07 Ağustos 2019 03:00

Resmi olmayan statü: Mültecilik

Aynı Türkiyeli işçi ve emekçiler gibi göçmenlerin hakları için mücadele etmek Türkiyeli işçi ve emekçilerin ve gençlerin görevidir.

Paylaş

Burak BAĞÇECİ 

Yıldız Teknik Üniversitesi

Ortadoğu’ya emperyalist müdahalelerin bir parçası olarak başlayan ve devam eden Suriye iç savaşının bir sonucu olarak Türkiye, uzunca bir süredir savaştan kaçan Suriyelilere “ev sahipliği” yapıyor. Ancak bu ev sahipliğinin sorunlu geçtiği malum. Nitekim AKP göç olgusunu başından beri iç ve dış politika malzemesi haline getirirken, bundan en kötü etkilenen göçmenler oluyordu. Şimdilerdeyse İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarıyla başlayarak göçmenler konusunda bir manevra yapıyorlar, tabi yine iç ve dış politikalarıyla uyumlu olarak. Onlar göçmenler üzerinden kendi çıkar hesaplarına göre manevralar yaparken, olan yine Suriyeliler başta olmak üzere bütün göçmenlere oluyor.

MÜLTECİ STATÜSÜNDE BİLE DEĞİL, GEÇİCİ KORUMA!

Türkiye için göçmen ve mülteciler konusu, başından sonuna sorunlu bir mesele olarak var oldu. Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan bu insanların mülteci statüsü yok. Çünkü devlet mültecilerin hukuki statüsüne dair Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi sınırlama ilkesini sürdürerek 1961 yılında imzalamış. Buna göre Türkiye’ye sadece Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü veriliyor. Dolayısıyla bugün Suriyeliler mülteci değiller, hukuki olarak “geçici koruma” statüsündeler. Eğer AKP savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilere mülteci statüsü vermek için hukuki adımlar atsaydı uluslararası koruma altına alınacaklardı, güvenli yaşamaları ve çalışmaları için altyapı sağlanacaktı. Fakat hükümet bunu yapmadı, yapmayı hiçbir zaman düşünmedi. Halbuki başta Suriyeliler olmak üzere Ortadoğu, Asya ve Afrika’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmış milyonlarca insan için “onlara kucak açtık” propagandasını yapmayı iyi biliyorlardı! Acılar içindeki İslam aleminin lideri, dünyanın bütün mazlumlarının koruyucusu imajına malzeme yapılmıştı göçmenler. Seçim meydanlarında bu naralar atılırken, gerçekte hiçbir yasal güvenceleri olmadan burada yaşamak zorunda kalan mülteci ve göçmenlerin hayatları nasıldı? Afrika ülkelerinden gelen göçmenler de kot taşlama atölyelerinde 13-15 saat çalışıyor, Suriyeliler asgari ücretin yarısına sigortasız sömürülüyor, Afganlar kâğıt toplayarak hayatta kalmaya çalışırken, küçücük çocuklar kış soğuğunda yalınayak mendil satıyorlardı. Ucuz iş gücü olarak çok “kullanışlılardı”, kapitalistler ve AKP de en çok bu özelliklerini seviyordu ya zaten.

GÖÇMENLER AKP ELİNDE BİR KOZ!

Savaşlardan, açlıktan kaçıp bir başka cehennemde kendilerini bulan göçmenler buradan da kaçıp Avrupa’ya gitmek istiyorlardı. Ama gidemediler, çünkü Türkiye ve AB “Geri Kabul Anlaşması” imzalayarak bunun önünü kesmişti. Tek şansları “kaçak” yollarla Avrupa’ya geçebilmekti, bunu denerken belki binlercesi hayatını kaybetti. Bodrum kıyılarına cansız bedeni vuran Aylan Kurdi için “İnsanlık bunun hesabını vermeyecek mi?” diye soran Tayyip Erdoğan, öbür gün “Kapıları bir açarsak görürsünüz gününüzü” diye Avrupa’yı tehdit ediyordu. Göçmenler bir yandan da AKP’nin siyasi pazarlıklarda mevzilendiği yeri belirleyen bir kozdu.

GÖÇMENLER YİNE PAZARLIK MALZEMESİ HALİNDE!

Bugünse AKP’nin söylemlerinin değişmeye başladığını görüyoruz. Mazlumlara olan sevgisi ve merhameti azaldığından değil ama çıkarları artık bunu gerektirdiğinden. Ekonomik krizin yarattığı işsizlik ve yoksulluğun sorumlusu olarak ilk onları görme eğilimi ve dolayısıyla nefret güçleniyor. O kadar ki bu yerel seçimlerde AKP’ye oy vermeme sebeplerinden biri haline bile gelebildi. İşçi ve emekçiler yaşadıkları sorunların sebebini mülteciler olarak görüp bunun için AKP’yi suçlarken, AKP’de bu suçlamalardan göçmenleri göndererek kurtulmaya çalışacak belli ki. “Mazlumlara kucak açıyoruz”dan “Afrika’dan gelmiş saat satıyor. Müsaade etmeyeceğiz”e dönüş başka nasıl olabilirdi ki? Böylesi bir politika daha büyük trajedilere yol açacaktır, Erdoğan’ın adına insanlığa hesap sorduğu Aylan Kurdi gibi. Göçmenleri kamplara ya da ülkelerine zorla geri göndermeye çalışmak, Avrupa’ya kaçak yollarla göçü arttıracaktır. Böylelikle İdlib, Akdeniz’deki doğalgaz gerilimi, S-400 alımları, Suriye’ye yeni askeri müdahaleler gibi meseleler gündemdeyken AKP’nin eli güçlenecektir Batı’ya karşı. Göçmenler yine pazarlık malzemesi halindedir yani.

HEP BİRLİKTE HESAP SORULACAK!

Türkiye’nin göç politikaları baştan sona çelişkilidir ve insani hiç değildir. Dolayısıyla milyonlarca göçmeniyle Türkiye’nin büyük bir sorunu vardır ve bu sorunun çözümü bu insanların en insani şekilde yaşamaları için gerekli sosyal adımları atmaktır, suçlularmış gibi davranıp “yakaladığını” geri göndermek değildir. Öyleyse dini, rengi, etnik kökeni ne olursa olsun yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan ve burada, aynı Türkiyeli işçi ve emekçiler gibi, hatta onlardan çok daha kötü koşullarda çalışan ve yaşayan göçmenlerin hakları için mücadele etmek Türkiyeli işçi ve emekçilerin ve gençlerin görevidir. İnsanları savaşlarla kan ve göz yaşına boğan, insanlık dışı koşullarda çalışmaya ve yaşamaya mahkûm eden kapitalistlerden ve onların siyasi temsilcilerinden hep birlikte sorulacak hesabı vardır.

ÖNCEKİ HABER

2019 YKS yerleştirme sonuçları açıklandı

SONRAKİ HABER

Ekofest’te çevre mücadeleleri konuşuldu: Mücadeleleri birleştirmek gerek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa