01 Aralık 2019 04:17

Şair ve yazar Nalan Çelik: Kartal yaşasın, ayak izlerimiz silinmesin

Nalan Çelik’le derlediği “Kartal Öyküleri”ni konuştuk. Kitabın Kartal’daki güzelliklerin yitirilişine bir ağıt olduğunu söyleyen Çelik, “Kartal yaşasın, ayak izlerimiz silinmesin” diyor.

Fotoğraf: Kadir İncesu

Paylaş

İsmail AFACAN
İstanbul

Nalan Çelik çok yönlü bir edebiyatçı. Daha çok şairliğiyle tanıyoruz, bu özelliğine öykücülüğü ve inceleme yazarlığını ekleyebiliriz. Nalan Çelik bu sefer “Kartal Öyküleri”yle karşımıza çıktı. “Hadi arkadaşlar bir efsane yaratalım, Kartal temelli kalsın” diyerek...  15 yazar bir araya geldi ve “Geri dönüşümü olmayan Kartal’ı öykülerle kurtarma çabası”na girişti.

Nalan Çelik’le derlediği “Kartal Öyküleri”ni konuştuk. Kitabın Kartal’daki güzelliklerin yitirilişine bir ağıt olduğunu söyleyen Nalan Çelik, “Kartal yaşasın, ayak izlerimiz silinmesin” diyor.

İstanbul’un Kartal ilçesinde geçen öykülerden oluşan derleme kitap hazırlama fikri nasıl ortaya çıktı?

Yaşar Kemal’in 1957’de Varlık Yayınları’ndan yayımlanan kitabı Peri Bacaları’nda, Mustafa’ya şöyle der: “İnsanlar bu diyarda gece gündüz efsane yaratırlar. Bu köyden, peri bacaları ormanının dolaylarındaki öteki köylerden yüzlerce peri efsanesi derleyeceğim.” Mustafa’ysa köylülerin okumuş yazmış olduklarını, efsanelere inanmayacaklarını söylediğindeyse: “Efsane insanoğlunun içindedir. Ölüm gibi, ayrılık gibi, korku gibi temellidir insanda” yanıtını alır.  Zamanımızda temelli olan şeylerin ‘Toki bacalarına’ evrildiğinde efsaneye ne olur sorusunda, Kartallı arkadaşlarla sahilde otururken, “Hadi arkadaşlar bir efsane yaratalım, Kartal temelli kalsın" dedim.

Kitapta 15 şair ve yazarın öyküleri var. Bu isimleri nasıl belirlediniz?

Kartal’ı iyi bilen, sokaklarını, değişen sokak adlarını, parklarını, ağaçlarını, kediler ve martılarını kendine yoldaş etmiş Kartallı birkaç yazarın öyküleri yer aldı. Geçmiş yıllarda Kartal’a yolu düşmüş, bir süre yaşamış yazarların öyküleri de yer aldı. Kartal’da hiç yaşamamış yazarların kurgu öyküleri çoğunluktaydı. İsim belirlerken öykü yazdığını bildiğim öykülerini okuyup sevdiğim ya da şiirin yanı sıra öykü de yazabilen yazarları aradım. Araştırma yaparken Zürih’te yaşayan Engin Günay’ın Nota-Bene Yayınlarından Kartelimeni romanını görünce Facebook’tan arkadaşlık teklif ettim, o da öyküsüyle katkıda bulundu. Kimi hiç yaşamadığı bir mekanı kurguyla yazamayacağını söyledi, kimi başka bir çalışma içinde olduğunu, kimi sevinçle karşıladı ve ilk semt öyküleri çalışması yapıldı.

Yazarlar, öykülerinde Kartal’ı nasıl anlattı. Okuyanlar öykülerde nasıl bir Kartal’la karşılaşacak?

Öykülerde Kartal’ın geçmişindeki Yalova Vapurları, denizin dibindeki çay bahçeleri, sahilde boy veren altın renkli nohutlar, altın-gümüş parıltılı kumlar, cetvel gibi dümdüz olmayan kıvrımlı sahil, zeytinlikler, asma bahçeleri, hasır sepetlerde üzüm taşıyan kasketli emekçiler, gecenin konuşkan yazlık sinemaları, balıkçı barınakları, Kartallı Kâzım, Neyzen Tevfik, taklacı yunus sürüleri, unutulmuş çiçeklerle bezeli bahçe içinde tek katlı evler, ray bekçisi-kır bekçisi gelincikler, taze görünsün diye solungaçları boyanmamış balıklarını ağır ağır yerken birbirlerinin gözlerine bakarak sohbet eden insanlar, cep telefonsuz, kornasız, trafiksiz, egzoz dumansız… Ihlamur, iğde, leylak, saat çiçeği kokusunda temiz bir hava ve bunların yitirilişinin tanıklığında ağıt. Bilgisayar ekranlarındaki geri dönüşüm kutusunu yaratan sistemin kandırmacasında, geri dönüşümü olmayan Kartal ya da dünyamızı öykülerle kurtarma çabası.

Sizin de kitapta bir öykünüz yer alıyor. Öykünüzde Kartal’ı nasıl anlattınız, biraz bahseder misiniz?

Düş kurmayı unutmuş, yaşadığı mekanının, insan davranışlarının değişimine duyularını kapamış, milli piyango hastası bir kadının, Kartal’a ilk kez gelmiş minibüs yolcularından Kevser’in yüksek sesle: ‘Abla ya, Kartal’ın çarşısı dağların eteğindeymiş.’ Yorumuyla… Düş kurmayla, düşünme arasında zaman zaman geçmişe, güne dönerek Kartal’ın değişimini sezdirirken, coğrafyamızın, dünyanın, insanın değişimi, banka ve konut kredi borçları arasında emekliliğini sürekli hesap yaparak geçiren kadının, maddi-manevi yoksullaştıran bu hızlı değişimle (eril-kapitalist sistem), ancak milli piyangodan para çıkarsa baş edebileceği kandırmacasındaki akıp giden günler. Biz ne zaman düş kurmayı unuttuk sorusu.  

Kartal’ın sizin hayatınızdaki yeri ve anlamı nedir?

Kartal benim için balıkçı Kartelimeni’nin emaneti. Kartallarını (Aetos) yitirmiş olsa da, çocukluğumun ilk kır gezisi Aydos Ormanları, çeşmelerinden buz gibi sular akan İstanbul’un kliması Ayazma’nın zamana direnen çınar ağaçları altında dört mevsim omuzunuza bir hırka, şal atarak oturup, Yalova’yı, adaları, Kadıköy’e kadar sahil şeridini bir sinemanın locasından martıların kahkaha seslerinde izlemekten bıkılmayan manzara.  Plaj adlarıyla anımsadığım, patlak bir topla yüzmeyi öğrendiğim sahil. Parlak kumlarında, üzüm, karpuz yiyip, ilk arkadaşlıklarımı kurduğum, ilk çocukluk aşkıma kumdan denizkızları yaptığım sahil. Bir zamanlar daha uzaklarda, ulaşılmaz gibi görünen adalara bakıp, yüzsem oradayım acısıyla sahil boyunca Kadıköy’e kadar savaş açmış bir beton ordusunun, biraz daha ilerlemek için tetikte nöbetini takip etmek. Nasıl durdurabilirim-biliriz planlarında acı çekmek.  Kartal benim için 15-16 Haziran 1970, Türkiye işçi sınıfının en büyük yürüyüş eylemine babamın da katılımıyla tanıklık ettiğim onur duyduğum semt. Kartal Neyzen Tevfik’in neyindeki başkaldırı.  Kartal benim için bir zamanlar duvarında ‘kader’ yazan Notre Dame kilisem. Victor Hugo romanının giriş yazısında ‘kader’ sözcüğü belki duvardan silinir, belki de kilise yanabilir, benim romanımla kilise hep yaşayacak der. Kartal yaşasın, ayak izlerimiz silinmesin diye yaptığım bir çalışmadır. 

ON ALTI GÖÇ HİKAYESİ GELİYOR

Son dönemde derlemeler hazırlıyorsunuz. “Kaynana Şekeri” isimli bir derlemeniz daha var. Derlemecilik nasıl gidiyor. Yeni derlemeler var mı?

Şiir benim için ağacını aramaya çıkmış kiraz kuşu, bitmeyen meraklı yolculuk. İncelemeleri heyecanla yazıyorum. İrdeleyeceğim konuya uygun edebi yolculuğunu dikkatle ve severek izlediğim yazar arkadaşların, şiir-öykü-romanlarından alıntılar yapıyorum. Bu da bir dayanışma çeşidi benim için.  ‘Kaynana Şekeri’ on sekiz yazar kadının eril-kapitalist sistem içindeki kadının kaynana-anne-kadın-çocuk-erkek-baba-insan olma hallerini anlatan öyküler. Pek bilinmeyen, kutlanmayan ‘15 Haziran Kaynanalar Günü’ne adanmış ilk çalışma.  2019 yılının ilk on ayında 380 kadın katledilmişken, ‘ne erili-ne sistemi’ diyenlere bir uyarı, bir silkeleme çalışması. On sekiz kadının birlikte bir çalışma yapabilmesi de bir dayanışma ve mücadele şekli.

Yeni çalışmalarım elbette var. Öykü dosyam ‘Hadi artık gör beni ve toparla’ diyerek uzunca süredir bekliyor. Kurgusu bitmek üzere olan ‘Türkiye’den Fransa’ya göç hikayeleri’ Strasbourg Üniversitesi Edebiyat Öğretmeni Rahime Sarıçelik’le hazırladığımız on dört üniversite öğrencisi, Rahime ve benim öykülerimden oluşan on altı göç hikayesi, üniversitenin farklı hocalarının da üç yazıyla katkı sundukları bir çalışma. Sirkeci’den kalkan bir trenden el sallayan işçilerin, özellikleri kadın işçilerin insan kalma-emekçi olma mücadeleleri. 2020 yılı başında yayımlanmış olabilir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İstanbul’da sempozyum: Lenin kadar devrim de güncel

SONRAKİ HABER

Asgari ücretlinin sofrasından 5 kg et, 41 kg tavuk, 50 kg pirinç, 15 kg zeytin azaldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa