29 Aralık 2019 04:12

Geleceği kazanmak, karanlıktan kurtulmak…

İşsizlik, güvencesizlik ve yoksulluk sarmalına sıkıştırılan gençler 2020’ye de ağır faturalarla giriyor.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Elif ERGİN

2018’in son aylarındaki ekonomik daralmanın 2019’a ekonomik kriz armağanını bıraktığı, 2019’un son aylarının 2020’ye ağır faturalar hediye ettiği bir dönemde dünya güneşin etrafındaki bir turunun daha sonuna geliyor.

Kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu yerküre bu hakimiyetin getirdiği yıkımların katlanarak arttığı ve bu hakimiyetin barındırdığı çelişkilerin giderek keskinleştiği yeni bir tura başlayacak bir kaç gün sonra.

Bu katlanarak artan yıkımlardan hem dünya gençliğinin hem de Türkiye gençliğinin payına çok şey düştü. ’90’ların ikinci yarısında ivme kazanan, 2000’li yılların başlarına damga vuran, neoliberal politikaların yani sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda tüm çalışma ve yaşam koşullarının hakların da gasbedilerek geriletilmesinin ‘yeni özgür dünya’, ‘huzurlu dünya’ olarak pazarlanma taktiğinin halk kitleleri ve özellikle gençlik yığınları içinde para etmemeye başladığı yıllara merhaba diyeceğiz hep birlikte.

Türkiye’deki koşullardan memnun olmayan her gencin aklından bir kere de olsa ‘Erasmus’a gitme’ planları yaptığı, ‘yaşama’ hayalleri kurduğu ekonomisi ve siyasi arenası ‘en istikrarlı’ olarak bilinen gelişmiş kapitalist ülkelerde bile üniversiteli ve liseli gençlik yığınları sokaklara dökülür, boykotlar örgütler oldular. Eğitimin paralı hale gelmesi, çalışma yasalarının değiştirilmesi ve yaşam koşullarının daha güvencesiz hale gelmesi, en güvenli denilen kuzey ülkelerinde kadına yönelik şiddet taciz, tecavüz oranlarının hızla artıyor oluşu, burs miktarlarının eğitim masraflarını karşılamaması, iktidarların baskıcı politikaları, artan işsizlik oranları Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de milyonlarca genci harekete geçirdi.

Fransa’da üniversite boykotları, Almanya’da protestolar, Şili’de okul yönetiminin engellerine rağmen okul duvarlarını yıkıp eylemlere katılan liseliler…

Metro zamlarının geri çekilmesi, güvenceli çalışma yasaları, parasız eğitim için yüz binler askeri ve polis saldırılarına karşın haklarını kazanmak için mücadele ediyor.

KRİZİN FATURASI GENÇLİĞE ÖDETİLİYOR

Türkiye gençliği de 2019’dan payına düşeni fazlasıyla aldı.

Bu payı Türkiye gençliği ekonomik kriz ile, işsizlik ile, katlanan kadına cinayetleri, tacizleri ile, emperyal savaş politikalarının sonuçları ile karşıladı. 2019 yılı tek adamın kendi politikalarına gençlik yığınlarının önemli bir oranını ikna edemediğini kanıtlayan bir yıl oldu desek abartmış olmayız. Yerel seçimlerin sonuçları, olanca baskı, sansür ve tehdide rağmen gençliğin kendince uygun bir fırsat bulduğunda ülke koşullarına itiraz seslerini yükselterek ‘susamam’ dediği, üniversite şenliklerine dokunma diyerek ODTÜ’de kenetlendiği, zam gelen kantin fiyatlarını boykot ettiği, on binlerce gencin Emek Gençliğinin çağrısı ile ‘Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız’ dediği bir yılı geride bırakıyoruz.

Ancak ekonomik krizin yükleri geride kalmıyor. Krizin yüklerinin ağırlaştığı, faturanın gençliğe ödetildiği zaman dilimi içindeyiz.

Tüm bu tablo Türkiye gençliğinin gelecekten duyduğu kaygıyı derinleştirmeye devam ediyor; ancak önceki yıllara göre daha belirgin hale gelen bir çelişki ile birlikte!

Mezuniyetten sonra iş bulma kaygısına bugünün gündelik kaygıları daha hızlı ekleniyor. Kış aylarında en düşük doğal gaz faturasını ödeme yöntemleri geliştirmekten tutalım da neredeyse orijinal kitap fiyatına kadar çıkan fotokopi masraflarını karşılayabilmeye, yurtların yemeklerine gelen zamlarla küçülen yemek porsiyonları karşısında karın doyurma taktikleri uygulamaya kadar varan liste her gün uzamaya devam ediyor.

Ekonomik krizin etkilerinin hızla ağırlaşıyor olmasının nedenlerinden biri de kuşkusuz Türkiye gençliğinin bu yükleri reddedecek, istikrarlı ve örgütlü mücadelesinin zayıflığıdır denebilir. Örgütlü bir sistem olan kapitalizmden duyulan memnuniyetsizlik örgütsüz ise bu sistemin krizinin yüklerinin karşısında hareket alanının daha sınırlı kalacağı açıktır. Oysa bize örgütlülük lazım! temel ve geniş talepler etrafında yan yana gelmek, kazanmak için ısrar etmek, mücadele etmek! Gelecek kaygısı duymaya bile fırsat bulamadan bugünü kurtarma mecburiyeti, hem gelecek kaygısının gerçek sorumlusu emperyalist kapitalist sisteme, hem de bu sistemin ekonomik krizi ile ağırlaşan yüklerine karşı müdahale etmek için önemli olanaklar sunuyor Türkiye gençliğine.

GENÇLİK SALDIRILARA KARŞI ÖRGÜTLÜ OLMALI

Birleşmenin, birlikte hareket etmenin olanakları kampüse, liseye, çalıştığımız işyerine, semte, KYK yurduna bakıldığında bile ortaya çıkabilir. Madem ki hakim sınıflar her olanağı bu faturayı gençliğe ödetmek için kullanıyor; gençlik neden her olanağı bu faturayı reddetmek üzere kullanmasın? Hakim sınıfların gençlik yığınlarına dönük 2020 planlarının karşısında gençliğin de kendi planları ile örgütlü bir şekilde çıkması gerek. Çünkü geleceği kurtarmak bugünden harekete geçmekle, örgütlenmekle, örgütlü mücadeleyi büyütmekle mümkün olacak.

Yoksa Türkiye gençliği daha ağır bedeller ödemeye devam edecek; şimdiden 3-5 yıl sonrası olarak tanımlanan gelecekte de bu bedeller daha ağır biçimde ödemek zorunda kalacak. Değiştirmek için bize bugünden ekonomik krizin yüklerini reddetmek için seferberlik lazım!

Bugünkü koşullar, somut talepler için verilecek mücadelelerin önemini ortaya koyarken çok temel bir noktaya da işaret ediyor; geleceği kazanmak, karanlıktan kurtarmak için bu mücadelelerin emperyalist kapitalist sisteme karşı verilen sınıf mücadelesi ile birleşmek zorunluluğuna. Ne diyor bu zorunluluk gençliğe?

En temel haklar ve en geniş talepler için bugün kazanılabilecekler için birleş, mücadele et, güçlen ve bu güç ile geleceğin kazanılması mücadelesine, emperyalist kapitalist sistemin yıkılması hedefine bağlan!

Bu hedefin netliğini bulanıklaştıranlara da bir çift satır yazmadan 2019’a veda etmeyelim.

 “(...)Geçmişi “masalımsı anlatı”, geleceği “imkansız varsayım”, bugünü ise “parçalı tek gerçeklik” derekesinde indirgemekle meşhur “postmodernist” şarlatanların “yok ve olanaksız” gösterdikleri devrimci ve değiştirici eylem, kolektif “kimlik” bedeniyle de “sahada”dır! Sorunu bir şeyin varlığına ve olabilirliğine “inanmak” ya da “inanmamak” sınırlarında indirgeyenlerin açmazı, nesnel olguları tek yanlı ve burjuvazi yararına değişmez gösterirken, “kanlı-canlı insan unsuru”nun toplumsal kimliği etrafında şekillenen ilişkilerin burjuva ötesi ve burjuvasız ve öyleyse sınıfsız bir dünyanın kurulabilir olmasını -bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır- görmemeleridir. (...) Onların sorunu, sömürü ve baskı sisteminin kendi yıkıcı kuvvetlerini yaratmaya mahkumiyetini görmemeleri ya da görmek istememeleridir. Bu “hastalığın panzehri” kitle pratiği; kitlelerin kendi talepleri için savaşmayı göze alarak ayağa kalkışlarıdır. (...) ) (*)

Örgütlü mücadelenin ve değiştirmenin senesi olarak örgütlemek üzere 2020’ye bir merhaba diyoruz şimdi!

(*) https://teoriveeylem.net/2019/12/%ef%bb%bfkitle-baskaldirilari-ve-isaret-ettikleri/

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Göçmenler üzerinden kutuplaşan dünya ve yeni bir yol

SONRAKİ HABER

EMEP heyeti Elazığ'da incelemede bulundu: Hamaset söylemi can kaybının önüne geçemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa