29 Aralık 2019 04:14

Ortadoğu yeni bir yıla daha sancılarla giriyor

Hediye Levent çatışmalara, halk ayaklanmalarına, pazarlıklara sahne olan Ortadoğu’nun bir yılını yazdı.

Fotoğraf: AA

Paylaş

Hediye LEVENT

İran’dan Kuzey Afrika’ya kadar neredeyse bütün bölge ülkeleri 2019 yılına çatışmalarla, kitlesel gösterilerle, ümitsizlikle ve belirsizliğin getirdiği huzursuzlukla girmişti. Bölgedeki şartlar gösteriyor ki, 2020 yılı bir öncekinden daha iyi olmayacak. Yeni yıl da önceki yılların bakiyesi ile birlikte daha da büyüyen, karmaşıklaşan yeni krizlerle gelecek.

Bölgedeki her ülkenin kendine has şartları, dinamikleri ve huzursuzlukları var. Bir yazıda her bir bölge ülkesini mevcut durumunu ve olasılıkları ele alarak değerlendirmek mümkün değil. Ancak, 2020 yılında büyük çalkalanmalar yaşaması muhtemel ülkelere genel bir bakış atmak bölgede yaşanacaklara dair ipuçları verebilir.

Aslında uzun bir süredir huzursuz olan ve 2019 yılının son aylarında bir kez daha kitlesel gösterilere sahne olan İran’dan başlayalım. İran ABD’nin başını çektiği yaptırım politikaları, Suudi Arabistan gibi ülkelerle bölgesel çekişmeleri ve yolsuzluk gibi yerel sebeplerle giderek derinleşen bir ekonomik kriz yaşıyor olsa da İran’daki her gelişme bölge ülkelerini doğrudan/dolaylı etkiliyor. Bölgedeki birçok ülke gibi İran’daki kitlesel gösterileri, halkın huzursuzluğunu, şiddete dönüşen öfkeyi dış politika ve dış müdahale gibi faktörlerle birlikte ancak bu faktörlerin kitleleri sokağa döken gerçek sebepleri gölgelemesine izin vermeden değerlendirmek gerekiyor.

Suriye dahil bölge ülkelerinde yaşanan krizlerin sadece yolsuzluk, yönetim biçimi gibi iç veya yaptırım, dış müdahale gibi dış sebeplerle değerlendirildiğine sıklıkla rastlıyoruz. Bu durum, ‘Dış müdahaleye müsait bir zemin hazırlayan yerel şartları’ silikleştiriyor ya da ‘insan hakları vb. gerekçelerle söz konusu ülke halkının vasisi olarak ortaya çıkıp müdahaleyi meşru görme’ yolunu açıyor.

2020 yılında da bir taraftan enerji ve bölgesel güç çekişmeleri gibi sebeplerle İran üzerindeki yaptırımların ve baskının arttığına şahit olacağız. Diğer taraftan da ‘Eski söylemlerden ve yöntemlerden vazgeçmek istemeyen’ İran yönetiminin direncini izleyeceğiz gibi görünüyor. İran yönetiminin halkın taleplerine, çağın şartlarına göre şekillenmiş bir değişim sürecine kapı aralaması artık şart ancak bu sürecin başlatılması da ülke içindeki yapı, devlet sistemi ve bu sistemin üzerine inşa edildiği esaslar düşünüldüğünde çok kolay değil.

2011 yılında başlayan Arap Ayaklanması yıllar süren/sürecek olan kanlı bir dönem olsa da bölge halkları açısından olumlu gelişmeleri de tetikledi.

Halkın yönetimleri değişime zorlama gücü olduğu gibi gerçekler genişçe bir kitle tarafından anlaşıldı. ‘Korku duvarlarının yıkıldığını’ söylemek için hâlâ erken ancak sokaklara inen kitlelere bakıldığında çoğunun genç, yeni çağın nimetlerinden haberdar ve asla sadece verilenle yetinmeyecek bir profil sergilediği açık.

Yine ayaklanma dönemi henüz organize olmamış, hatta tam olarak şekillenmemiş yeni akımlar, düşünce biçimleri, sorgulayan yaklaşımlar da getirdi. Artık kadınların daha fazla ön planda olduğunu, gençlerin mevcut yönetimleri rahatsız eden sarkastik söylemlerle öne çıktığını, yüzyıllardır bölgeyi zapturapt altında tutmayı sağlayan din ve mezhep esaslı söylemlerin daha yüksek sesle sorgulanmaya başlandığını görüyoruz.

İran da bütün bölgeye yavaş yavaş yayılan yeni dönemden azade değil. Artık her şeyi dış müdahale ile açıklayan resmi söylemlerin büyük kitleleri kontrol altında tutmaya yetmeyeceği açık.

Ancak Arap Ayaklanması aynı zamanda bölgeye yeni güç çekişmeleri ve yeni müttefiklik ilişkileri de getirdi. Bölge ülkeleri ABD ve Rusya gibi güçlerin de dahil olduğu bu yeni dönemde artarda hamleler yapmaya devam edecek ve her bir hamle az çok bölge halklarını etkileyecek.

Muhtemelen mücadele fırsatlarına ek olarak iç ve dış şartların birlikte yarattığı kaotik durumun bölgedeki en somut örneği Irak.

Irak, ABD işgalinden önce de huzursuzdu ancak insan haklarının sözünün bile geçmediği ülkede işleyen bir devlet sistemi, ekonomi, günlük hayat vardı. Hepimizin gözünün önünde insan hakları ve demokrasi söylemleri ile gerçekleşen işgalden geriye kurumsal yapısı çökmüş, etnik/dini/mezhebi çatlakların keskinleştiği, ABD-Rusya/Suudi Arabistan-İran gibi güçlerin enerji kaynakları için açıktan mücadele ettiği bir ülke kaldı.

Irak sokakları da epeydir huzursuz. Kitlesel gösteriler kanlı müdahalelerle şiddete dönüştü. Yine de Irak için oldukça şaşırtıcı olacak şekilde her din ve mezhepten insanın katıldığı gösteriler zaman zaman durulsa da bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor. Şimdilik Bağdat hükümeti öfkeli kitleleri sakinleştirecek ama aynı zamanda Irak sahasında bilek güreşi yapan tarafları da kızdırmayacak yeni isimler, formüller arayışında. Bir tarafta ABD’nin diğer tarafta İran’ın olduğu böylesi bir arenada ‘Kimseyi kızdırmayacak hatta mümkünse memnun edecek’ bir formül bulunması oldukça güç.

Diğer taraftan ABD işgali döneminde yerle bir olan kurumsal yapının yeniden inşa edilmesi, çok başlılığın ortadan kaldırılması, yolsuzluk gibi ülkeyi kemiren olgularla mücadele edilmesi, bugünlerde din/mezhep/etnik aidiyet üzerinden ifade edilen kimliğin herkesi kapsayacak şekilde yeniden oluşturulması gerekiyor. Ülkeyi yönetenlerin böyle bir isteği, iradesi var mı; muhtemelen yok, olsa da çok güçlü değil. Zaten on yıllardır devam eden yıkımın, kaosun ardından yeni yeni gözlerini açan, yaralarını sarmaya başlayan Iraklıların birlikte hareket etmeye başlamaları ve taleplerini belirleyip ortaya koymaları için de zamana ihtiyaçları var gibi görünüyor.

Suriye’deki durum Irak’takine nispeten daha belirgin. 2011’e kadar tek partili sistemle, yolsuzluğun bütün ülkeyi sardığı şeffaflıktan uzak bir anlayışla yönetilen Suriye vekalet savaşı ile büyük ölçüde harap oldu. 2017’de vekalet savaşının kanlı kısmı bitti ancak bu savaş anayasa komitesi gibi ‘araçlar’ üzerinden daha uzunca bir süre devam eder gibi görünüyor.

Suriye, kendi içinde başka bir sürecin eşiğinde duruyor. Ya eskinin güvenlikçi söylemleri ve politikaları ile devam edilecek ve bir kez daha ‘güvenlik mi demokrasi mi?’ gibi iki uçtan birini tercih etmeye zorlanacak insanlar ya da yeni bir Suriye’nin inşası başlayacak.

Ülke üzerindeki ekonomik yaptırımlar bütün boyutları ile toparlanmayı güçleştirirken yorgun halkın yükünü ekonomik kriz, işsizlik gibi darbelerle ağırlaştırıyor. Aynı zamanda ülke içinde yıllar süren kanlı savaşın temel sebeplerinden biri olan yolsuzluk gibi olgularla mücadele için hâlâ ciddi adımlar atılmadı.

Suriye’de de insanlar huzursuz. Silahlar sustu denilebilir ancak kansız yeni savaştan nasıl bir Suriye çıkacağı hâlâ belirsiz.

2020 yılına protestolarla giren bir başka ülke Lübnan. 1990 yılında biten iç savaşın ardından hayata geçirilen mezhep esaslı sistemin kıskacından kurtulamayan bölgenin bu küçük ülkesinin çıkış bulması pek kolay görünmüyor. Lübnan, kamu ve özel sektörün din ve mezhep esasına göre taksim edildiği, şeffaflıktan uzak, yolsuzluğun herkesi sardığı, iki zıt blokun domine ettiği siyasi yapıya esir olmuş ve daha da kötüsü ülkeyi iç savaşa sürükleyen hayaletlerin hâlâ sokaklarda dolaştığı bir ülke. Lübnan’ın 2020 yılında sorunlarını çözüp huzura kavuşması çok olası değil ancak gösterici profili ve eylem yöntemleri Lübnan’daki huzursuzluğun bölgenin diğer ülkelerine nispeten daha az hasarla atlatılabileceğine dair umut veriyor.

Lübnan’ın düşman komşusu İsrail’de henüz kitlesel gösteriler yok, olur mu bilinmez ancak ülkenin neredeyse sembolleşmiş isimlerinden Binyamin Netanyahu’nun ve liderliğini yaptığı hareketin durumu pek iç açıcı değil. Bir kez daha erken seçime giden İsrail’de siyasi istikrarın sağlanıp sağlanamayacağı belirsiz.

2020’de küçüklü büyüklü sarsıntılar yaşaması muhtemel ülkeler arasında Ürdün’ü, Mısır’ı, Suudi Arabistan’ı ve körfez ülkelerini de saymak gerekiyor.

Yemen’de hâlâ savaş devam ediyor ve yıkımın boyutları pek gündeme gelmiyor ancak tam anlamıyla bir insanlık trajedisinin yaşandığı açık. Yemen’deki savaşa saplanmış durumda olan Suudi Arabistan’ın çıkış için arayışları yoğunlaştı. Savaşın diğer tarafında perde arkasında olan İran’ın başı hem yaptırımlarla hem de iç huzursuzlukla dertte. Belki bu durum 2020’de Yemen’deki savaşı durdurmaya, en azından silahları susturmaya yardım edebilir.

Yeni yılda muhtemelen en çok konuşacağımız ülkelerden biri Libya olacak. Zengin yer altı kaynaklarından pay kapma çekişmesi, hâlâ devam eden bölge ülkelerinin yanı sıra Rusya ve ABD’nin dahil olduğu iç savaş ve konumu itibariyle Akdeniz’deki gaz yatakları mücadelesinin tarafı olması gibi sebeplerle Libya zorlu bir dönemin daha eşiğinde.

Kısacası, 2020 yılı hoş gelmeyecek.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

2020 yeni mücadeleler vadederek geliyor!

SONRAKİ HABER

Esenyurt'ta mobilya imalathanesinde yangın: 3 işçi dumandan etkilendi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa