28 Eylül 2019 20:11

Kültürel soykırım yöntemi: Kayyum

Yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı: Farklı kültürlerin, inançların ve sanatın başkenti olan Amed’den ülkeye yayılan bir çığlık olacağız.

Fotoğraf: MA

Paylaş

Dr. Adnan Selçuk MIZRAKLI*

Mezopotamya, dağların, ovaların ve nehirlerin buluştuğu eşsiz bir coğrafya. Güneşin yedi iklim ve dört mevsimle kutsayıp insanlığa bahşettiği kutsallıkların mekanı. İlk kültürlerin, ilk inançların ve ilk uygarlıkların mayalandığı ve dalga dalga dört bir yana ve zamanın çağlarına yayıldığı kadim mekan. Zenginliklerin ve felaketlerin, cennet ve cehennemin çocuklarına aynı anda miraslandığı virane mekan, hem ilklerin beşiği ama aynı zamanda mezarlığı. Mezopotamya...

“Tarihin başlangıcı” denilir ya!.. Belki de bundandır hem ilgi uyandıran hem de korkunç olan. Her çağda ister doğudan ister batıdan hegemonlaşan her gücün mutlaka zapt etmeye çalıştığı uğrak bir alan. Ama aynı zamanda direnişlerin, başı darda olanların yeniden yaşama durmak için sığındığı direniş alanı.

Sonuçta hemen her çağda bu çatışma veya buluşmaların bölgedeki sosyal hareketlilikleri etkilediği, bölge halklarının kültürel ve etnik farklılaşmasına neden olduğu, toplumun kendi içinde ise sınıfsal ve mezhepsel ayrışmasına yol açtığı açık. Bu tarihsel-toplumsal ilişkinin bölgedeki kültürel, sosyal, inançsal değişim ve dönüşümleri etkilemediğini kim savunabilir ki? Evet, kültürel birikimlerin insanlık tarihiyle birlikte kesintisiz şekillendiği bu topraklarda kültürel soykırımlar da yaşatılmak istenmiştir. Kültürel soykırımın tatbik edildiği halklardan biri de Kürtlerdir. Kürtler bu soykırım uygulamalarından yüksek kesimlerdeki elverişli coğrafyası ve sözlü gelenekleri sayesinde kurtulmuştur. Kürtlerde kesintisiz devlet geleneğinin olmamasından kaynaklı yazılı bir kültür, sanat ve edebiyat yeterince gelişmemiştir. Daha çok nesilden nesile sözlü aktarılan bir geleneğin temsilcileri olmuşlardır. Bundan dolayı sıklıkla zorluklar yaşasalar da günümüze kadar kültürlerini taşıyabilmişlerdir.

1970’ler sonrası gelişen bir yazılı tarih, kültür sanat ve edebiyat anlayışı vardır. 1990’lı yıllar ile birlikte tarihe, sanata ve yazılı edebiyata daha fazla önem verilmiş ve eski eserler basılmaya başlanmıştır. Fakat en büyük gelişme 1999 yılında Kürtlerin belediyeleri kazanmaları ile birlikte olmuştur. Yerel yönetimlerin kazanılması aslında kültürün, sanatın, tarihin ve edebiyatın da yeniden kazanımı olmuştur diyebiliriz. Belediyelerin düzenlediği büyük kültür sanat festivalleri, edebiyat günleri, müzik dinletileri ve tarih sempozyumları ile birlikte yüzyıllardır bitirilmek istenilen bir kültür yeniden canlanmış, köklerine can suyu yürümüştür. Burada en önemli etkenin yerel yönetimler ve geliştirdiği anlayış olduğunu görmek gerekmektedir. Yerel yönetimler tarafından organize edilen ve dünyanın birçok ülkesinden gelen sanatçılar, edebiyatçılar, tarihçiler sayesinde Kürt kültürü halkla buluşmuştur. Sokaklarda, evlerde Kürt kültürü ve sanatı konuşulmaya başlanmıştır. Bunlar önemli gelişmelerdir. Bu kültür günlerinden ortaya çıkan değerler ise belgesel olarak, yazılı olarak tarihe not düşürmektedir. Tüm bunlar bize yerel yönetimler gerçeğinin ne kadar önemli olduğunu bir daha hatırlatmaktadır. Tam da buradan hareketle cevabını buluruz belediyelerimize neden el konulduğunun.

Dedikleri gibi belediyeler “dağa para aktardığı” için kayyum uygulaması geliştirilmedi. Çünkü tarihinden, köklerinden koparılmak istenilen, asimile edilerek biat edilmesi istenilen bir halk yaratılmak isteniyordu. Yerel yönetimler ise bunun önündeki en önemli engellerden biriydi. Bundan dolayı bu siyasi darbe gerçekleşti. İlk darbe dönemi diyebileceğimiz 2016 dönemine gittiğimizde, kayyumla birlikte en büyük saldırılar kültür ve kadın alanına yapıldı. Çünkü kadın kültürün taşıyıcısıdır. Dolayısı ile toplumun en büyük nüfuz alanına sahip, değişim ve dönüşümün öncüsü kadına, kadın ile birlikte geçmişe, tarihe yani kültüre saldırılmıştır. Tüm belediyelerimizde kadın ve kültür kurumları kapatılmış ve Kürt kültürüne ait ne varsa yasaklanmıştır. Kürtçe yazılar dahi silinmiş, heykeller parçalanmış, kitaplar, arşivler yakılmıştır. Bu kültürel soykırımcı bir politikanın uygulanış biçimidir.

Diyarbakır’a baktığımızda yılın tüm günlerine yayılan kültür sanat günleri tamamen yasaklanmış, bunun yerine arabesk kültür yaygınlaştırılmak istenmiştir. Örneğin merkez ve ilçelerimizde ramazan aylarında Kürt kültüründe yeri olmayan etkinlikler yapılmış ve asimilasyon uygulamaları bu şekilde geliştirilmek istenmiştir. Ramazan sohbetleri adı altında Türk-İslamcı kişiler getirilip gençler zehirlenmek istenmiştir. Mem û Zîn’lerimiz ve Derwêş û Edûle’lerimiz unutturulmak istenmiştir. Yabancı bir kültür dayatılmak istenmiştir. İki buçuk yıllık bu süreç zarfında köklerimizden koparılmak istendik. Daha çok kayyumun politikaları kültür sanat ve kadın üzerinden olmuştur. Yani ekonomi vb. uygulamalar çok daha sonra gelmektedir. Buradan da yola çıkarak şunu diyebiliriz; kesinlikle kayyumlar “Dağa para gönderildiği için” değil bir halkı kültürel soykırıma uğratmak için getirilmiştir.

Bizler 31 Mart ile birlikte yeniden belediyelerimize geldiğimizde bu ağır tahribatı gördük ve elimizden geldiğince bunları tamir etmeye başladık. Koşuyolu’nda düzenlediğimiz açık hava konserlerinde insanlar iki buçuk yıllık aradan sonra sokağa çıkmışlardı. Uçurtma şenliği ile çocukların yüzlerine tebessüm inmişti. Tiyatro günleri ile birlikte Kürtçe yeniden sokaklara inmeye başlamıştı. Kadınların kültür taşıyıcıları olduğuna inancımızla kadın kurumlarını tekrar açtığımızda, kadınlar kaldıkları yerden devam edebileceklerdi. İşte yeniden bu canlanmayı görenler, buna engel olmak için ikinci bir darbe sürecini başlattı. Hukuksuzca saldırılarını yeniden başlattılar. Bu soykırım saldırılarına bizler susmadan, korkmadan ve geri çekilmeden cevap vereceğiz. Çünkü geri çekilmek kültürel soykırım politikasını kabul etmektir, kültürümüze sırtımızı dönmemizdir. Asla ve asla kazanımlarımızı, köklerimizi vermeyeceğiz. Farklı kültürlerin, inançların ve sanatın başkenti olan Amed’den ülkeye yayılan bir çığlık olacağız. Tüm insanlığı da bu çığlığa ses olmaya çağırıyoruz.

Kimlikler insanlığın onurudur!

*Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Trabzonspor, CAS'ın 2010-2011 sezonu kararını İsviçre Federal Mahkemesine taşıdı

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa