olmakla suçlarken, annesi de aynı tepkiyi sergiliyor: “Or***u mu olacaksın başımıza!” Kadınlar, çevreyi duymazdan gelmeye çalışsa da aynı oranda evin içerisinde maruz kaldıkları şeyler büyüyene kadar bir travma yaratıyor zihinlerinde. Dilan Parlak’ın canlandırdığı kız evlat da bu şaşkınlığı “Annem, Saniye ablaya ne kadar benziyor öyle?!” diyerek ifade ediyor izleyicisine. Kadınların bu toplumda neler yaşayabileceğini en naif noktadan hatırlatmak ve bir an olsun bu gerçeği unutturmamak için metin bu yönüyle oldukça önemli.

YALINLIK DİKKATİ HİKAYEYE ODAKLIYOR

Sahnede dekor olarak seyirciyi iki adet sandalye ve iki adet kova karşılıyor. Oyunun yönetmeni aynı zamanda oyuncusu Nazlı İnan, mekanı olabildiğince minimalize etmeye çalışmış; bunda da gayet başarılı. Sahne başta tek bir alan gibi izlenim verse de bu iki sandalyenin kullanımı sayesinde karakterlerin hayatı birbirinden kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Böylelikle bu yalınlık seyircinin dikkatini hikayeye odaklıyor. Karakterlerin izleyiciye aktardığı yaşamöyküleri her ne kadar birbirinden kopukmuş gibi dursa da oyun kişileri bir diğer öyküyü anlatırken onun destekleyicisi görevinde rol alıyor.

RAP TERCİHİ DOĞRU BİR SEÇİM

Yüzyirmimetrekare’nin açılış ve kapanış sahnesinin müzikleri Etnique Punch ve DJ Scotch Egg’e ait. Son dönemde yükselişe geçen hip-hop/rap bu oyunda da kendine yer bulmuş. Anlatılan konu itibarıyla rap tercihi için doğru bir seçim denilebilir. Hareket düzeni ise Ezgi Coşkun’a ait. Oyuna yerleştirilmiş slow motion hareketler arasında zaman zaman senkron sorunu yaşansa da bu problem çok çabuk düzeltiliyor. İlk sahnelemenin verdiği heyecanı hesaba katarsak birkaç gösterimden sonra zamanlama problemi çözülmüş olacaktır. Oyunun ışık tasarımı ise Ozan Altuntaş’a ait. Metnin sergilendiği mekanın kısıtlı imkanlarına rağmen ışık geçişleri izleyiciyi rahatsız etmiyor, aksine ışıklar, oyunun akışına olumlu katkıda bulunuyor.

Her gün biraz daha büyüyen ve bizi içine çekmeye çalışan yalnızlığımıza rağmen sanat var, kadınlar var diyen ekip KAT’ın Yüzyirmimetrekare’si, Beyoğlu Kumbaracı Yokuşu’nda bulunan İnfiniti Sahnesi’nde her çarşamba seyircisini bekliyor. Saatler süren, yorucu dekorlarda sahnelen oyunlara karşılık, sadeliği ve kısa ama öz olmayı tercih eden oyun, sezon içerisinde izlenmeyi hak eden işlerden bir tanesi olma yolunda.

NOT: İnfiniti Sahne’nin yanı sıra oyun 17 Ocak 2020 saat 19.00’da Moda Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

KÜNYE:

Yazanlar: Gamze Arslan, Melike Uzun / Yönetmen: Nazlı İnan / Oynayanlar: Dilan Parlak, Nazlı İnan / Hareket düzeni: Ezgi Coşkun / Müzik: Ethnique Punch & Dj Scotch Egg / Işık tasarımı: Ozan Altuntaş / Yönetmen Yardımcısı: Seda Aracı / Afiş Tasarım: Önder Sakıp Dündar / Süre: 50 dk.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Diyarbakır'da tatlı yedikten sonra rahatsızlanan 96 kişi taburcu oldu

SONRAKİ HABER

Elazığ ve İstanbul'da Evrensel'e destek: Evrensel’in suç ortağıyız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa