25 Ekim 2019 03:19

Ze Tijê grubu üyeleri: Yalın ayak da olsa birlikte yürümek güzel

Ze Tijê müzik grubu üyeleri yeni albümleri "Ur"u Evrensel'e anlattı.

Paylaş

Hüseyin POLAT

Ze Tijê, 2007 yılında İstanbul’da kuruldu. Ze Tijê, Zazacada “Güneş Gibi” anlamına geliyor. Kürtçe ve Türkçe şarkılar seslendiren grup son olarak sevenlerinin karşısına “Ur” isimli albümle çıktı. Söz ve besteleri gruba ait olan albümde bir de Jehan Barbur’la bir düet yer alıyor.

Ze Tijê grubunun üyeleriyle yeni albümleri Ur ve müzik anlayışları üzerine konuştuk. Ur’un bir şehir hikayesi olduğunu söyleyen grup, albümde “Hem tarih boyunca hem de günümüzde gördüğümüz şehre dair dertlere, kavramlara ve toplumun ‘hastalıklarına’ değinmeye çalıştık.” diyor. 

‘Ze Tije’nin hikayesi nasıl başladı? ‘Ze Tije’ ne anlama geliyor? 

Adnan Akdağ: Ze Tije 2007’de ben, Ali Doğan Gönültaş ve Caner Yılmaz tarafından İstanbul’da kuruldu ve grubun ismi Zazaca “güneş gibi” anlamına geliyor.

Grup üyeleri ve grubun müzik tarzı ile ilgili biraz bilgi verir misiniz?

Gamze Yılmazel: Grup şu an basgitarda Serhat Ayebe, davulda ben (Gamze Yılmazel), gitar, vokal ve curada ise Ali Doğan Gönültaş ve Adnan Akdağ’dan oluşuyor. Fakat albüm kayıtları sırasında ben gruba dahil değildim, albümdeki davul kayıtlarını şu an yurt dışında olan Ali Bicerikli çaldı. Ben gruba katılmadan önce de bir Ze Tije dinleyicisiydim. Parçalarda geleneksele yakın bir soundun olduğunu ama bunun genelde dinlediğimiz, bu coğrafyaya ait müzik yapan sanatçılardan da farklı olduğunu düşünürdüm. Hatta bu yüzden de belki biraz dar bir kitleye hitap ettiğini fark ettim çünkü bu müziğin amacını da algılamak gerekiyor. Yeni albümde ise bu soundun biraz daha gitar-davul-bas müziğine yaklaştığını ve bir değişim olduğunu duymak mümkün. Bu belki eski parçaları tercih eden bazı dinleyiciler için hayal kırıklığı, bazıları için ise bir gelişme olacaktır. Gruba dahil olduktan sonra arkadaşlarımın bu yaklaşımlarını “deneyimsel müzik” olarak nitelendirdiğini öğrendim ve bunun bir parçası olmak benim için hem öğretici hem çok keyifli.

Yeni bir albüm hazırladınız. İsmi ‘Ur’...  Neler söylemek istersiniz?

Serhat Ayebe: Ur’a bir şehir hikayesi olarak yaklaşıyoruz. Şehirlerde var olan bazı urları inceliyoruz. Bu isim, aynı zamanda tarihte ilk şehir olarak bilinen Uruk’a da bir göndermede bulunuyor. Urun hem hastalığı belirtmesi hem de tarihte inşa edilen ilk şehrin adı olması, bu noktada, bir ses benzerliğini ötesine gidiyor olmalı. Kısacası, hem tarih boyunca hem de günümüzde gördüğümüz şehre dair dertlere, kavramlara, toplumun “hastalıklarına” değinmeye çalıştık.

Dinleyicileri nasıl şarkılar bekliyor?

Gamze Yılmazel: Albümde yer alan 10 parçanın söz, müzik ve düzenlemeleri bize ait. Zazaca, Türkçe ve Kürtçe (Kurmanci) parçalar var. İlk albümümüz olan “Yanlışımız Var”da perküsyon ağırlıklı ve curanın yoğun kullanıldığı parçalar vardı. Bu albümde ise perküsyon yerine davul kullanımını tercih ettik, curayı daha az kullandık, bazı parçalarda duyumu değiştirmek adına klarnet, saksafon ve trompet gibi üflemeli enstrümanlara da yer verdik.

‘Mest’ isimli parçaya klip çekildi. Klip için neden ‘Mest’i seçtiniz?

Ali Doğan Gönültaş: Mest, kişinin kendi hakikati ile kurduğu saplantılı hali konu edinen bir şarkı. Evrenin merkezine kendi bildiklerini ve inandıklarını alan bir karakteri anlatmaya çalıştık. Bu karakterin bir ayiniceme girişi ve cem esnasında gördüklerini abartılı bir biçimde ifade edişini duyuyoruz. Aslında böyle insanları çokça görüyoruz etrafımızda. Konuşmaya, söze susamış, abartılı ve dipnot hastası insanlar. Tıpkı şarkıdaki karakter gibi, sık sık başkasının söylemlerine başvuran insanlar görüyoruz. Kocaman bir düşünce sürecinin bazen kısacık bir söze hapsedildiğine rastlarız. Bunun filozofların, şairlerin bazen yönetmenlerin üzerinden inşa edildiğini görürüz. Kişi bildiğini ya satmak istiyor ya da bildiğinden emin değilse kurtuluşu bir düşünürden bir sözcükle buluyor. Bizim karakterimiz hakikat üzerine bir şeyler söylüyor ve anlaşıldığı üzere Jodorovsky filmlerinden çok etkilenmiş. Bu albümün geneline yansıyan ironi, bu şarkıda da kendini gösterme iddiasında.

Albümde bir de Jehan Barbur’la düet var. Warway şarkısında yaptığınız düetin fikri nasıl ortaya çıktı?

Serhat Ayebe: Warway, Zazaca yalın ayak anlamına geliyor ve Zazaca’nın bugünkü halini yansıtıyor. Ayakta fakat yalın ayak olarak. Dilin yok olması hafızanın, anlamın yok olması demek. Bir dili konuşan kişi onun anlam derinliklerini hissedebilir ama bilmeyen için o dil sadece fonda yer alabilir. Biz bu noktada kontra bir tavır koymak istedik. Dili hiç bilmeyen fakat fonda durmayacak birinin dilinden anlatmak istedik. Sağ olsun Jehan Barbur davetimizi kırmadı ve şarkıya kattığı nefesiyle yaratmak istediğimiz atmosferi hissetti, hissettirdi. Böylesi distopik bir süreçte gerçekleşen bu ortak çalışma bizim nazarımızda çok kıymetli. Yalın ayak da olsa birlikte yürümek güzel.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Sezai Temelli: Kürtlerle barışacak iradeye ihtiyaç var

SONRAKİ HABER

Metal işçileri: MESS’in dayatmalarına karşı bir an önce harekete geçmeliyiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa