29 Aralık 2019 04:29

Göçmenler üzerinden kutuplaşan dünya ve yeni bir yol

Uluslararası işçi sınıfının, özünde iki burjuva kanata dayanan “göçmen kutuplaşması” karşısında yeni bir yol açması gerekiyor. Peki nedir bu yol?

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

Donald Trump 2016 seçim zaferini ilan ettiğinde en çok gerilen kesimlerden biri de göçmenlerdi.Trump’ın sözlerini hatırlayalım: “Bunlar asla kendi kulübelerine dönmeyecek insanlar...Uzun zamandır koruduğumuz hayvanlar... Ülkemizi çalanlar...”

Güney Amerika’da uyuşturucu çeteleri, darbeler ve yoksulluktan bunalan halklar Trump’ın dehşet sözlerine aldırmadan yürüyüşe devam ettiler. 2017 yılında sadece Guatemala, Honduras ve El Salvador’dan 300 bin insan yola çıktı.Küçük Alisa da onlardan biriydi ve Meksika-Teksas-Massachusetts hattında yaşadıkları şöyleydi:

“Bizi buz gibi bir odaya aldılar. Oraya hielara dendiğini öğrendim, İspanyolca buzluk demek. Alüminyum battaniyeler verdiler ve sayılıp işlemlerimizin yapılması için sıraya girmemizi söylediler. Aynı gece bir arabaya bindirilip perrera denen bir yere götürüldüm, köpek barınağı demekti. Zincirlerle bağlanmış parmaklıların farklı bölümleri ayırdığı kocaman bir depoydu, kafeste bir köpekmişsiniz gibi hissettiriyordu…” (1)

2018’de göç adeta Amerika kıtasında patladı! Göç Karavanı yürüyüşü bütün dünyanın gündemiydi artık. Trump tehdidi üst seviyeye çıkardı:“Meksika’dan bu saldırıyı durdurmasını istemek zorundayım. Eğer kabul görmezse, orduyu çağırıp güney sınırını kapatacağım.”

***

Trump’ın göçmenlere tehdidi iç kamuoyundaki desteği yükseltmekle kalmadı, ucu Washington’a saplanmış ırkçılık pergelinin dünyayı baştan başa çizmesini sağladı. “Aşırı sağ” ya da şovenizm modern görünümünü göçmen karşıtlığı üzerinden tanımlayarak yükselişe geçmişti artık. Avrupa gericiliği bu akıma dünden razıydı. Suriyeliler ve Afrika göçü karşısında“medeniyet ilkelerini”geride bırakan AB için Trump’ın bu çıkışı bir fırsattı.

İlginçtir: Trump “ABD’yi yeniden yaratmak” istiyor,göçmenleri ulus için varoluşsal bir tehdit olarak görüyordu! Oysa hem“yeni dünya”nın (Amerika) hem de Avrupa’nın inşasında göçmen emeği ve Afrikalı kölelerin kanı vardı. Belçika’da siyahi ailelerin“insan hayvanat bahçesi”nde sergilenmesi 1950’lere kadar devam etti.İkinci dünya savaşı sonrası harap Almanya’nın ve bitap Avrupa’nın ayağa kalkmasında da “misafir işçiler”in emeği tartışılmazdı.

***

Son dönem tepkilere baktığımızda göçmenler üzerinden dünyanın ikiye bölündüğünü söyleyebiliriz: Bir yanda Trumpçılığın arkasına dizilmiş sağcı liderler ve ulusal şovenizm. Diğer yanda (Aşırı sağın yükselişine de tepki olarak) göçmenlere sahip çıkmaya çalışan sol liberalizm. Bu bölünmenin en dramatik örneklerinden biri de İngiltere. Zira AB yükünden ve ada emekçilerine fatura edilen ek bütçeden kurtulmak isteyen yoksullar,seçimi Brexit finali olarak gördüler. Johnson’a desteğin arkasında sınıf eksenine oturmayan çarpık göçmen karşıtlığının da payı vardı. Britanya seçim sonuçları, küresel mevzuyu yeniden tartışmaya açtı: Sol, göçmenlere sahip çıkarak daha ne kadar seçim yenilgisi alacaktı?Sosyal demokratlar/sosyalistler işçilerin desteğini almak için göçmenlere mesafe koymakta gecikmemiş miydi? vs.

Yanıtlayalım: Sağ popülizm yükseliyor diye göçmenleri hedefe koyanher sol akım emekçileri en fazla sosyal şovenizm saflarına kazanabilir! Liberalizm ise ulusal şovenizmi durduracak kudrete sahip değil. Çünkü o, göçmen karşıtlığının karşısına “göçmen girişimciliği”, “göçmenlerle kalkınma”, “demografik büyüme”, “yeni iş gücü” gibi söylemlerle çıkıyor!Oysa bu liberal söylemler, göçmen emeğini kapitalist entegrasyona bağlayacak ve sendikal kazanımları baskılayacak bir sermaye programına işaret ediyor.

Projeksiyonu Türkiye’ye çevirdiğimizde ise şunu görüyoruz: Neoosmanlıcı dış politika ile 5 milyon mülteciyi demografik siyasetin aracı haline getiren AKP, düzensiz göçmen emeği sömürüsünden kayıtlı/düzenli sömürüye geçiş sancıları yaşıyor. Milenyum çağının mobil iş gücü olarak göçmenler, yerli burjuvazinin de can simidi. Hele de ekonomide kriz sirenleri çalarken. AKP’nin “güvenli bölge”stratejisine de bu gözle bakmakta fayda var. Zira “extra-territorialization” diye adlandırılan sınırların dışsallaştırılması planı,kapitalizmin küresel kalkınma programından besleniyor.Öyle ki, göçmen emeğini kaynağında yetiştirmek/ sömürmek üzere mültecileri geri itmeyi hedefleyen küresel bir plan bu.

Dolayısıyla uluslararası işçi sınıfının, özünde iki burjuva kanata dayanan “göçmen kutuplaşması” karşısında yeni bir yol açması gerekiyor. Peki nedir bu yol? Mültecilere ve göçmenlere sadece insan hakları ve destek penceresinden bakmanın yetersiz olduğunu görecek bir yol bu. Burjuva ulusal sınırlara bakmadan, göçmen işçilerle yerli işçileri eşit hak temelinde ve enternasyonal bir sınıf mücadelesinde birleştirecek bir yol. Ve elbette her şeyden önce bu yolun önünü “sınıf mücadelesi siyaseti” açacak. Çünkü o veciz sözde ifade edildiği gibi “Göçmen hakları özünde işçi haklarıdır.” (2)

Son söz: Şili, Kolombiya, Lübnan, Irak, Fransa ve diğer ülkelerde baş gösteren halk isyanları, işçi grevleri göçe kaynaklık eden emperyalist/kapitalist politikalara meydan okuması bakımından 2020’ye umut veriyor.

1-”Yersiz Yurtsuz” - Malala Yusufzay (Epsilon Yayınları)

2- “Altüst Olmuş Dünya mı?” (Notabene Yayınları) - Adam Hanieh’in Küresel Göçün Çelişkileri makalesi.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Latin Amerika’da isyanın 2019’u: Halk hareketlerinin güç ve moral kazandığı yıl

SONRAKİ HABER

EMEP heyeti Elazığ'da incelemede bulundu: Hamaset söylemi can kaybının önüne geçemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa